Absürt tiyatronun habercisi: En Güzel Günlerin

Öyküleriyle şöhrete kavuşan William Saroyan, bir süre sonra tiyatro yapımcılarının ilgisi çeker. İlk olarak 'Yüreğim Dağlardadır' isimli bir oyun kaleme alan yazar, Tiyatro Eleştirmenleri Cemiyeti’nin gecesinde Bay Dowling’le tanışır. Dowling’in, “Yazdığın her oyunu gözüm kapalı alırım” demesiyle, New York’ta bir otele kapanan Saroyan, yazmaya başlar. Kendine bir program çıkarır. Altı günde oyunun yazım sürecini tamamlayacaktır. Totalde altı perde yazacaktır. Yani her gün bir perdeyi bitirmek zorundadır. “Önemli olan kaç perde olacağı değil, altı günde, bir işçinin haftalık çalışma süresi içinde yazılıp bitirilmesiydi. Her yazar bir işçidir ne de olsa.” 8 Mayıs 1939 Pazartesi ile 13 Mayıs 1939 Cumartesi günleri arası oyunu yazmayı bitirir. Hedeflediğine ulaşır fakat oyun altı değil beş perde olmuştur.

Saroyan, gece gündüz durmaksızın yazdığını söyler. Sosyal hayattan ziyadesiyle sıkıldığı bir dönemde yazmaya başlamıştır. Çalışmak ona iyi gelmiştir. Öyle ki bu altı günlük çalışma, “yeniden bir emekçi onuru ve gururuna kavuşmam için yeterli oluyor” der.

'En Güzel Günlerin' ismini taşıyan bu oyun, rıhtımda, köhne bir barda takılan bir grup genç adamı anlatır. Ana karakter Joe, tıpkı 'Yüreğim Dağlardadır'daki Ben Alexander gibi egemenlerin hoşuna gitmeyen, aykırı duran ve “kendi başına takılan” bir adamdır. Bu halinden dolayı ne utanır, ne de gocunur. Saroyan, Joe ve arkadaşlarından yola çıkarak yaşamda trajik olanı komik bir yola aktarmaya çalışır. “…modern hayatın kafa karışıklıklarıyla paradokslarını resmeden oyun” henüz erken bir dönemde -1939’da- daha ortada Beckett’in 'Godot’yu Beklerken’i (1952), Ionesco’nun 'Kel Şarkıcı'sı yokken, absürt tiyatronun habercisi olur.


En Güzel Günlerin,William Saroyan, Aras Yayıncılık, 2019.

Saroyan bu metinle 1939 yılında hem Pulitzer Ödülü’nü, hem de New York Drama Eleştirmenleri Ödülü’nü kazanır. Fakat Pulitzer Ödülü’nü reddeder. Zira kendisi tıpkı oyunda da hissettirdiği gibi, sanatın egemenlerin hizmetinde bulunmasından rahatsız olur.

Oyun, yönetmen Henry Codman Potter tarafından 1948 yılında sinemaya uyarlanır. Başrolde James Cagney oynar. 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarında Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından 'Yaşamak Vakti' adıyla sahnelenir.

Saroyan, erken vakitte, 'En Güzel Günlerin' isimli oyun için, Amerikan tiyatrosunun geleceğini etkileyeceğini söyler. “Ben bunun nedenini biliyorum, ama her mesleğin kendi işlevini yerine getirme hakkı olduğuna inandığımdan, ayrıntıları eleştirmenlere bırakıyorum” diyen yazar, çalışma biçimiyle ilgili samimi açıklamalarda bulunur. Her yerde ve her koşulda yazabileceğini iddia eden Saroyan, bu oyunu özellikle hızlı yazmak zorunda olduğunu söyler. Zira kapalı bir havada, havalandırması kötü olan manzarasız bir otel odasında kalmak zorundadır. Ayrıca uzun süredir ziyaretini ertelediği Dublin’e gitmeyi canı gönülden istemektedir. Bunun için de oyunu tiyatro yapımcısına teslim edip parasını alması gerekir.

Saroyan, oyun yazarlığıyla edebi yazarlık arasında bir fark olduğunu düşünür. Oyunların, yapısı itibariyle yazar ve okur arasında cereyan eden bir hadise olarak kalamayacağını, metni anlamlarından şeyin karakterleri çalışan, onlara hayat veren oyuncular olduğunu ve bu sayede bir mana yaratılabileceğini düşünen Saroyan, ortaya çıkan hissin her seyircide üç aşağı beş yukarı aynı şekilde algılanması gerektiğini söyler. Yine bu noktadan yola çıkarak, bir meslek olan oyun yazarlığı için tercih edilecek en kötü yolun okula gitmek olduğunu dile getiren Saroyan, “Bu yol dünyadaki bütün ahmakların seçeceği yoldur ve şüphesiz bir çeşit oyunların yazılmasına sebep olacaktır da ancak öyle zannediyorum ki bu oyunlar yazılmazsalar çok daha iyi olur” der. Daha çok yaşamla bir ilişki kurulmasını, hayatın başka yollardan kavranması gerektiğini düşünen Saroyan ekler: Zaman içinde olduğun şeyi olmaya, başlangıçtan itibaren başlarsın. Sınıfta değil.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR