Şiddet mağduru İranlı bir kadının öyküsü

Geçtiğimiz hafta bir video izledik hepimiz. Bir erkek bir kadına şiddet uygularken “Seni öldürürsem 3-5 ay yatar çıkarım. Hiçbir şey olmaz!” diyordu. Kadına en ağır şekilde defalarca vurdu. Bir yandan da, evin içinden, dışarıda olanları kameraya alanlara tehditler savuruyordu. Zülküf Coşkun isimli erkek, bu görüntülerin yayılması ve halkın tepkisi üzerine tutuklandı.

18 Mayıs’ta saat 12.00’de Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma görülecek. Davayı takip edeceğiz.

Duruşmadan önce, vaka özelinde bazı bilgiler paylaşmak istedim. Konunun, kadına yönelik şiddet konusunda son derece bariz bir cezasızlık örneği olması bir yana, şiddete maruz bırakılan kadının, yani Galavizh Hanım’ın kimliği bakımından da önemli yanları var. Davanın özel avukatı Av. Umut Topuz’la, bu konuyu başından beri takip eden gazeteci arkadaşım Meltem Yılmaz’la ve şiddet mağduru Galavizh Hanım’ın kızıyla da vaka ve dava hakkında görüştüm. Bu yazacaklarım kendilerinin bilgisi dahilinde. Bazı noktaları yazmama kararı aldık; fakat ilerleyen süreçte bunlar da gündeme gelecektir. Yalnızca şu kadarı söylemek isterim; konu buraya yazılanlardan çok daha vahim. Bu sebeplerle, en sonda söyleyeceğimi yazının başında belirteyim; şiddete maruz bırakılan bu ailenin sizlerin desteğine çok fazla ihtiyacı var.

Galavizh (Ayoubi) Hanım, İranlı mimar, mucit, şair. Esasında başka özellikleri de var; ama bunlar en belirginleri. Öyküsünü ilk dinlediğimde bana Füruğ Ferruhzad’ı anımsattı. İran’ın şer’i ve baskıcı sisteminde “Ben varım, buradayım” diyen zeki ve cesur biri. Galavich Hanım, mimarlık alanında lise ve üniversitelerde 10 yıl boyunca eğitmenlik yapmış. Dünyanın birçok yerindeki önemli projelere katkı sağlamış ve bu projeler için yetenekli mimarlar yetiştirmiş. İnşaat alanında ilk buluşunu 2005 yılında kayda geçirmiş. Sonrasında, toplamda 6 buluş daha yapmış. 2007 yılında İran’da önemli bir yeri olan Porche Mehr yarışmasında resim ve tasarım alanında birincilik kazanmış ve ödülünü İran Cumhurbaşkanı’nın elinden almış. “Ve Şimdi Mesih Ağladı” adında bir şiir kitabı var. 2010 yılında “Yılın Kitabı” ödülünü almış. Yine 2010 yılında, mimarlık alanında tez olarak “şiirleri yapı ve binaya çevirme teorisi”ni sunmuş. Karate (shotokan s.k.i.) sporunda iki gümüş milli madalyası ve iki altın Asya’ya Giriş madalyası var. Farsça, İngilizce, İbranice, Arapça, Kürtçe ve Türkçe olmak üzere 6 dil biliyor. Ayrıca, başkaca birçok özelliği daha var; mesela 6 yaşındayken Mesnevi ve Kur’an-ı Kerim’i yanlışsız ezbere okuyan bir çocukmuş. Liseyi yaşıtlarından önce bitirmiş. Dünya çapında yapılan IQ yarışmasında ikinciliği vs. var; ama sizi daha fazla sıkmak istemem.

2003 yılında, henüz reşit olmadan siyasî eylemlere katılması sebebiyle idam cezasına çarptırılmış. Bu cezadan kurtulmak için evlenmek durumunda kalmış. 2009 yılında kansere yakalanmış ve evliliği bu sebepten son bulmuş. Bu evlilikten, benim konuştuğum ve zekâsı telefonda bile ışıl ışıl parlayan 16 yaşında bir kızı var.

Gelin görün ki, 2015 yılında öğretmen hakları, çocuk ve kadın hakları eylemlerine katıldığı ve iç siyasetle yakından ilgilendiği için tekrar idam cezasına çarptırılmış. Bu defa ev ve arabasını senet olarak göstererek idam hükmü yayınlanmadan önce Türkiye’ye sığınmış.

Bu esnada, Türkiye’de de boş durmamış; evsizlere ve Suriyeli mültecilere iki yıl boyunca yardım etmiş ve tercümanlık yapmış.

Gelelim Türkiye’deki evliliğine… 2017 yılında, şiddet faili eşi Zülküf Coşkun’la tanışmış. Bu evlilikten 2 yaşında bir oğlu var. İlk zamanlarda pek sorun yokmuş. Hatta, Galavizh Hanım, maddi anlamda çok destek olmuş eşine. Daha açık söyleyecek olursak, adam Galavizh Hanım’ı maddi anlamda adeta sömürmüş. Öyle ki, Galavizh Hanım’ın varlığı tükenince, etraftan borç bulup yine eşine vermiş istediği parayı. Son 2 yıldır sürekli şiddet uyguluyormuş. Çocuklar dahil. Bu video görüntülerinden uzunca bir süre öncesinden beri eve gelmiyormuş zaten. Parasız pulsuz kalmış Galavizh Hanım ve çocuklar. Komşuların yardımıyla ayakta kalmışlar. Video görüntülerindeki ev de komşunun evi zaten. İftar yemeğine gitmişler. Sonra, fail evi basmış, benden izinsiz nasıl gelirsiniz, diye şiddet… Görüntüleri izlemek bile zulüm. Galavizh Hanım, bir duvara sinmiş, ağzı yüzü kan içinde…

Canavarlaşmış fail bağırıyor, “3-5 ay yatar çıkarım, hiçbir şey olmaz” diye… “Cezasızlık” diyoruz ya hani. Failler cesaretlendiriliyor, diyoruz… Tam olarak bu işte. Şiddet, tesadüf değil. Şiddet artışı, hiç değil.

Diğer yandan, sığınmacı bir kadın… Ülkesinde ölüm cezasına çarptırılmış; çünkü “Ben buradayım!” diye bağırıp, haklarını savunacak kadar cesur. Ölümden kaçarken, bir başka erkek şiddetine maruz kalıyor. O görüntüler olmasaydı, bu sığınmacı kadına ne olacaktı? Sığınmacı kadınlara yaşadıkları şiddetle baş etmede en az bu ülke vatandaşları kadar destek sunuluyor mu? Kaldı ki, kadın yurttaşların bile yeterince korunmadığı, suç potansiyeli taşıyan kişilerin cezasızlıkla cesaretlendirildiği bu ortamda sığınmacı kadınlar daha da tehlikede değil mi?

Galavizh Hanım, baskıcı şer’i kurallardan kaçıp gelmiş, Türkiye topraklarına sığınmış. Birleşmiş Milletler, Galavizh Hanım’ın bir başka ülkeye geçişine de izin vermiyor. Kadın, çocuklarıyla Türkiye’de sıkışmış kalmış. Oysa, öyle yetenekli ki, iyi yaşaması için tüm olanakların sunulup, yeteneklerinden, eğitiminden faydalanmanın hem dünyaya hem de kadına ve çocuklarına katkı sağlayacağı açık. Kadınları eril sistemlerin ve erkeklerin şiddet dolu himayesine atmayı değil de, onları birey olarak güçlendirmeyi niçin düşünmüyoruz? Eşitlik tam olarak bu düşüncelerden geçmiyor mu? Eşitliğe karşıysanız, niçin çıkıp açık açık Anayasayla aynı düşünmediğinizi itiraf etmiyorsunuz?

Peki, tüm bu mağduriyete rağmen, dava ne olacak? Fail 3-5 ay yatıp çıkacak mı, yoksa eziyet, canavarca hisle yaralama, tehdit ve hatta dolandırıcılık gibi muhtemel birçok suçtan uzunca süre içeride kalacak mı? Kadın örgütleri olarak davaya sunacağımız müdahillik talebi kabul edilecek mi? Kadın bu esnada korunacak, güvende hissettirilecek mi?

Peki, şimdi ne olacak?

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR