Hayalet kitap: Fantom Ağrı

Modern Türkçe şiirin, yüz yılı geçen sürede oluşmuş birikimi ve deneyimi gösteriyor ki şair “aşağıya bakmazsa”, boyun eğmezse ve dilin sınırlarını açma, aşma, genişletme, derinleştirme tavrını sürdürürse şiir de sürer.

Şiirin geleceğine ilişkin duyulan kaygılar sık sık gündeme geliyor. Zaman zaman şiirin ölümünden söz ediliyor. Ancak bu tür kaygılara uzunca bir süre daha gerek olmadığına ilişkin en önemli kanıt modern Türkçe şiirin geçmiş deneyimi ve sağladığı birikimdir diyebiliriz. Kısaca şiir değişmeye, dönüşmeye devam ederek epey bir süre daha varlığını devam ettirir. Çünkü toplumun yüzleşmediği, hesaplaşmadığı, kapatamadığı yaraları açık kaldıkça şiirin ölmesi mümkün görünmüyor. Şunu da söyleyelim: Şiirin ölmesi için, şiir yazan son kişinin de iktidarla uzlaşmış olması, “aşağıya bakması” gerekir. Öyle görünüyor ki mevcut koşularda, hâlâ şiiri iktidardan uzak tutma niyeti ve gayreti sürüyor. Şiir anlayışları, tavırları farklı olsa da değişik çevrelerce paylaşılan dikkat çekici bir tutum bu.

Yayımlanan son kitabı 'Ona Yaşadığımı Söyle'den (Öteki Yayınları, 2019) iki yıl sonra, okurla yeni bir kitapla buluşturdu Levent Karataş. 160. Kilometre Yayınları'nın başlattığı Gulyabani dizisinden çıkan Karataş’ın yeni kitabı 'Fantom Ağrı' adını taşıyor. Karataş’ın 'Fantom Ağrı'sı serinin on üçüncü kitabı olarak görünüyor.

Yayınevi, onuncu yılı dolayısıyla Gulyabani dizisini başlattığını bir bildiriyle kamuoyuna duyurmuştu. Söz konusu metnin tamamına yayımlanan kitapların ilk sayfasında da yer veriliyor. “Dolar şiiri öldüremez. Salgın şiiri öldüremez. Virüs şiiri öldüremez. Siyaset şiiri öldüremez” diye başlayan bildiri Seyhan Erözçelik’in “Şiir gulyabani’dir, ölmez” sözünü alıntılayarak devam ediyor: “Şiir direnir. Kimse dönüp ona bakmadığı zaman bile yaşar, güçlenir.”

'Fantom Ağrı'nın dizinin diğer kitaplarıyla birlikte bir “hayalet kitap” duygusu ve izlenimi uyandırdığını da belirtelim. Yalnız bunu Karataş’ın on yedi şiir, kırk sekiz sayfadan oluşan kitabının ilk şiirinin başlığından esinlenerek söylüyor değiliz. Bu yorumun daha çok, serinin yayımlanan on üç kitabının formatıyla ilgili olduğunu belirtelim.

Levent Karataş, bir şairin yapacağını yapıyor ve biyografisini şiir olarak dile getiriyor “Geniş Zaman Hayaleti”nde. Şiirden bir bölüm okuyalım:

kronolojim derken geniş zamanlar kurguluyorum,
geniş zaman hayaletiyim ben.

ihtiyarız bunun dünyada tedavisi yok
ihtiyarladıkça paranoyanın tedavisi var
ihtiyarladıkça şizofreninin tedavisi var
ihtiyarladıkça nevrozun tedavisi var
ihtiyarladıkça yalnız manik depresifliğin tedavisi yok
biz, şu kafa kağıdını tasa vurarak eskitmiş çocuklar için

Karataş’ın biyografik şiirinde gençlik özlemi, gerçekleşmemiş olana ergiyi imleyen bir tür hayalet ağrı dile getiriliyor. Şiirin son iki dizesini de okuyalım:

yaşlandım ve doktorun dediği gibi:
bu berbat bir şey!

Güven veren bir geriatri planının, programının olduğu bir ülkede elbette yaşlanmanın kaygılanılacak, korkulacak, Karataş’ın deyimiyle berbat bir şey olması söz konusu değildir. Yaşadığımız ülkede toplumsal yapı, kültürel ortamın da etkisiyle yaşlılar için ne kadar berbatsa hayat gençler için de o ölçüde berbat ki bunu, Levent Karataş kendi kişisel deneyimiyle de çok iyi bilir. Gençliğe değer verilmeyen ülkede, yaşlılar için durumun değişmesini beklemek ne ölçüde gerçekçi olabilir?

Kitaba adını veren 'Fantom Ağrı'nın, bedensel bir kayıptan, uzuv kaybından sonra ortaya çıkan nörolojik ağrıyı tanımladığını belirtelim. Kitapta yer alan şiirlerden de yansıyan bir “fantom ağrı” söz konusu.

Yakınların, dostların kaybından sonraki boşluk, tutulan yasla birlikte yürek sancısına yol açmaz mı? küçük İskender’in erken denilecek bir zamanda şiirden kopuşunun, aramızdan ayrılışının ardından yazılmış “Sarhoşun Mektubu Okunmaz”dan bir bölüm aktaracağız. Şiirde, “fantom ağrı” değilse bile onu anımsatan bir yürek burkuntusu dile getiriliyor:

her şeyi yarım bırakmayı seven o küstah ruh
her şeyi provoke eden o zarif düellocu
çok mu gerekli gitmen
canım yaşamı ölümle ayırman
baktım ki olmuyor asarım kendimi yazmıştın olmaz’da
korkutmuştun gettoları

sosyal demokratlarrr diye bağırmıştın barda
sınıf atlamacılar masasında
biraz ondan biraz bundan ne o biseksüel gibi
ben radikalim haykırışıyla kadeh kırmıştın
çekip gitmişti sosyal kalabalık
sidik kokan o pis barı
değiştirmedin distopyalarla

Bir kayıp olarak görülen çocukluğa ve gençliğe dair hatıralar… Hafızada derin izler bırakmış hatıralardan kayıp zamana ait bazı anlar, kesitler… O anların, kesitlerin yakın plandan şiir diline aktarımı, anlatımı kitabın ana sorunsalı olarak dikkati çekiyor. “Birinci Perde” başlıklı şiirden kısa bir alıntı:

unutkanlık gösterdin
orada aşk ve çocuk birbirine karıştı
orada ipek yolları
orada baharat takvimi

'Fantom Ağrı'da Karataş’ın kırdan kente göç sorununun yanı sıra annesinin yaşam öyküsünden yola çıkarak kurcaladığı bir de kimlik sorunu var. Göçle kırsaldan büyük şehre, İstanbul’a gelmiş büyük aile çevresi içerisinde başlayan kimlik oluşturma girişimi ve bu nedenle oluşan gerilim bir yanda… Öte yanda büyük şehrin parçası olarak varlık, varoluş, birey olma arayışı… Bir yerli olma, bir yere aidiyet arzusu kimliğin önemli bileşenlerinden. Büyük kentte ailenin geçmişinde ait olduğu yerle ilgili duygular, düşünceler zamanla belirsizleşip değişince, bu defa yaşanılan şehrin mahalleleri, semtleri kimliğin önemli parçası haline gelir. Örneğin İstanbul’da Kadıköylü olmak ya da Kadıköy’de Modalı olmak ya da Fikirtepeli olmak gibi. Kitabın havasını da değiştiren “Davul Tozu” şiirinde vukuat, olay yeri ve polisin müdahalesine tanıklığın yanı sıra bir mahalle, dolayısıyla bir mahallelilik kimliği de kurcalanıyor gibi. Şiirden bir bölüm okuyalım:

asayiş nihayet berkemal mekânda
afili aynasız üniformasının gücü
dümeniyle kalaylıyor:
al al başta racon koyan bıçkını al
şu papaz uçuran çakalı
camekânlı dört gözlü tırsağı
maydanoz kafalı kopili
aha şu cumbadaki kokoroz gacoyu da al
şahit olacak sanki esnaf

alarga olup yere tükürüyor hödük
mahalle kaşkavallarına gülümsüyor
emanetinin kabzasını yokluyor
üniformasını silkeliyor
anlayacağınız fiyaka satıyor

'Fantom Ağrı' için özetlersek; hem yaşlılık kitabı hem de gençlik, çocukluk özleminin dile getirildiği şiirler toplamı diyebiliriz. Ama geçmiş zamanda değil, şimdiki zamanın “en sıcak” yerinden konuşan şiirler olduğunu da söylemek gerek. Aktaracağımız bölümler “Polis Çevirmesi” başlıklı şiirden:

yere yatamam abi omurilik felciyim
L1 vertabra kopması sonucu bayrağım
beni intihara sürükleyenlere, su iç kardeşim, derim
saygınlığımı kazanmak için yazıyorum
çöp taşıyorum kamyon kamyon

gökyüzünden düştüğümü biliyorum
gök zarif çocukları da
çiçek dürbünümü ekonomi kırdı
plastik eritme fabrikalarından geçti hükmen
silah kabzası yapımına emredildi
kimsenin canını sıkmaz benim lirik şiirim
gök çok zarif polis bey
ateş etmeyin!

Karataş’ın önceki kitaplarından bildiğimiz poetik tavrı bu yapıtında da sürüyor. Yine şiirlerin öznesi o, anlatı birinci tekil şahsa ait, odakta da kendi kişisel deneyimi yer alıyor. Dil, imge, metafor ve diğer şiirsel öğelerin kişiye has olma özelliği dikkati çekiyor. Bunu konu, tema, izlek seçimi için de söyleyebiliriz.

Kitabın bir başka önemli özelliği olarak şunu da belirtmek gerek: Levent Karataş’ın şimdiye kadar yayımlanan kitaplarıyla kıyaslandığında, 'Fantom Ağrı' çok daha derli toplu, ince elenip sık dokunmuş ve bir bütünlük gözetilerek hazırlanmış. Kırk sekiz sayfada okuyanın şiire gömülebileceği bir oylum söz konusu.

Bir soruyla bitirelim: Acaba kitap, “hayalet” formatı ve şiir sayısı korunup, bir forma daha fazla olsa nasıl olurdu? Böylece şiirler sıkışıklıktan kurtulmuş, nefes alması ve de rahat okunması sağlanmış olmaz mıydı?

Okur, 'Fantom Ağrı'nın hakkını verecektir…

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR