Sınıf mücadelesi açık uçludur

Gramsci’nin hegemonya kuramına yönelik hem dünyada hem de Türkiye’de artan bir akademik ilgi söz konusu Gramsci’nin hegemonya kuramını oluştururken Lenin’den etkilendiğinin göz ardı edildiğini söylemek mümkün. Alan Shandro hem bu eksikliği hem de Gramsci ve Gramsci-Lenin karşılaştırmaları üzerine yapılan kimi sorunlu değerlendirmeleri vurgulayarak ele aldığı Lenin ve Hegemonya Mantığı, Sınıf Mücadelesinde Siyasal Pratik ve Teori'de, temel olarak Lenin’in pratisyen olmasının yanı sıra, bir teorisyen olduğunu gösterme ve onun hegemonya mücadelesi politik-stratejik mantığını anlatarak günümüzdeki sınıf savaşına/hegemonya mücadelesine ışık tutma görevi üstlenmiş ve bu işi de hakkıyla yapmıştır.

Yazarın amacı, “Lenin’in teori ve pratiğinde hegemonyanın ortaya çıkışının ana hatlarını izlemek, böylece bunun temsil ettiği “felsefi olgu”ya da ışık tutmaktır. Kitap on bölüm ve kitabın argümanını pekiştirmek amacıyla kaleme alınan üç ekten oluşmaktadır. Kitapta bu amaç doğrultusunda literatürde sıkça tartışıl(mış)an teori-pratik, işçi sınıfı-öncü parti, proleter kendiliğindelik-sosyalist bilinç vb. kavram setleri ve ekonomizm, sendikacılık, sınıf mücadelesi gibi terimler üzerinden genellikle Rusya örneğinde, özellikle Ortodoks Marksist olarak tanımladığı Karl Kautsky ve ilk post Marksist olduğunu ileri sürdüğü Eduard Bernstein gibi isimlerin, bazı Menşevik ve Bolşeviklerin hem bu kavramlara hem de sınıf mücadelesine/hegemonyaya ilişkin düşüncelerine yer vererek Lenin’in kavrayış ve konumuna açıklık getiriyor.

Alan Shandro’nun çalışmasını üç alana müdahale üzerine kurduğunu söyleyebilirim. İlk olarak, kısa ve öz bir biçimde Gramsci’nin hegemonya kavramının “inşasında-teorileştirilmesinde olduğu denli gerçekleştirilmesinde- sorumluluğu Lenin’e atfetmesi gerektiği hususunda” tereddüdleri gidermek ve tereddüdü olmayanların Gramscici hegemonya ve Leninist hegemonya arasında karşıtlık olduğu iddiasına karşı bir yanıt ve Gramsci ve Lenin’in hegemonya üzerine metinlerinin dikkatli, titiz ve bağlamsal analizinin yapılmış, yapılmakta olan ve yapılacak sınıf mücadeleleri için gereğidir.

İkinci müdahalesi ise, Zizek, Laclau ve Mouffe gibi düşünürlerin yaklaşımını da tartışarak Marksist teori, öncü parti ve Lenin’in bir rehber olarak ele alınmasının gerekliliğini ortaya koymasında gözlemlenebilir.

Üçüncü müdahalesinde teorinin pratikleşmesi ve pratiğin/gerçekliğin teorileştirilmesi sorununa odaklanan Alan Shandro, teori ve pratik arasında uyum olduğunu iddia eden Ortodoks Marksizm’e karşı, teori ve pratik arasındaki etkileşimi ve pratiğin teoriyi dönüştürdüğünü/geliştirdiğini hem Lenin’e atıfta bulunarak hem de Rusya’daki devrim sürecinden örneklerle ortaya koyarken, aynı zamanda Lenin’in eserlerinde bu etkileşimin izlerini sergiliyor: “Lenin pratiğinden, özellikle de Sovyetleri kuran kendiliğinden proleter inisiyatiften öğrenecek ve… Marksist teorinin yapısını önemli ölçüde tadil edecekti.” Lenin “Köylü hareketiyle ve özellikle de kendiliğinden işçi sınıfı hareketi tarafından Sovyetlerin kurulmasıyla ilgili analizleri aracılığıyla, Ne Yapmalı?’da işlenen kendiliğindenlik ve bilinç mantığı genişletilmiş ve böylelikle düzeltilmişti.”

Yazar yukarıda dikkat çektiğim konuları, sorunları ve yaklaşımları birbiriyle bağlantılı olarak ele alarak bütünsel bir bakış açısı ortaya koyarken, süreci konjonktürel bağlamları içinde değerlendirerek aktarıyor: “Bolşeviklerle Menşeviklerin arasındaki bölünmenin, proletarya hegemonyası mücadelesinin çözülmemiş sorunlarından ve Ortodoks Marksistlerin bu sorunları hesaba katma girişimlerini kuşatan gerilimlerden ayrı tutularak anlaşılmayacağını öne süreceğim.”

Kısacası, Shandro’nun kitabının temel izleği, Lenin’in devrim sürecinde devrimden ve kitlelerden bir şeyler öğrendiği ve hegemonya mücadelesi politik-stratejik mantığını geliştirdiğidir. Biraz daha ayrıntılı ifade edersek, Lenin’in devrim sürecinde öğrenebilmesinin bu süreçteki konjonktürel değişimlere ayrıntılı yanıt verebilecek ve uygun sorular formüle edebilecek bir kavramsal çerçeveden hareket ettiği bir politik proje bağlamında kavradığı için mümkün olduğu ve Lenin’in bu kavrayış biçimi ve kapasitesinin, hegemonya mücadelesi mantığını işçi ve köylü devrimci hareketlerinin deneyimlerini içerecek şekilde genişletmesinde, hegemonya mücadelesinde işçi köylü ittifakına yönelişinde görülebileceğidir.

Bu kitap, yalnızca Lenin’in hegemonya mücadelesi politik-stratejik mantığının çağımızdaki sınıf mücadelesine uygun olduğunu açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda -yazarın arzu ettiği gibi- kitap/“proje, zorlu politik koşullarda siyasal faillik hakkında somut olarak düşünmede ve nihayetinde bu koşulları dönüştürmede” birtakım unsurlara dikkat çekiyor.

Köstebek Kolektif’in Özgür Öztürk’ün çevirisiyle dilimize kazandırdığı, kapak tasarımı ve baskı kalitesiyle gereken özenin gösterildiği Sınıf Mücadelesinde Siyasal Pratik ve Teori'yi sınıf mücadelesinde yer alan ve siyasal pratik-teori üzerine kafa yoran herkes alıp okumalı. Ama daha çok, bugün yaşadığımız zorlu politik koşulları değiştirmek isteyen ve işçi ve emekçilerin hegemonyasını kurmak isteyen tüm muhalif kanadın okuması gereken bir kitap.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR