Üniversite ve devlet (1)

Celalettin Can: Tahsin Hocam, Evrensel bir üniversite tanımı yaparak başlasak…

Prof. Dr. Tahsin Yeşildere: Elbette… Üniversite sözcüğü, Latince universitas sözcüğünden türetilmiştir ve bilim insanları topluluğu anlamına gelir. Akademik özgürlük, üniversite özerkliği üniversitenin iki vazgeçilmezidir. Üniversiteyi oluşturan bilim insanları özgür ortamda akademik çalışma yapan ve araştırma bulgularını topluma yayarak toplumsal gelişmelere katkıda bulunan bir gruptur.

Dolayısıyla toplumun gelişmesi için öncü bir rol oynar. Bilim daima bir güç kaynağı olmuştur. Bundan dolayı akademik özgürlüğün ve bilimin, devletler tarafından zaman zaman tehlikeli görünmesinin nedeni de budur.  

Üniversite, en üst düzeyde eğitim ve araştırma yapan, bilim üreten bağımsız evrensel kurum olarak tanımlanabilir. Eğitimin tek yetkili kurumu olan üniversiteler bilim ve teknoloji geliştirme merkezidir.  Bunun ötesinde birer felsefi tartışma ortamı olarak çevrelerini bilinçlendirme ve bulunduğu bölgenin bilinç ve kültür düzeyini yükseltme sorumluluğu vardır.
Prof Dr. Tahsin Yeşildere.JPG

- Yaptığınız üniversite tanımında 'bilim insanları topluluğu' temel bir öneme sahip ve denebilir ki en azından gelişmenin bu düzeyinde onlarsız üniversite mümkün değil…

Mümkün değil… Üniversitenin öncü gücü bu bilim insanlarıdır. Onların işlevi gözlemleme, düşünme, araştırma, sorgulama, kuram geliştirme ve bilinmeyeni bilinir kılmaktır çünkü. Bundan hareketle yaşamı kolaylaştırmak için gerekli yöntem ve teknikleri geliştirmektir. Üniversitenin temeli de bu özelliklerdir zaten.


- Akademik özgürlük başlı başına yeterli mi?

Yeterli olur mu? Akademik özgürlüğün akademik güvence altına alınması gerekiyor. Üniversite işlevinin gereğini her türlü dini, askeri, sermaye ve siyasi vesayet altında olmadan bağımsız bir kurum olarak özgür ortamda yerine getirebilir ancak. Üniversitenin özgür bilim üretmesinin birinci vazgeçilmezi akademik özgürlük ise ikincisi akademik güvencedir.

İlkinden başlamak gerekirse, öncelikle akademik özgürlük, yani ifade özgürlüğü üniversitenin vazgeçilmezidir.

İfade özgürlüğü, insanların düşündüklerini, herhangi bir korku, sindirme veya tehdide maruz kalmadan dile getirebildiklerinde gerçekleşebilir. Öyle ki ifade edilen fikirler bir toplumun tümü için kabul edilemez, hoş karşılanamaz, yadırganacak düzeyde rahatsızlık veren bir mahiyette olabilir. Bu fikirler düzene karşı (anti-establishment), egemen çıkarları, devlet ve hükümet politikalarını eleştiren fikirler de olabilir; ama demokrasi bu fikirleri kısıtlayamaz, ifade edilmesini engelleyemez. 


çankaya eylem.jpg

- Akademinin özgürlüğü olması gerekenle uyumlu diyebilir miyiz?.. Bugünün ağır koşullarını geçelim, 1976-77 yıllarının nispi özgürlük koşullarında dahi Şişli Siyasal Bilgiler Yüksekokulu'nda şu anda hayatta olmayan kıymetli hocamız Prof. Server Tanilli, Uygarlık Tarihi ders kitabından dolayı yargı önüne çıkarılmıştı. 1978 yılında okuldan eve giderken vurulması ve bunun sonucu felç olması, akademik özgürlüğün mümtaz temsilcisi olmasına bir yanıttı. 12 Eylül öncesinde katledilenler, sonrasında sorguya alınanlar ve 1402'likler aynı yanıtın devamı idi. O yıllardan bu yana sayması uzun sürecek başka örneklerini siz daha iyi biliyorsunuz…

Doğru… Öğretim üyelerinin, görüşlerinden dolayı, akademik ve bilimsel çalışmaları çerçevesinde fikirlerini özgürce savunamadığı, "hassas" konulardaki fikirlerinin sansüre veya oto-sansüre uğradığı, bu ülkenin bir gerçeği. Hatta birçok öğretim elemanı ve öğrencinin, yazılı veya sözlü düşüncelerinden dolayı disiplin soruşturmasına veya disiplin cezasına maruz kaldığı, hak ettikleri atama veya yükseltmeleri elde edemedikleri, üniversiteden uzaklaştırıldıkları da bir gerçek.

Ancak işlevli olabilmesi için üniversite üzerindeki bütün bu ve benzeri baskı politikalarına son verilmesi, akademik özgürlüğün önünün sınırsız olarak açılması gerekiyor.

İşte bunun için ikinci 'vazgeçilmez' akademik güvencedir.

Bu konuda birbirlerine zıt iki görüşten birisi akademisyenlerin, asistanlık aşamasından itibaren ancak kanunun suç saydığı ihlaller, akademik dünyanın ilkesel olarak kabul edemeyeceği intihal ve benzeri suçlar dışında, akademik güvenceye sahip olmasıdır.

Uçtaki bir diğer görüş ise bu şekilde açık ifade edilmese bile bugünkü vakıf üniversitelerinde fiilen uygulanan sözleşmeli sistemdir, yani gerçek anlamda hangi unvanla olursa olsun hiçbir akademisyenin iş güvencesine sahip olmayışıdır.

Burada özellikle üzerinde durmamız ve vurgulamamız gereken kriter, akademisyenliğin hiçbir aşamasında akademik ölçütlerden başka nedenlerle kişinin işine son verilemeyeceğidir.

Bu bakımdan akademik özgürlük ve akademik güvence üniversitenin vazgeçilmezleridir.

tas2.jpg

- Özel üniversiteler bir yana, genel olarak üniversite önemli bir devlet kurumudur. Bununla birlikte gerek işlevi gerekse ülke sorunlarından bağımsız düşünülemeyeceğinden dolayı devletten de özerk bir kurumdur. Daha doğrusu üniversite idealinin bunu gerektirdiği evrensel bir kabuldür. Bizde işler nasıl yürüyor?

Bizde işler öyle yürümüyor. YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) merkeziyetçi ve otoriter bir devlet sisteminin uzantısı olarak 12 Eylül 1980 askeri darbecileri tarafından kuruldu. YÖK, bilimsel ve akademik özgürlük ve yönetsel özerklik başta olmak üzere, üniversite kavramını tamamıyla yok etmek amacı ile kuruldu.

12 Eylül darbecileri için önemli olan üniversitelerin zapturapt altına alınması, kutsallaştırılan ceberut devlet anlayışı içinde tektipleştirici, kendince üniversiter model kurmaktı. Bireysel özgürlükleri, hatta bütün farklılıkları merkeziyetçi YÖK yapısına yedirilen devlet ideolojisi içinde eritmekti.

Üniversiteden resmî ideolojiye itiraz kaçınılmazdı. Bunu engellemek için anayasal ve yasal  düzenlemeler yapıldı. Devletin resmî ideolojisinin üniversitelerde kurumsallaşmasını sağlayan bir sistem "üniversiteler kışlamız, öğretim elemanı ve öğrenciler askerimiz" mantığı içinde kurumsallaştı.

Darbecilerin 1402 sayılı Kanun'un gerekçelerini öne sürerek görevden uzaklaştırdıkları 71 üniversite personeli ile aynı dönem tepki olarak istifa eden çok sayıda öğretim üyesi ve üniversite öğrencilerine yönelik soruşturmalar, idari cezalar, tutuklamalarla sürdürülen ağır bir baskı siyaseti sonucu büyük bir akademik kayıp dönemi olarak ortaya çıktı. 
 

SDC16946.JPG

 Türkiye 1983 Genel Seçimleri ile birlikte demokrasiye geçmiş oldu. Özal'dan başlayarak 2000'e kadar hiçbir iktidar partisi bir darbe kurumu olan YÖK'e dokunmadı. Muhalefetteyken YÖK'ü kaldıracakları vaadinde de bulunmuşlardı... Ne dersiniz?

Evet, söz konusu partiler YÖK'ü kaldırma vaadiyle iktidara geldiler; ancak tam aksine üniversite eğitimini denetleme ve kontrol altında tutma girişimleri giderek daha çok arttı. Yeni devlet yapılanması ile birlikte üniversitelerin kurumsal yapısının sistematik değişimine uygun insan gücü yetiştirme hedefi devam etti.


Celalettin Can: Üniversiteye yönelik Devlet politikası, iktidar partilerinin hükümet politikası olmuş oluyor… 2000'den itibaren Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer, 2007 yılında siyasi iktidarın kendi içinden Cumhurbaşkanı seçtiği Abdullah Gül'e bu görevi devrediyor.  Böylece Abdullah Gül'le birlikte yeni bir cumhurbaşkanlığı ve yeni bir YÖK dönemi başlamış oluyor.

Bu dönemin genel çizgileriyle uygulamaları ve ayırt edici özellikleri nelerdi, buna yarın devam edelim.

 

(Devam edeceğiz...)

 

Özgeçmiş, Prof.Dr.Tahsin Yeşildere

1948 yılında İzmir'de doğdu. İzmir, Tarsus'ta ilk orta lise öğrenimini sürdürdü.1973 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinden Mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim dalında Öğretim üyeliği yaptı.

Uzun süre İtalya'da bilimsel çalışmalarda bulundu ve öğretim üyeliği yaptı. İngiltere ve Almanya'da değişik zamanlarda araştırma projeleri yürüttü. Ulusal ve Uluslararası Kongrelere katıldı. Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yer alan 77 adet bilimsel makalesi bulunuyor. Bu yayınlardan 20 adedi Science Citation İndex te yer alan uluslararası dergilerde Türkçe üç adet kitabı ve 5 adet ders notları bulunuyor. Nobel Tıp Kitabevleri bünyesinde 8 adet yabancı kitabın çeviri editörlüğünü yaptı.

İngilizce ve İtalyanca biliyor, evli ve bir kız çocuğu var.

Üniversiteye ilk girdiği 1968 yılında Veteriner Fakültesi Öğrenci Derneği'ne yönetim kurulu üyesi. TÜMAS (Tüm Asistanlar Birliği) yönetim kurulu üyesi. Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği (ÜÖÜD) Kurucusu ve Yönetim Kurulu üyeliği ve Başkanlığı yaptı. Öğretim Elemanları Sendikası (OES) İstanbul Şube yönetim kurulu üyeliği ve Başkanlığı yaptı. Bilim ve Teknolojileri Politikaları Geliştirme Derneği (BİTED) kurucu üyesidir

İstanbul Veteriner Hekimleri Odası Genel Sekreterliği ve İstanbul Veteriner Hekimler Odası Başkanlığı (8 dönem, 16 yıl). İstanbul İl Sağlık Koordinasyon Kurulu, İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu Başkanlığı (6 yıl). Sağlık Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu (İSMOK)Başkanlığı (üç dönem). Sokak hayvanlarına ACİL Yardım Vakfı (AYVAK), Küçük Hayvan Veteriner Hekimler Derneği (KHVHD), Klinisyen Veteriner Hekimler Derneği (KLİVET) kurucu üyelikleri. Veteriner Hekimler Derneği ve Veteriner Halk Sağlığı Derneği ve Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu, Türk Patoloji Derneği ve Veteriner Patoloji Derneği üyelikleri Türk Patoloji Derneği ve Veteriner Patoloji Derneğine de üye idi.

İstanbul Üniversitesi Senato Üyeliği, Fakülte Kurulu üyeliği, İstanbul Üniversitesi Rektör danışmanlığı birer dönem yaptı.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR