Bira ve sınıf

Bira insanın ürettiği ilk alkollü içkidir. İlk kez Mezopotamya'da buğday çorbasının mayalanması ile keşfedilmiştir. Sümer ve Mısır belgelerinden anlaşıldığı kadarıyla yazının bulunmasından sonra da Ortadoğu'da başlıca alkollü içki olarak bol miktarda tüketilmiştir. Biranın yaygınlaşmasının bir sebebi de sudan daha sağlıklı olduğuna inanılmasıydı.

Avrupa’da birayı ilk üretenler M.Ö. 1. yüzyılda Keltler’di. Romalılar tarafından bira bir “barbar” içkisi olarak görülürdü. Ancak Avrupa’da bira 4. yüzyılın başlarında yaygınlaştı. Kayıtlara göre Almanya’da ilk bira 8. yüzyılda üretilmişti. Orta Avrupa’da 9. yüzyılda bira öncelikle manastırlarda üretiliyordu. Bu açıdan özellikle Bavyera ve Bohemya öne çıkıyordu. Çünkü bu iki bölge iklimsel olarak bira yapımına daha uygundular. Bira yapımıyla daha çok keşişler ilgileniyordu ve günde beş litre bira içmelerine izin veriliyordu. Tüketiminden daha fazla bira üretmeye başlayan manastırlar bu işin ticaretini yapmaya başladılar. Bugün hâlâ Belçika, Hollanda ve Almanya’da bira üreten manastırlar vardır.

Avrupa’da bira alt sınıfların içkisiydi. Özellikle temiz su bulmanın zor olduğu dönemlerde hayatta kalmanın bir aracına da dönüştü. Bira ile patatesin gastronomik ikizliği de aslında tarihsel koşulların ürünüydü. Patates özellikle tercih edilen değil, kıtlık dönemlerinde alt sınıfların hayatta kalmasını sağlayan bir besindi. Dolayısıyla birayla patates uzun dönemler alt sınıfların açlıklarını ve susuzluklarını giderdi.

1516 yılında, Bavyera Dükü Wilhelm IV, “Alman bira saflığı yasası” olarak da bilinen Reinheitsgebot’u yürürlüğe koydu. Bu yasaya göre, birada kullanılabilecek bileşenler şerbetçiotu, arpa ve su olarak tanımlanmıştı. Daha sonra ise maya içerecek şekilde gözden geçirildi. Yasa, bira üreticilerinin doğal tüketimde ekonomiye gidilerek, buğdayın ekmek yerine bira için kullanılmasını veya ucuz katkı maddeleri kullanılmasını önlediğinden, kısmen tüketicinin korunmasını sağlamak üzere çıkartılmıştı. Her ne kadar kanun 1987’den itibaren en katı haliyle yürürlükte olmasa da Almanya ve ötesindeki birçok bira fabrikası hâlâ eski standartları korumakta, garanti ettiği saflık ve kaliteyle iftihar etmektedir.

Bira, Osmanlı’ya Tanzimat ile birlikte gelen ürün, kavram, kurumlardan biridir. “Bu topraklarda” biraya dair ilk mevzuat 1847’de gündeme gelmiştir. Osmanlı’da bira üretimi 1896 yılında 1,2 milyon litre idi. Bu rakam 1913-1914 yılları arası 9,9 milyon litreye ulaşmıştır. Cumhuriyet döneminde ise bu rakama ancak 1940'lı yıllarda ulaşılmıştır.

Ülkemizde ilk olarak modern üretim teknikleri ile bira üreten Bomonti kardeşlerdir. 1890 yılında Feriköy’de kurdukları tesiste “üst fermantasyon” ile bira üretimine başlamışlardır. Bu tarihten önce de ülkemizde bira üretildiğine dair belgeler de bulunmaktadır. Bunlardan ilginç bir tanesi İzmir’deki Punta Birahanesi’ne ait Veuve Prokopp markalı bira şişesidir. Şişede yazan kuruluş tarihi 1846’dır.

Birahaneler biranın tüketildiği en keyifli mekânlardı. 1888'de, 15'i Beyoğlu'nda, 8'i Galata'da, 8'i çeşitli semtlerde olmak üzere İstanbul'da 31 birahane bulunuyordu. Bomonti Bira Fabrikası'nın üretime geçtiği yıllarda, Osmanlı topraklarında sadece 4 kentte birahanelerin varlığı göze çarpıyor: İstanbul, İzmir, Selanik ve Ankara. 1921'de, İstanbul'daki birahane sayısı ise 52'ye yükselmiştir.

Osmanlı-Türkiye tecrübesinde bira büyük ölçüde modernleşme paketi içinde yer almış seçeneklerden biriydi. Modernleşme projesinin taşıyıcısı olan sınıfların, zümrelerin tüketim kalıpları içinde yer aldı uzun bir zaman. Bugün ise ne dünyada ne de Türkiye’de bira tüketimi doğrudan sınıfsal bir arka plana yaslanıyor. Hatta yapılan araştırmalara göre bu konuda daha çok kuşaksal bir ayrımdan söz etmek çok daha anlamlı. Yani bira, örneğin rakı ve şaraba göre daha çok bir genç içkisi.

Hızla kentlileşen, eğitime erişen, sekülerleşen, sınıf atlayan İslamcı ailelerin çocukları muhtemelen alkol ile bira üzerinden tanışıyorlar. Yıllar sonra bir birahanede karşılaştığım eski bir İslamcı öğrencim light bira içmesini bana aynen şöyle açıklamıştı: “Hocam eskiden bizim bununla karşı karşıya gelme imkânlarımız kısıtlıydı. Üstelik paramız da yoktu. Ama artık öyle değil. Üstelik şu elimdeki şişedeki biranın eskiden çok sık tükettiğimiz bozadan ne farkı var?” Yanlış anlaşılmasın. Niyetim kimseyi yargılamak değil. Ancak bu örnek sekülerleşen bir zihnin eylemlerinin tefsirini yapma biçimini açısından inanılmaz bir perspektif sunuyor. Üstelik bu tip örneklerde biranın sadece ekonomi-politik sınıfları değil, aynı zamanda kültür-politik, hatta teoloji-politik sınıfsal ayrımları bile aşabildiğini görebiliyoruz.

Kısacası artık belli içkiler eskiden olduğu gibi doğrudan belli toplumsal sınıflara işaret etmiyor. Her şeye rağmen geniş bir orta sınıflaşma, herkesi her şeye erişebilir hale getirdi. Ancak bütün bunlar bu çerçevede bile sınıfların yok olduğu anlamına da gelmiyor elbette. Bira var, bira var! St. Erik’s marka bir patates cipsinin paketi 56 Dolar. İçinden sadece 5 adet cips çıkıyor.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR