Boğazlar meselesi (2): Lozan Boğazlar Sözleşmesi…

Açık işgale karşı verilen Kurtuluş Savaşı'nın başarısı, Ankara hükümetinin devlet kurma iradesini Lozan Konferansı'na taşımasını getirecekti.  

Boğazları işgal eden ve kurdukları Boğazlar Komisyonu üzerinden boğazları kontrol eden İtilaf Devletleri ile Birinci Dünya Savaşı'nda yenilmiş olsa da boğazlar üzerinde hak arayan İttifak Devletleri arasında yaşanan sorunlar, Lozan'da boğazlar meselesi bölümünde tartışılacaktı.

Lozan Konferansı, Türkiye devletinin bağımsız ve egemen bir devlet olduğunu onaylamakla birlikte, boğazlar meselesinin ciddiyetine tekabül eden çözümler getirmeyecekti.   

Sonuçta galiplerin çağrısıyla düzenlenen bir konferanstı. Antlaşmanın kurallarını galip İtilaf Devletleri koyacak, mağlup İttifak Devletleri buna uymaya mecbur bırakılacaktı.

Osmanlı, Rusya ve Avusturya-Prusya İmparatorlukları Birinci Dünya Savaşı'nın bir sonucu olarak tarihe havale olacaktı.

Kurtuluş Savaşı'nın engellemesiyle Sevr Antlaşması'nı uygulatamayan İtilaf Devletleri, Yakın Doğu meselesi çerçevesinde Sevr'in kararlarını hafifleterek Ankara Hükümeti'ne kabul ettirmek istiyor olmalıydı.

Tartışmalı konular, Misak-ı Milli ve Kürdistan, Musul, Boğazlar, Adalar ve Azınlıklar, Düyun-u Umumiye, Kapitülasyonlar ile İstanbul, Çanakkale Boğazları ve Marmara Denizi'nden oluşan boğazlar bölgesi çözümünü dayatan sorunların de içinde olduğu 143 maddede yer alan sorunları barındırıyordu.

 'TÜM DÜNYAYI İLGİLENDİREN SORUN'

İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un bu sözleriyle Lozan Konferansı tartışmaya açılacaktı.

Yakın Doğu Meselesi'nin çözüm zemini olarak da tanımlanan Lozan Konferansı, gerçekten de dünyayı yakından ilgilendiren bir konferanstı.

SOVYET RUSYA'NIN BOĞAZLAR HASSASİYETİ

Birinci Dünya Savaşı'na girerken İstanbul ve boğazlarla ilgili egemenliğin paylaşımı çerçevesinde İngiltere ve Fransa, Çarlık Rusya'sı ile "gizli" bir anlaşma yapmıştı.

Sovyet Devrimi ile birlikte Lenin, bütün bir dış politikayı ve boğazlar politikasını köklü bir şekilde değiştirmişti.

Öncelikle Rusya'yı savaştan çekmişti.

Osmanlı İmparatorluğu'nun doğusunda Çarlık Rusya'nın işgal ettiği topraklardan da Rus askerlerini çekmişti. Çarlık Rusya'sının, İngiltere ve diğer emperyalist devletlerle yaptığı bütün "gizli" anlaşmaları faş etmişti.

Beklenmedik devrimci durum, Birinci Dünya Savaşı'nın erken bitmesini sağlayacak, İngiltere, Sovyet Rusya'yı kuşatma ve yıkma amaçlı savaş politikasına geçerek, Ortadoğu'nun yanı sıra Yakın Doğu'da kendi egemenliğini kurma yollarını aramaya başlayacaktı.  

...

Evet… Boğazlarla ilgili Sovyet politikasında dönüşüm köklüydü.

Sovyet Rusya, boğazlar üzerinden defalarca saldırıya uğramıştı.

İtilaf Devletleri'nin, Sovyet Rusya'yı yıkmak için uyguladıkları, kuşatma ve iç savaş politikalarının anıları hafızalarda çok canlıydı.

Bir önceki makalemde bahsetmiştim… Çarlık dönemi olmakla birlikte, Enver Paşa - Almanya iş birliğinin 'Odessa, Sivastopol ve Novorossisk limanlarının ve Rus donanmasının bombalanması' üzerinden Osmanlıyı savaşa katma provokasyonu da akıllardaydı.

Sovyet Rusya bu tür emperyalizm yönlendirmesi sürprizlerle karşılaşmamak için İngiliz filolarının Karadeniz'e girmesini istemiyordu, bu nedenle boğazların savaş gemilerine kapalı olmasından yanaydı.

Hep söylenir, Rusya'nın tarihsel emeli sıcak denizler inmektir.

Çarlık Rusya'sı için bu "sıcak deniz" belirlemesi doğru olmakla birlikte, Sovyet Rusya için buna doğru denemez. Nitekim Lozan'da Sovyet Rusya Akdeniz'e inmenin lafzını bile etmeyecekti.

Diyebiliriz ki boğazlarla ilgili Sovyet Rusya siyaseti Çarlık Rusyası'nın bu işgalci siyasetinin reddine dayanıyordu.

Nitekim Ankara Hükümeti ile yaptığı 1921 Moskova Antlaşması ile Çarlık Rusya'nın Osmanlı Devleti ile imzaladığı bütün anlaşmaların hükümsüz olduğunu kabul etmişti.  

Konferansta Sovyet Rusya delegasyonu boğazlarda tam ve sürekli ticaret serbestliği isterken, savaşta ve barışta boğazların Türkiye dışındaki bütün ulusların savaş gemilerinin geçişine kapanması için ısrar da edecekti.

Sovyet delegasyonunun bu yönlü anlaşma teklifi, İsmet İnönü'nün boğazlarla ilgili ileri sürdüğü anlaşma teklifinden daha fazla Türkiye yanlısı idi.

Bu anlaşılır bir tutumdu.  Çünkü boğazlar, Sovyet Rusya'nın savunma sistemi içinde Yakın Doğu'daki en hassas bir nokta da duruyordu. 

İngiltere ve İtilaf Devletlerinin boğazlar siyaseti

İtilaf Devletleri boğazları kapamanın Karadeniz'de sınırsız bir Rus egemenliğine yol açacağı düşüncesindeydi.

İngiltere'nin, boğazlar meselesinde Lozan'da savunduğu görüş o tarihe kadar benimsemiş olduğu görüşün tam zıddı idi.

19'uncu yüzyıl İngiltere'sinin takip ettiği boğazlar siyaseti, dünya hakimiyetini denizlerde arayan bir devlet sıfatıyla, boğazları Rus kuvvetlerine kapalı tutmaya dayalı bir siyasetti.

İngiltere'nin Rusya'yı bu şekilde Karadeniz'de kapalı tutma siyasetinin temeli, İmparatorluğun can damarı olan Hint yolunun güvenliği düşüncesi idi.

İngiltere, boğazların açıklığı halinde Karadeniz'e girebilmesinden elde edebileceği faydayı, Rus donanmasının Akdeniz'e çıkabilmesinden doğabilecek zararla kıyaslamış ve zararın ağır bastığı düşüncesiyle boğazların kapalılığını bir İngiliz siyaseti olarak benimsemişti.

Ancak aynı İngiltere, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, boğazların açıklığı rejimini tercih edecekti. Nitekim Lozan'da Lord Curzon, vaktiyle kapalılığı savunmuşken, şimdi açıklık rejimini istemelerini, Avrupa'da, özellikle Rusya'da da siyasi durumun değişmesiyle açıklayacaktı.

Fransa, İtalya, Amerika, Japonya, Romanya, Bulgaristan ve Yugoslavya siyaseti, çıkarların dereceli olması çerçevesinde İngiltere ile aynı noktada birleşecekti.

Bu boğazların savaş ve barış zamanlarında ticaret gemilerine açıklığı siyaseti idi. Esas mesele bu açıklığın savaş zamanında savaş gemilerine uygulanıp uygulanamayacağı, şayet uygulanacaksa ne kadar uygulanacağı idi.  


Türkiye'ye gelince…

Konferans katılımcısı diğer ülkeler, boğazlar siyasetini başından itibaren açık ifade ederken, Türkiye temkinli bir biçim altında zamana yayacaktı.

Türkiye, bu arada 'düşman bloklar' arasında sıkışıp kalma kaygısıyla Batılı güçlere karşı Sovyet Rusya kartını uygun bir üslupla oynamayı ihmal etmeyecekti.  

İsmet İnönü'nün, ilk temaslar sırasında Lord Curzon'a "Ruslarla yakın münasebetlerde olduğunu" belirterek İtilaf Grubu'na karşı yalnız olmadıklarını ifade etmiş olması bunun sonucuydu

Öte yandan, 2 Aralık 1922 tarihinde Heyet-i Vekile Riyaseti'ne çektiği telgrafta; 'Türkiye'nin Boğazların sefain-i harbîye ye (harp gemilerine) açık olmasını kabul ettiği takdirde bunun Damat Ferit politikasının tekrarı olacağı' konusunda Sovyet Delegasyonu Başkanı Çiçerin'e beyanlarını da aktarıyordu.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR