Ekvador, Şili ve Kolombiya: İsyanın sonunda devrim yoksa ne var?

Brezilya Espritu Santo'da devrimci bir Katolik Kilisesi grubuyla çalışıyordum. 

Bulunduğumuz mahallenin tek bağlantısı olan yolda bir kişiye araba çarpmıştı. Aynı yolda daha önce de benzer kazalar olmuş, defalarca belediyeden bir üst geçit yapılması talep edilmişti.

Buna rağmen kimse ilgilenmemiş, mahalleli ayda bir kurban vermeye devam etmişti.

İnsanlar hem üzgün hem de çok öfkeliydi. Rahip, naaşın başında duruyor mahalleliye bakıyordu.

Yarım saatlik sessizlikten sonra ölüyü sırtlanıp kendisini takip etmelerini istedi. Kazanın olduğu yere geri döndük.

Cesedi yolun ortasına koydular ve rahip: "Buraya bir üst geçit yapılana kadar bu ceset buradan kalkmayacak" dedi. 

1980'lerin sonunda İstanbul'da da benzer üst geçit, yol, su eylemlerine alışığım. Fakat ilk kez böylesine tanık oluyordum. 

Bir ara rahibin yanına yanaşıp sordum: "Bu yaptığınız günah değil mi?"

Şöyle cevap verdi:

Evet, Tanrı bizi affetsin. Ama bazen, daha büyük bir günahın insanların gözü önünde sürekli kendini tekrar etmemesi için böyle bir günah işlenebilir.


Mahalleli, belediye iş araçlarıyla gelip üst geçit inşaatına başlayana dek, cesetle beraber bir hafta yolu işgal etti. 

O gün "isyan"a bakış açım değişti. 

İsyan, sadece mevcut düzene karşı gelmek; başkaldırı, hiyerarşiyi tanımamak değildi.

İsyan aynı zamanda daha yüce bir değer için başka değerleri feda edebilmekti.

Barış için savaşmayı, özgürlük için esareti, hayatı savunmak için ölmeyi göze almak gibi…

Geçen hafta gündeme düşen Kolombiyalıların isyanı Türkiye'de geniş kesimlerin ilgisini çekti. 

Ben de Latin Amerika'daki sosyal mücadeleyi sokakta tecrübe etmiş biri olarak farklı yayınlarda gelişmeleri değerlendirdim. 

Sosyal mücadelelerin farklı dil, kültür ve uluslara aktarılmasında en temel problemin "tercüme" olduğunu düşünüyorum. 

Özellikle sosyal tecrübelerin aktarılması için yabancı bir dilin tercümesinde kelimenin sözlük anlamı dışında "hissedilen" anlamını; yani toplumsal hayattaki pratik karşılığını bilmek gerekir.

Bu ayrıca kelimenin çevrilen dildeki toplumsal karşılığını bulmak anlamına da gelir.

Bu da her iki taraftaki sosyal tecrübeyi bilmeyi gerektirir.

Mesela; Kolombiya'daki sosyal patlamaya Türkiye'den bakan muhafazakar kesimlerin kafasında "Escobar" canlandı.

"Narcos" dizisinin yakından tanıttığı bu tarihin gelmiş geçmiş en güçlü uyuşturucu patronu, sosyal medyada isyanla bütünleştirildi. 

Sol ve muhalif kesimler de FARC, ELN gibi Kolombiyalı gerilla örgütleriyle özdeşleştirdiler sosyal patlamayı.

4.jpg

Oysa ne Escobar ne de herhangi bir gerilla örgütü bu isyanın bir öğesiydi. Kolombiya'da yaşanan halk isyanıyla FARC'ı ilişkilendirmek, Kolombiya sokaklarında Escobar'ın hayaletini görmekten farksızdı. Her ikisi de hurafeden ibaretti.

Evet FARC 60 yıllık geçmişe sahip, Güney Amerika'nın en güçlü gerilla örgütüydü. 2016'da imzalanan  Barış Anlaşması gereği iki dönem seçimsiz biçimde meclis ve senatoda beşer temsilciyi garantilemişti.

Fakat siyasette bu sandalyelerin bir karşılığı olmadığı daha girdiği ilk seçimde görüldü. 

2018 genel seçimlerinde FARC'ın ülke genelinde aldığı oy; milletvekili için 32 bin 636, senato için 55 bin 587 olarak kaydedildi.

Bu rakam ülke barajı olan yüzde 3'ün çok altında yüzde 0,30 dolayına tekabül ediyor.

Üstelik FARC'ın 2018 seçimlerinde almış olduğu oy; 2016 plebisitinde Barış Anlaşması'na destek verenlerin yüzde 1'inden bile azdır (35 milyon seçmenden 13 milyonu sandık başına gitmiş ve bunların 6 milyon 377 bini evet demişti. Plebisit sonucu Barış Anlaşması, reddedilmesine rağmen meclisten geçip onaylanmıştı).

5.jpg

Kuşkusuz "FARC-Kolombiya Barış Anlaşması" hem Kolombiya için hem de FARC için iyi ve olumlu bir adımdır. Fakat geldiğimiz noktada tüm rakamlar, Kolombiya'nın Barış Anlaşması öncesinden kötü durumda olduğunu ortaya koyuyor.

Beş bin dolayında gerilla silah bıraktı. Bunların 300'e yakını paramiliterler tarafından katledildi. Ayrıca bu süreçte 1100'ün üzerinde "toplum lideri" öldürüldü. Kolombiya'da kokain üretimi beş kat arttı.

Orta Amerika'daki FMLN, FSLN, URNG ile yapılan barış süreçlerini bilenler için bu sonuç sürpriz olmadı. Hatta oralara gitmeye gerek yok; bizzat Kolombiya'nın geçmişte "gerilla ile barış" girişimlerine bakmak yeter. 

Her barış sonrası daha fazla kan döküldü. Çünkü insanlar artık siyasal amaçlar için değil çıkar için çatışıyordu. Her yerde çeteleşme alıp başını gitti.

Yalnızca uyuşturucu değil, otobüs hatları ya da pazar tezgahı için de insanlar birbirini öldürmeye başladı.

Kolombiya'da şiddetin yükselmesinin siyasal nedeni; Ivan Duque Başkanlığı ile devam eden Uribe rejiminin kurduğu neoliberal çete düzeni. Bu rejim, ülkenin kaynakları üzerinde olağanüstü bir yağmaya yol açtı.

2.jpg

Bir tarafta paramiliterler diğer yanda gerilla grupları uyuşturucu, madenler, tarım alanlarını paylaşma savaşı verirken, halk hayatını sürdürmek için bunlardan biriyle anlaşmak zorunda kaldı.

Örneğin 29 Nisan'da Kolombiya'da protestolar sürerken, sınırın öteki yanında Venezuela'da FARC grubu 10 yerliyi öldürdü.

Katliamın nedeni; Sucre kentine bağlı Jivi yerlilerinin yaşadığı bölgedeki altın madeni "El Silencio". Yerliler üç yıl önce mafyaya karşı FARC'ı bölgeye çağırmış. Fakat anlaşılan aynı paylaşım sorununu FARC'la da yaşamışlar.

Bu bir iyi-kötü oyunu değil; Kolombiya'nın gerçeği... Petrolü, gazı, değerli madenleri, kokaini, suyu ve tarımsal ürünleriyle zenginlik topraktan çıkıyor.

6.jpg

Ülkede her geçen yıl artan şiddetin sebebi de bu zenginlikten pay alma ya da egemen olma savaşı. 

Kolombiya'da demokrasinin kaderini salt Uribe'ciliğin gidişine bağlamak bu yüzden gerçekçi değil. Demokrasiyi ancak kaynaklardan halkın da pay alabileceği adil bir rejimle beraber resmedebiliriz.

Öyleyse Kolombiya'daki sosyal patlamanın varacağı yer neresidir? 

Reel durumu hazır kalıplara uydurma ve ününü bu kalıpları tekrar etmeye borçlu olanların bu soruya doğru cevap verme olasılığı çok düşük.

Bunu fark etmek için Latin Amerika'daki siyasal gelişmelerin son birkaç yılda Türkiye'de nasıl yorumlandığına şöyle bir göz atmak yeter.

2019'da Ekvador ve Şili ayaklanmalarına bakıp kestirmeden "Latin Amerika'da ayaklanma dönemi başladı" diyenlerle, kısa süre öncesinde Bolivya darbesine bakıp "darbeler dönemi başladı" diyenler aynı çevreler. 

Bu "ganyan siyaseti"nin ülkemizde çok rağbet görmesinin sebebi ise; Latin Amerika denince aklımıza "darbe ve ayaklanma" dışında bir şeyin gelmemesi.

Son Kolombiya olaylarına bakıp FARC'ın ya da Escobar'ın görülmesi gibi…

Kolombiya'daki sosyal patlamayı anlamak için önce 2019'un Ekim-Kasım aylarında Ekvador, Şili ve Bolivya'da yaşanan süreci kısaca özetleyelim:

1 Ekim 2019'da Ekvador Devlet Başkanı Lenin Moreno, borç krizini aşmak ve bütçe açığını kapatmak için 6 ekonomik karar ve 13 reformdan oluşan bir paket açıkladı.

Moreno'nun kararları, içinde yakıt zammı, tarım sektörünün ve çalışanların maaşlarına vergi yükü, işten çıkarmalar ve hatta ayda birkaç gün ücretsiz çalışma zorunluluğu vardı.

Ayın ikisinde hükümetin paketi siyasi partiler ve sendikalar tarafından reddedildi. Ertesi gün başkentte ulaştırma sektörü greve çıktı ve taksiciler yollara barikat kurdu.

Yerliler ve tarım sektörü eylemlere katıldı ve başkente doğru harekete geçildi. Dört gün sonra Lenin Moreno ülkede kontrolü yitirdi ve askeri karargaha sığındı. Yerliler başkenti ele geçirdi.


7.jpg

O tarihlerde Ekvador başkentinde bir turist olsaydınız Moreno'nun devrileceğini düşünürdünüz. Bu durumda "Correa'cılık" ya da Rafael Correa'nın yeniden iktidara geleceği beklenirdi. 

Ama öyle olmadı. Yerliler, Correa'nın gelip koltuğa oturmasındansa, Lenin Moreno'yla anlaşıp kendi şartlarını ona kabul ettirmeyi tercih ettiler. 

Böylece Lenin Moreno normal görev süresini tamamladı. Geçen 7 Şubat'ta yapılan başkanlık seçimlerinin ilk turuna ayaklanan yerli liderlerinden biri olan Yacu Perez de katıldı. Kıl payı farkla ikinci turu kaçırdı.

Başkanlık yarışına Correa'nın adayı Andres Arauz ile Guillermo Lasso kaldı. Lasso daha önce üç defa Rafael Correa'nın rakibi olarak başkanlığa aday olmuş bir banker. 

Kriz ortamında ayaklanan bir halkın, sol bir adayı bir sermayedara tercih edeceği düşünülür, değil mi?

Hayır, her zaman değil. 

Guillermo Lasso, yerlilerin ve siyasetin diğer tüm kanatlarının desteğiyle devlet başkanı seçildi.

9.jpg

Ekvador ayaklanması sürdüğü sırada 6 Ekim'de, Santiago'da, bir grup liselinin metro biletine yapılan zammı protestosuyla Şili ayaklanmasının fitili ateşlendi.

Şili'de Pinochet rejiminden miras güvenlik güçlerinin sert müdahaleleri olayların büyümesini engelleyemedi. Bir hafta içinde protestolar tüm ülkeye yayıldı. 

Şili siyasi rejimi ve ekonomisi aylarca felç oldu. Sıkı yönetim ilan edildi. Protestocuların 34'ü güvenlik kuvvetlerince öldürüldü. Binlerce sivil yaralandı.

Başkan Piñera, kuzeni olan içişleri bakanını görevden almak zorunda kaldı. Hükümet kabinesi değişti. Asya-Pasifik Ekonomik Forumu gibi uluslararası toplantılar iptal edildi. 

2020 Nisan sonunda Şili Meclisi, yeni bir anayasa ihtiyacını halka sormaya karar verdi. 25 Ekim'de halkın yüzde 50,95'inin katıldığı bir plebisitle yeni anayasanın yapılmasına karar verildi. Anayasayı yapacak meclis de halkoyuyla belirlenecekti.

Bir yıl boyunca Şili'nin altını üstüne getiren protestoların tek somut siyasi sonucu işte bu anayasa referandumu oldu.

Çünkü isyan edenler dahil hiç kimse Şili'deki rejimin nasıl değişeceğini bilmiyor. Yeni anayasa, değişimin başlangıcı olarak görülüyor. 

Ayaklanma Şili rejiminde hiçbir taşı yerinden oynatamasa da halkı politikleştirdi ve sokakta kendi iradesini görmesini sağladı. Şili tarihinde hiç olmadık biçimde halk yeni bir anayasa gereğini egemenlere kabul ettirdi. 

 

10.jpg

Şili'de bir yıla yayılan protestolar, yalnızca bir isyana değil yeni sosyal direnme biçim ve kimliklerine sahne oldu: "Lastesis" dansını dünyaya onlar armağan ettiler. 

Şili'de ayaklanma henüz ilk ayını doldururken, Bolivya'da seçim sonuçlarını tanımayan muhalefet sokağa döküldü. Bu beklenmedik bir gelişme değildi.

Zira Morales, anayasanın üst üste en çok iki kez seçime girme sınırlamasını tanımamıştı. 

Beklenmedik olan; sağ cephe sokağa döküldüğünde taraftarlarının Morales'e destek vermemesiydi. Ayaklanmaya polis de destek verip, ordu istifasını isteyince Morales ve yardımcısı Garcia Linera ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.

Bolivya'da sağcılar "ayaklanmayı" gördüler, solcular ise "darbeyi". Oysa her ikisinin de sosyal ve politik temelleri vardı. 

Ayaklanma Bolivya'nın iflas etmiş ekstraktivist modelinin bir sonucuydu. Zaten birçok kentte ve maden işletmesinde bir yıldır grev ve barikatlar vardı.

Madenlerden yerele verilen pay giderek düşerken, Morales de ittifaklarını yitirmeye başlamıştı. Sosyalizme Doğru Hareket (MAS)'nin 14 yıllık iktidarına rağmen halkın yüzde 74'ü sosyal güvenceden yoksundu. 

Ayrıca MAS'ın ekonomi politikaları Bolivya'yı dış pazar ve krediye bağımlı hale getirmişti. Küresel fiyat istikrarsızlığından kaynaklanan krizler karşısında savunmasız bırakmıştı.

Morales ülkesini terk ettikten sonra Santa Cruz ve Beni merkezli radikal sağ iktidara el koydu. Fakat bunların ulusal çapta kitle desteği yüzde 20'i aşmıyordu.

Diğer yanda merkez sağa yakın olarak tanımlanabilecek Morales'in en büyük rakibi Carlos Mesa'nın yüzde 35 desteği vardı. Kalıplarla düşünenler hemen Mesa'nın sağı birleştireceği sonucunu çıkardılar. 

Tam tersi oldu: Ne Camacho ne de Añez, Carlos Mesa'nın yüzüne bakmadılar. Ulusal bir konsensüs aramadılar. Sağı konsolide etmeye bile kalkışmadılar.

Bir yıl sonra Şili'de anayasa plebisitine gidildiği günlerde Bolivya'da seçim oldu. Ekonomi Bakanı Luis Arce, Morales'den 10 puan daha fazla oy alarak MAS'ı yeniden iktidar yaptı.

Bütün ezberler bozulmuştu: "Darbeler dönemi başladı" diyenler MAS'ın yeniden iktidara gelişiyle sözlerini unutup "bakın kazandık, demek ki biz haklıyız" demeye başladılar.

Aynen dün Brezilya'da Dilma Rousseff "impeachment"le başkanlıktan düşürülüp, Lula hapse hapse atıldıktan sonra bugün Lula'nın serbest kalıp siyasi yasaklarının kalkmasını haklılıklarının gerekçesi olarak sundukları gibi. 

Oysa darbeyi yaptıran ya da destekleyenlerle, sonrasında MAS'ın kazanacağını bile bile seçime götürüp Morales'in geri dönmesine izin veren ve Brezilya'da Lula'nın siyasi yasaklarını kaldıranlar aynı güçler. 

Evet, Amerikan Devletleri Örgütü "OEA" Bolivya'daki darbede, ABD ile yakın ilişkili yargı Brezilya'daki süreçte etkindi. Ama unutmamak lazım ki; Bolivya'da darbe olduğu sırada komşusu Brezilya'da BRICS toplantısı vardı.

Çin de Rusya da hem faşist Bolsonaro'ya hem de ırkçı Añez'e destek verdiler. 

Çünkü ABD-Kanada-AB kadar Rusya ve Çin de Bolivya ve Latin Amerika'daki hammaddenin, stratejik madenlerin ve tarım alanlarının işletmecisi konumunda.

Kolombiya'daki duruma geri dönecek olursak; en az 10 milyon insanın sokaklara döküldüğü, yollara barikatlar kurduğu bu ülkede sendikalardan oluşan "Ulusal Grev Komitesi" yüzde 5'ten daha azı temsil ediyor.  

Aynı kestirmeci mantık yine ortaya çıkmış; bu sefer de eski Bogota Valisi Gustavo Petro'nun 2022 seçimlerinde "solun" başkan adayı olacağını iddia ediyor.

Halbuki Petro teslim olup "solculuğu" bırakalı çok uzun zaman oldu. Bu yüzden de "Duque yasayı geri çekti, halk da evine dönsün" diyecek kadar umarsız.

Sonuç olarak Kolombiya'da bir iktidar değişimi öngöremiyoruz. Ama kesin olan şey; Uribe ve Duque'nin paramiliter destekli neoliberal rejiminin ciddi bir darbe almış olmasıdır.


 

3.jpg

Bununla beraber Kolombiya'daki rejimin Şili'dekine benzer bir anayasal restorasyona bile gideceği kuşkuludur. 

Rejim değişmediği sürece de sosyal gerilimin hafiflemesi mümkün değil. Ordunun halkın üzerine ağır silahlarla gitmesi de rejimin, sosyal gerilimi düşürecek önlemler almayacağının bir göstergesi.

Kolombiya'da, Bolivya'da, Şili'de ya da Ekvador'da halk hükümete, partilere, kiliseye, orduya veya gerillaya güvenmiyor. Çünkü muhalifler dahil tüm bunlar onlarca yıl boyunca sistemin mekanizmalarını oluşturdular.

Güç oyununu sürdürdüler. Kendi çıkarları gereğince çatıştılar ve barış yaptılar. Birbirlerini suçladılar ve affettiler. Ama halk hep kaybetti...

Henüz nasıl olacağı bilinmese de şimdi halk kazanmak için bir yol arıyor. 

Fakat isyan, halkın ne istediğinden çok neyi feda ettiğiyle ilgileniyor…

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR