'Altın beyin' olarak nam salmış bir devrimci: Mümtaz Soysal

12 Mart 1971… Askeri müdahalenin ağıtlığı her alanda yaşanıyor…

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan tutuklanmışlar, idam edilmek üzere sözde yargılanıyorlar.

Basına, deyim yerindeyse “Abdülhamit sansürü” uygulanıyor. Cumhuriyet ve Akşam gazeteleri de bu sansürden paylarını kapatılarak alıyor.

Yüzlerce, belki binlerce kitap sakıncalı, topluca yakılıyor…

Bir siyasi parti TİP, bir işçi örgütü DİSK kapatılıyor… Anayasal hak olmasına karşın grev ve lokavt yasaklanıyor.

Ötesinde, binlerce üniversite öğretim üyesi ve öğrencisi, gazeteci, sendikacı gözaltında… İşkence altında sorgulanıyorlar…

Biz Ankara’da, Merkez Komutanlığı’nda iki barakaya tıkıştırılmış, günlerdir neyle suçlanacağımızı bekliyoruz…

Barakanın kapısı açıldı… Hocalarımız Mümtaz Soysal ve Cahit Talas içeriye alındılar. Takım elbiseleri ve üstünde beyaz pardösüleri bizi ziyarete gelmiş gibiler…

Başta Bahri Savcı, Sadun Aren ve Faruk Eren hocalarımız, İlhami Soysal, Uğur Mumcu, Fakir Baykurt, Zülfü Livaneli hemen yanlarına gittiler.

Gözaltına alındıklarına inanamıyoruz.

Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde dersten alınmışlar.

Öğrencilerinin alkış koridoru içinden geçirilip sözde nezarethaneye dönüştürülmüş bizim barakaya getirilmişler…

Hocalarımız için hemen bir ranzayı boşalttık. Ranzanın eski sahibi öğrenci arkadaşlarımız da birbiriyle birleştirilmiş ranzalara “üçüncü konuk” oldular…

Yaklaşık iki hafta sonra, barakanın ilk konukları bizlerin bir ayı dolmak üzereydi ki, hâkim karşısına çıkarıldık.

Çoğunlukla tutuklandık ve Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderildik…

Yaşama veda etmiş olsa da nefes almayı sürdürüyor

Mamak Askeri Cezaevi'nde Sadun Aren, Mümtaz Soysal, İlham, Soysal, Adil Özkol, Hüseyin Ergun ve ben bir odadayız. Mümtaz Hocam ile aynı ranzayı paylaşıyoruz…

Gardiyanlık yaptırılan dost bir yedek subay kulaklarımıza fısıldadı;

Muammer Aksoy hocamızı da tutuklamışlar, cezaevine getiriyorlarmış…

O sakin, zarafet dolu, ama eğilmeyen, bükülmeyen kararlı duruşuyla bizlere devrimciliğin maçoluk olmadığı ufkunu da açan Mümtaz Hocam ranzadan büyük bir öfkeyle atladı.

Koridora, bizi özgürlüğümüzden koparan demir parmaklıklara tırmandı.

Elleri sanki kartal pençesi parmaklıları yumrukluyor ve tüm gücüyle bağırıyor;

Sesi yılları aştı, hala kulaklarında:

Muammer Hocayı buraya sığdıramazsınız…

Gerçekten de, sığdıramadılar…

Pikabını getirtti, Sabah 5’de bizi “Bach” çalarak uyandırma lüksüyle tanıştırdı.

Savunmasını bir hukuk dersi olarak sabah yürüyüşünü yaparken elinde kağıt kalem, kitaplaştırdı…

Baktılar olmuyor, kahpece katlederek mezara sığdırmayı denediler. Onu da başaramadılar...

Şimdi de Mümtaz Hocam… Yaşama veda etmiş olsa da nefes almayı sürdürüyor.

Düşünceleri, hem okulda hem de okul dışında öğrencilerine kattıklarıyla hep bizimle birlikte olacak…

Değeri Türkiye sınırlarını da aşmış, evrenselleşmiştir

Mümtaz Hocamızı burada, bir yazıyla anlatmaya hiç birimizin sözlük dağarcığı yetmez. Bunu biliyoruz…

O sadece dersini anlatan, tane tane açıklayan iyi bir öğretmen değildi.

Ayakta, koltuğun kenarına dayanarak ders anlatırken, alçak gönüllüğüyle arkadaş olduğu öğrencilerine aynı zamanda ilhamda veren bir yaşam önderiydi.

Sadece bir hukuk abidesi, bir siyaset bilgesi de değildi. Aynı zamanda “altın beyin” olarak nam salmış bir devrimciydi.

Şaşırmış ve nereye gideceğini kestiremeyen, sorunlar ortasında bocalayan Türkiye’ye yön arayışındaydı.

Doğan Avcıoğlu ile birlikte çıkarttıkları, İlhan Selçuk ve İlhami Soysal’ın da omuz verdiği Yön Dergisi bu arayışı seslendirmişti.

Mümtaz Soysal hocamızın, Doğan Avcıoğlu’nun muhteşem kitabı "Türkiye’nin Düzeni" ile aynı yıl yayınlanan "Anayasaya Giriş" kitabı, gerçekçe bu arayışın, Yön’ün senteziydi.

12 Mart müdahalesini gerçekleştiren egemen yapının bir hedefi de, Türkiye’de siyasetin tartışma odağı haline gelen, bir tür zincirleme reaksiyonla toplumu  derinden etkileyen bu iki kitabın ışığının karartılmasıydı. Başaramadılar.

Mümtaz Soysal hocamız inancının cesaretine sahipti.

En zor koşullarda, en ağır sıkıntılara katlanarak düşüncelerini daima azimle ve kararlılıkla cesaretle dile getirmiş, Türkiye sevdalılarının umut ışığı olmuştur.

Değeri Türkiye sınırlarını da aşmış, evrenselleşmiştir.

Birleşmiş Milletler'in “Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu” olan UNESCO, 1978 yılı Genel Kurulu’nda, 1981 yılının “Atatürk Yılı” olarak kutlanmasını kararlaştırırken Mümtaz Soysal hocamızı da unutmamıştır.

Hocamız, kurumun verdiği ilk “insan hakları” ödülünün sahibi olmuştur.

Faşist cuntaların karartamadığı ışığı söndürmeye ölümün de gücü yetmeyecek.

Mümtaz Soysal hocamızı doğaya verirken, devrimcilerin ölmediği, ruhlarının birbirine geçtiği; devrimcilerin birbirlerini sevecenlikle ve yürekleriyle andıkları görülecek:

- Buyurun Hocam sizi dinliyoruz…


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR