Kurmaca dedektifi Ricardo Piglia

Okumanın, yorumlamanın, yazmanın ve eleştirinin, bir formülü ve tekniği yok. Bütün bunlara ilişkin yazarların, eleştirmenlerin ve düşünürlerin bireysel deneyimleri ve onları aktarma süreçleri var. Yazar ve eleştirmen Ricardo Piglia, tam olarak buna atıf yapan makaleler ve kitaplar kaleme almış bir isim.

Yazmayı ve okumayı birbiriyle ilintili eylemler olarak tanımlayan Piglia, Türkçeye de çevrilen 'Son Okur'da (Çeviren: Pınar Savaş, Delidolu Yayınları, 2018), metinleri incelemeye başlayanların, “yazarın satırlarını çarpıtan, kötü okuyan ve karmaşık algılayan kişi” olduğunu; böyle bir hakkı bulunduğunu söylemişti. Başka bir deyişle okurun, kitabı yeniden yazan kişi olduğunu anlatmaya çalışıyordu Piglia.

Kurmacayı analiz eden, parçalarına ayırıp yeniden birleştiren okur, anlam inşasına bir şifre çözücü ve yorumcu olarak katılıyor Piglia’ya göre. Bu noktada okuduklarını yaşayanlar, yaşamı okuyanlar, hatalı okuyanlar, okumanın okumasını yapanlar ve çarpıttıkları gerçeklikten hareketle yeni hakikatler yaratanlar buluşuyor.

Piglia, okurun bu eylemine kafa yorarken metne de odaklanıyor. 'Kurmaca ve Eleştiri'de yazar, gerçek ile kurmacanın hangi noktalarda bir araya geldiğini, hemen her şeyin nasıl kurmacaya dönüştürülebildiğini, bir metnin kurmaca hâline gelmesini sağlayan koşulları ve kurmaca-sanat bağlantısını tartışıp dedektifliğe soyunuyor.

'BULANIK ALAN'DAKİ YAZAR VE OKUR
Piglia, okurun metni istediği gibi yorumlama hakkı olduğunu savunurken yazarın da onu arzu ettiği gibi kaleme alma özgürlüğü bulunduğunu hatırlatıyor her şeyden önce. Kurmacayı günlük olaylar, kişinin başından geçenler ya da psikanaliz belirleyebilir. Piglia, gerçek ile kurmacanın kesişimine “bulanık alan” diyor ve burada çalışmaktan neden keyif aldığını anlatıyor: “Gerçekle kurmacanın kesiştiği bulanık alanda çalışmak ilgimi çekiyor. Çünkü her şeyden önce kurmacanın, örneğin bir bilim gibi sınırları belirlenmiş kendine özgü bir alanı yok. Her şey kurmacaya dönüştürülebilir. Kurmaca, inanç üzerine çalışır ve bu anlamda ideolojiyi, gerçekliğin bilinen tüm modellerini ve elbette bir metni, gerçek ya da kurmaca hâline getiren temel unsurları içinde barındırır. Gerçeklik her zaman kurmacayla örülü hâldedir.”

Piglia, kurmacanın yaratılışı ve okunuşu üzerine düşünürken okuma ve yazmaya dair eleştirilere de imza atıyor. Bir noktadan sonra bu, eleştirinin eleştirisine dönüşüyor. “Yazar, bir bakıma edebiyatın ne olduğunu anlamak için yazar” cümlesi, söz konusu eleştiriyi perçinliyor; okuma ve yazmanın bir tür eleştiri hâline geldiğini anımsatıyor.

Piglia, bu eylemlerin ışığında, eleştiriyi otobiyografinin modern biçimlerinden biri diye niteliyor: “İnsan, okudukları hakkında yorum yazabileceğine inandığında, aslında kendi yaşam birikimini ortaya koyar (...) Eleştirmen de aslında metni okurken kendi yaşamını irdeleyip yeni bir kalıba döken ve onu yeniden yaratandır. Eleştiri, otobiyografinin post-Freudyen bir biçimidir. İdeolojik, teorik, politik, kültürel bir otobiyografi…”

Piglia’nın 'Son Okur'da uzun uzun anlattığı “çoklu okuma”nın bir örneğine, 'Kurmaca ve Eleştiri'de de rastlıyoruz. Eleştiri ve yorumlama bağlamında kurmacanın, hem oluşturulması hem de okunmasının edebiyatla sınırlanmaması; işin içine psikolojinin, sinema ve diğer sanat dallarının girmesi gerektiğini hatırlatan yazar, hitap edilen ve metinle karşılaşan kitlenin de bu noktada önemli olduğunu söyleyip pazara dair bir eleştiriye yöneliyor: “Homojen bir okur kitlesi olabileceği düşüncesi tabii ki bir yanılsamadır. Ben farklı farklı okur kitleleri olduğunu, bazen ilgi alanları ekseninde yollarının kesiştiğini düşünüyorum. Ama pazar, bu farklı okur kitlelerini, bu çeşitliliği tektipleştirmeye çalışıyor. Giderek yoğunlaşan (...) çoksatan bombardımanı, bu tektipleştirmenin ana unsuru hâline geldi.”

'DEĞERLİ ELEŞTİRİ'NİN İZİNDE
Piglia, 'Kurmaca ve Eleştiri'de yazar-okur bağını inceliyor. Metni kurgulayan yazar ile onu okuyup yorumlayan ve ardından eleştiriye girişen ciddi okur ilintisine yoğunlaşan Piglia; metnin, yazarın ve okurun biçimlenme sürecini tarihsel örnekler eşliğinde çözümlüyor. Bir diğer deyişle yazarın okurluğunu, okurun eleştirmenliğini; edebiyatı hayata taşıyan yazarı, hayatı edebiyata katan okuru anlatırken, “edebiyat, hayatın üzerini çizenlerin varlığını mümkün kılan yerdir” diyor. Tam da buradan ve kendi romanlarından hareketle Piglia, kurmacanın inşasına, oluşturulan karakterlerin politik yönlerine, roman ve ütopya bağlantısına, kendi kitaplarının kültürel ve siyasi arka planına dair açıklamalar yapıyor. Bu arada Piglia’nın Borges, Cortázar, Kafka, Poe, Gide, Faulkner, Brecht, Joyce vd. yazarlarla ilgili yorumları da çıkıyor karşımıza.

Piglia, bu yorumları yaparken yanıtını aradığı “Bir yazar, edebiyatın üretim koşullarını zihninde nasıl biçimlendirir?” sorusu ışığında, tekrar kurmaca ve gerçeklik bağlantısına ilişkin kalem oynatıyor: “Edebiyat, gerçekliğin yıkıntıları üzerine inşa edilir. Edebiyattaki kentler var olsa da çoktan yerle bir olmuştur. Hepsi de Odysseus’un İthaka adası gibi kaybolmuş ama gerçek yerlerdir. Bu yüzden insan, okuduğu bir yeri dolaştığı zaman, ancak küçük ipuçları bulabilir. Edebiyatta bu ipuçları müthiş gizemli görünür.”

Piglia, edebiyatla sınırlı kalmayan, toplumsal işlevleri, dili ve insan ilişkilerini kapsayan “değerli eleştiri”nin izini sürüyor, okur ve yazarken hep bunu göz önünde bulundurduğunu belirtiyor.

Piglia, 'Kurmaca ve Eleştiri’de, hem okuduğu metinlerin ve yazarların hem de kendi kitaplarının eleştirmeni olarak çıkıyor karşımıza. Okuma ve yazma deneyimlerinin yanı sıra kurmacayı oluşturan koşulların, ruh hâllerinin ve toplumsal-kültürel ortamların yorumculuğuna soyunan yazar, okurun içindeki eleştirmeni ortaya çıkarırken edebiyat eserlerindeki nüktelerin ve ironilerin gerçeklikle bağlantılarını çözümleyen bir araştırmacıya dönüşüyor; anlatı sanatının inceliklerini, kendi penceresinden bakarak sorular ve sorunlardan hareketle yorumlamayı deniyor.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR