TOD uyardı: İkizdere'de gelecekte sel ve heyelan yaşanabilir

Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) Rize'nin İkizderece ilçesindeki taş ocağı projesiyle ile uyarılarda bulundu.

Dernekten yapılan yazılı açıklamada, söz konusu taş ocağı projesinin ekolojik ve sosyal maliyetinin çok yüksek olduğu vurgulanarak, "Bu tür uygulamalar ülkemizin doğal varlıklarının nasıl bir talana maruz bırakıldığı ve olağanüstü doğal varlıkların nasıl değersizleştirildiğinin en açık kanıtıdır" denildi.

"Ocak için kazı faaliyetlerinin başlamadan sadece yol genişletilmesi çalışmalarında dahi ocağın proje tanıtım dosyasındaki taahhütlere uyulmadığı gözlenmektedir" denilen açıklamada şöyle devam edildi:

Örneğin; dere yataklarına müdahale edilmeyeceği taahhüt edilmesine rağmen ocak alanına giden yolun genişletilmesi çalışmalarında kazı fazlasının dere yataklarına boşaltıldığı, hatta yol kenarındaki orman ağaçlarına Orman Kanununa aykırı olarak zarar verildiği, köklerinden söküldüğü ve dere yatağına atıldığı da görülmektedir. Özetle doğrudan ve dolaylı olarak dere yatağına müdahale edilmiştir.  Karadeniz Bölgesindeki sellerin büyük bir çoğunluğunun nedeni dere yataklarına yapılan müdahalelerdir. Şimdiden bölgede sel riskinin arttığını ve derelerden akan suyun kalitesinin erozyon nedeniyle bozulduğunu söylemek mümkündür. 

Türkiye Ormancılar Derneği, gelecekte yaşanması olası sel ve heyelanlara karşı yetkilileri uyarılarda bulundu.

Dernek ayrıca açıklamada, bölgenin durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı bir rapor yayımladı.

Raporda şu değerlendirmelere yer verildi:

Taş ocağında yapılacak patlatmaların, zaten heyelana duyarlı olan bölgede mevcut heyelanları tetiklemesi, yenı̇ heyelanlara neden olması, can ve mal güvenlı̇ğı̇nı̇tehdı̇t etmesi olasılığı oldukça yüksektir.

Raporda taş ocağında yılda 312 kere ve her seferinde toplam on tona yakın patlayıcı ile yapılacak patlatmaların, projenin 230 metre uzaklığında yaşayan insanları özetle rahatsız etmeyeceği iddia edilmektedir ki bu asla kabul edilebilir bir değerlendirme değildir. 

Açılması için çalışmalara başlanmış olan bazalt ocağının çok yakınında diğer deyişle etki alanı içerisinde tapulu tarım özellikle de çay arazileri bulunmaktadır. PTD raporunda çay alanları veya bahçe bitkileri üzerindeki toz emisyonunun oluşturacağı olumsuz etkiler konusunda hiç bir değerlendirme yapılmamıştır. 

Anılan faaliyetle ilgili gürültü ölçümleri ve açıklamaların yeterli duyarlılıktan yoksun hazırlandığı ortadadır. Yapılan gürültü hesaplamalarında hem ocak içinde hem de yollarda aynı anda faal olacak 150’ye yakın kamyonun gürültüsü değerlendirilmemiştir. İnsanlar ve tüm canlılar yıllar boyu 24 saat gürültüye maruz kalacaklardır. Bu kabul edilebilir bir akustik yük değildir.

Toz emisyonu için yapılan değerlendirme her türlü bilimsel ve insani yaklaşımdan varestedir. Her bir patlamada çıkması hesaplanan yaklaşık 4 ton tozun, nasıl olurda 17 kg seviyesine düşürülebileceğini anlamak çok zordur. Toz emisyonunun hesaplanmasında; taşıma yapan kamyonların yükü dahi hesaba dahil edilmemiştir.

Taş ocağı için daha uygun bir alternatifin bulunmadığı iddiası ise en basit tabirle ne bilimsel ne de insanidir. En uygun yer burası diye alternatif yer aranmaması kabul edilebilir değildir. PTD s.4’te “..malzemenin bulunduğu alanda kurulması gerekliliği nedenleri ile alternatif bir alan arayışına gidilmemiştir. Tüketim yerlerine yakınlığı, ulaşım özellikleri ve ekonomik hammadde temini göz önünde bulundurulmuş ve söz konusu proje alanı uygun görülmüştür" denilmektedir. Oysa alternatifi olmayan bir yer varsa o da; taş ocağı açılmaya karar verilen  bu vadidir.

Türkiye’nin hemen her bölgesinde olduğu gibi burada da bitkilerin tohumlarının toplanarak korunacağı gibi bir algı yapılmakta ve bir şablon şeklinde aynı ifadeler burada yer almaktadır. Oysa, ülkemizin biyolojik çeşitliliği ancak doğal habitatlarıyla birlikte korunabilecektir. 

Daha 13,45 ha büyüklüğündeki alanda çalışılacak ocak için faaliyetlere başlanmadan ve ÇED Gerekli Değildir kararı verildikten sadece 40 gün sonra kapasite artışı için başvurulması başlı başına bir hukuksuzluktur.

Ocak için kazı faaliyetlerine başlanmadan ve sadece yol genişletme çalışmalarında dahi PTD’nda verilen taahhütlere uyulmamış ve dere yataklarına müdahale edilmiştir. Karadeniz Bölgesindeki sellerin büyük bir çoğunluğunun nedeni dere yataklarına yapılan müdahalelerdir. Şimdiden bölgede sel riskinin arttığını ve derelerden akan suyun kalitesinin erozyon nedeniyle bozulduğunu söylemek mümkündür. 

 


PAYLAŞ