Patentlerin kaldırılması aşı eşitsizliğine çare olur mu?

Koronavirüs pandemisinin en büyük eşitsizliği aşıların patentlerinde yaşanıyor.  Zengin ülkeler aşıları stoklarken, yoksullar ülkelerde henüz bir gelişme yok.

Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 3 milyonu geçerken, salgını bitirmenin tek yolu olarak görülen aşılar, bu kez de patent hakları nedeniyle dünya gündeminde.

Kısa süre önce ABD'de Joe Biden yönetimi, Covid aşılarında fikri mülkiyet korumasından feragat etme önerisini desteklediğini duyurdu. Bu öneri uzun süredir birçok ülke ve sağlık örgütü tarafından dile getiriliyordu ama Biden'ın desteğiyle birlikte patent hakları, dünyadaki en hararetli tartışmalardan biri haline geldi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Hindistan ve Güney Afrika başta olmak üzere birçok ülke ve bilim insanı, aşıdaki eşitsizliğin üstesinden patentleri kaldırarak gelebileceklerine inanıyor. Almanya ve Alman biyoteknoloji firması BioNTech'in başını çektiği diğer liderler ve uzmanlar ise bu önerinin işe yaramayacağı görüşünde.

Tartışma sürerken ülkeler, konuyu Dünya Ticaret Örgütü'nde (DTÖ) ele almaya hazırlanıyor.

Independent Türkçe’den Çağla Üren, patent tartışmalarını ve aşının dağıtımındaki büyük eşitsizliği irdeledi. Koronavirüs aşılarının geliştirildiği ilk aşamadan bugüne patent tartışmalarının nasıl evrildiğini aktarırken, dünya genelindeki aşı uygulamalarının durumunu araştırdık. Bununla birlikte patentlerin askıya alınması önerisine sıcak bakan ve bakmayan tarafların argümanlarını ele alırken, bunların doğruluk payına da ışık tutmaya çalıştık ve "Patentler aşı adaletsizliğine çare olur mu?" sorusuna cevap aradık.

Salgının başında patent tartışması: Bill Gates, Oxford'u özel şirketle ortaklığa nasıl ikna etti?

Nisan 2020'de Oxford Üniversitesi, aşının mevcut dağıtım sisteminin değişmesini isteyenleri sevindirecek bir haber vermişti. Üniversite, Kovid-19'u önleyecek ya da tedavi edecek ilaçları düşük maliyetli veya ücretsiz olarak sağlamayı hedeflediğini, bu nedenle Oxford aşısını üretmek isteyen üreticilere ücretsiz vereceğini duyurmuştu.

Pandemi giderek şiddetleniyordu ve birçok kişi aşı büyük ilaç firmalarının tekeline bırakılırsa pandemiden kurtulmanın zorlaşacağını düşünüyordu. Üstelik dünyanın gözü umut vaat eden ilk aşılardan biri olan Oxford aşısındaydı. Bu nedenle aşının açık lisanslı olacağı duyurusu sevinç yaratmıştı.

Ancak bundan birkaç hafta sonra Oxford, Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın teşvikiyle rotayı tersine çevirdi. İlaç firması AtraZeneca'yla sözleşme imzaladı. Bu sözleşme aşı için düşük fiyat vaat etmiyordu ve haklarını da ilaç firmasına veriyordu.

SALGININ BAŞINDA PATENT TARTIŞMASI

Nisan 2020'de Oxford Üniversitesi, aşının mevcut dağıtım sisteminin değişmesini isteyenleri sevindirecek bir haber vermişti. Üniversite, Kovid-19'u önleyecek ya da tedavi edecek ilaçları düşük maliyetli veya ücretsiz olarak sağlamayı hedeflediğini, bu nedenle Oxford aşısını üretmek isteyen üreticilere ücretsiz vereceğini duyurmuştu.

Pandemi giderek şiddetleniyordu ve birçok kişi aşı büyük ilaç firmalarının tekeline bırakılırsa pandemiden kurtulmanın zorlaşacağını düşünüyordu. Üstelik dünyanın gözü umut vaat eden ilk aşılardan biri olan Oxford aşısındaydı. Bu nedenle aşının açık lisanslı olacağı duyurusu sevinç yaratmıştı.

Ancak bundan birkaç hafta sonra Oxford, Bill ve Melinda Gates Vakfı'nın teşvikiyle rotayı tersine çevirdi. İlaç firması AtraZeneca'yla sözleşme imzaladı. Bu sözleşme aşı için düşük fiyat vaat etmiyordu ve haklarını da ilaç firmasına veriyordu.
 

Avustralya Adil Ticaret ve Yatırım Ağı'nın aktardığına göre Bill Gates'in vakfı Oxford'un bu kararında etkili olmuştu. Zira aşı geliştirmek isteyen bağımsız araştırma projelerini finanse eden CEPI'nın temel fon sağlayıcısı Gates çiftiydi. CEPI de Oxford Üniversitesi'nin aşı projelerine 384 milyon dolarlık finansman sağlıyordu.

Bunun ardından Bill ve Melinda Gates Vakfı, düşük ve orta gelirli ülkelerin Kovid aşısını uygun fiyata satın alabilmesi için milyonlarca dolarlık yatırımlar yapacağını açıkladı.

İşte bu durum, Gateslerin Kovid aşısını önce ilaç tekellerine teslim ettiği, sonra da fiyatının düşürülmesi için kampanyalar yaptığı yorumlarına yol açıyor.

Zira Oxford-AstraZeneca aşısı Uganda'ya doz başına 7 dolara satılırken, Güney Afrika da aşıya 5,25 dolar veriyor. AB ise yalnızca 2,16 dolar ödüyor.

Yine de şunu belirtmek gerek: AstraZeneca gibi bazı şirketler, aşıların birden fazla yerde üretilebilmesi için lisanslarını paylaşmayı sonradan kabul etti. Moderna da Ekim 2020'de patent haklarını kullanmayacağına dair söz verdi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), AstraZeneca'nın aşı üretimi için Hindistan'daki Serum Enstitüsü'yle, Johnson & Johnson'ın da Güney Afrika'daki Aspen Pharma ve Hindistan'daki Biologic E'yle anlaşmasını "olumlu adımlar" diye niteliyor. Ancak örgüte göre bu adımlar, dünya genelinde aşı eşitliği sağlamak için yeterli değil.

GATES VAKFI DÜMEN KIRDI

Kısa süre önce Sky News, Bill Gates'e aşıların formülünün yoksul ülkelerle paylaşılmasını destekleyip desteklemediğini sormuştu. Gates'in cevabı "Hayır" oldu.. Milyarder, aşı üretiminin önündeki engelin fikri mülkiyet olmadığını söylemişti:

İlaç düzenleyicilerinin onayını alacak ve güvenli, sihirli aşılar üretecek boşta fabrika yok.

Gates, bu açıklamaların ardından bazı eleştirmenler tarafından "aşı faşisti" ilan edilirken vakfı da son patent tartışmalarında geri adım attı.

Joe Biden'ın patentin geçici bir süreliğine kaldırılmasını desteklediğini açıklamasının ardından dümen kıran vakıf, kendilerinin de patentsizleşmeyi desteklediğini duyurdu.

Medyada "Gates Vakfı rota değiştirdi" başlığıyla aktarılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Fikri mülkiyet dahil aşılara eşit erişimin önünde hiçbir engel olmamalıdır, bu nedenle pandemi sırasında patentten belirli ölçüde feragat edilmesini destekliyoruz.

Biden neden destekledi?

Patent tartışmalarının da odağındaki Pfizer-BioNTech aşısı, henüz ilaç düzenleyicilerinin onayını bile almadığı Kasım 2020'de aşılarının yüzde 80'ini zengin ülkelere satmıştı. Britanyalı kampanya grubu Global Justice Now (Küresel Adalet Şimdi), dünya nüfusunun yalnızca yüzde 14'ünü oluşturan zengin ülkelerin o dönemde 1 milyardan fazla dozu satın aldığını ortaya koymuştu.

Üstelik o ülkelerin başında 600 milyon dozluk aşıyı garantiye alan ABD geliyordu. Bu nedenle Biden'ın yoksul ülkelerin çıkarları için patentlerin kaldırılmasını desteklemesi akıllarda soru işaretleri yarattı.

O dönemde ülke; aşı stokçuluğu, başkanlık koltuğunda oturan Donald Trump'ın DSÖ'yle kavgaya girişmesi ve Kovid inkarcılığına varan açıklamaları nedeniyle epey olumsuz bir imaj çizmişti.

Bu durum Biden'ın, ülkenin salgınla mücadeledeki imajını toparlamayı amaçladığını düşündürdü. Ancak ABD başkanının tercihlerini etkilemiş olabilecek bir neden daha var: Aşı diplomasisi.

'AŞI DİPLOMASİSİ UZAY YARIŞI'

Kovid-19 aşısının üretilmesi ve dünya çapında dağıtılması hususunda ABD, Çin ve Rusya arasında büyük bir rekabet yaşanıyor. Hatta bazı yorumculara göre aşı diplomasisi bugünün uzay yarışı haline geldi.

Bloomberg yazarı Hal Brands'e göre bu yarış, nihayetinde küresel güç ve prestij dengesinde önemli rol oynayabilir. Ayrıca yeni gelen Joe Biden yönetimi için stratejik bir fırsat sunabilir. Brands, daha Aralık 2020'de kaleme aldığı bir köşe yazısında Biden'ın bu tür çabalara destek verebileceğini söylemişti:

Yaklaşan Biden yönetimi için en kolay adım, Dünya Sağlık Örgütü'ne yeniden bağlanmak ve 2021'in sonuna kadar dünya çapında 2 milyar doz aşı tedarik etmeyi ve aşı stokçuluğunu caydırmayı amaçlayan küresel kamu-özel ortaklığı Covax Facility'yi tam anlamıyla desteklemeye başlamak olacaktır.

Aşı karşıtlığı ve patentleriyle ilgili çalışmalarıyla tanınan Uzman Doktor Gökmen Özceylan da aşı diplomasisine dikkat çeken isimlerden. Çin ve Rusya'nın aşı üzerinden ittifaklar kurduğunu ve ABD'nin bundan rahatsız olduğunu dile getiren Özceylan, sözlerini şöyle sürdürüyor:

Örneğin, Türkiye artık Uygurlarla ilgili konuşamıyor, Rusya'ya karşı da konuşamıyor. ABD de ülkesinin yüzde 60'nı 70'ini aşıladığı için patenti kaldırmayı düşünüyor.

Güney Kore'deki Sungkyunkwan Üniversitesi İşletme Fakültesi'nde Yard. Doç. Dr. Gökçe Başbuğ ise  tek bir ülkeyi pandemiden korumanın mümkün olmadığını vurguluyor. Yani kendi ülkenizi korumak istiyorsanız, dünyayı korumak zorundasınız. Başbuğ'a göre ABD'nin desteğinin ardındaki bir neden de bu.

Örneğin, DTÖ'ye sunulan orijinal tasarıda sadece aşının değil, ilaç ve diğer tıbbi ürünlerin de patentten muaf tutulması talep ediliyor. Ancak ABD'den gelen açıklamada sadece aşı söz konusu.

Tedavide kullanılan ilaçların önleyici bir özelliği olmadığı için patent meselesini sadece aşıyla sınırlı tutmaları, bir bakıma kendilerini koruma motivasyonuyla hareket ettiklerini düşündürüyor.

BİDEN'IN DESTEĞİNE GİDEN YOL

Diğer yandan Biden'ın desteğine giden yolda birçok dünya lideri ve saygın kurum, patent konusunda ABD üzerinde zaten büyük bir baskı kurmuştu.

DSÖ'nün yanı sıra aralarında Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün de yer aldığı 375 sivil toplum kuruluşu da patentsizleşmeyi destekliyordu.

14 Nisan'da 100'den fazla tanınmış politikacı ve Nobel ödüllü isim, Biden'a patentlerin kaldırılmasını destekleme çağrısında bulunmuştu. ABD başkanına yönelik açık mektup yayımlayan o isimler arasında eski Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown, eski Kanada Başbakanı Kim Campbell, eski SSCB lideri Mihail Gorbaçov, Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk ve yine Nobel ödüllü onlarca yazar, kimyager ve tıpçı yer almıştı.

13 KOMÜNİST PARTİDEN ORTAK ÇAĞRI

Bundan iki gün sonra dünya genelinde 13 komünist parti ortak bir açıklama yayımlamış ve patent haklarından vazgeçilmesi çağrısında bulunmuştu. Türkiye Komünist Partisi'nin inisiyatifiyle yayımlandığı bildirilen, "Aşıda patente hayır!" başlıklı açıklamada şu ifadeler yer almıştı:

Sağlığın korunması için halkın mücadeleyi güçlendirmeye ihtiyacı vardır. Kâr hırsı ile insanların yaşamlarını kurban eden tekellere hep birlikte karşı duralım!

Aslında bu çağrılar, pandeminin başından beri dile getiriliyordu. Ekim 2020'de de bazı dünya liderleri, DTÖ'den aynı talepte bulunmuştu. DTÖ'ye seslenen Hindistan ve Güney Afrika, Kovid aşılarına patent veya fikri mülkiyet hakkı verilmemesini istemişti.

Bu iki ülke, aşı patentlerinden geçici olarak feragat edilmesi çağrısında bulunan ilk ülkeler oldu. Daha sonra gelişmekte olan onlarca ülke onlara katıldı.

Bunun yanında DSÖ de patentlerden feragat edilmesi talebinin en büyük destekçilerinden oldu. Ocak 2021'de DSÖ, tüm ülkelerde sağlık çalışanlarının ve yaşlıların aşılanmasını sağlamak için Aşı Eşitliği kampanyasını başlattı.

Hazırlanan Aşı Eşitlik Beyanı'nı 100. günde on binlerce kişi ve bin 500'e yakın kurum imzaladı. Ancak DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, mart başında bu çabaların önemli başarılar sağlasa da yetersiz kaldığını açıkladı.

Aşıların patentlerinden feragat edilmesi için çağrıda bulunan Ghebreyesus, uygulanan dozların çoğunun "bir avuç zengine ve aşı üreten ülkelere gittiğini" ifade etti ve "Düşük ve orta gelirli çoğu ülke izliyor ve bekliyor" diye yazdı.

"Şimdi değilse ne zaman?" diye soran Ghebreyesus sözlerini şöyle sürdürdü:

Aşı üretimi kendi kendine artmaz. Doz paylaşımı, teknoloji transferi, DSÖ'nün Kovid-19 Teknoloji Erişim Havuzu gibi gönüllü lisans paylaşımını teşvik eden uygulamalar veya Güney Afrika ve Hindistan'ın önerdiği gibi fikri mülkiyet haklarından feragat etme… Hepsi yapılabilir. Tüm engelleri kaldırmamız gerekiyor.

BİDEN'I HANGİ LİDERLER DESTEKLEDİ?

Biden'ın patent korumasının geçici bir süreliğine askıya alınmasına destek vermesi, diğer liderlere ve kurumlara da ilham verdi. Birçoğu desteğini açıklarken, bir kısmı da öneriye karşı çıkıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin öeriyi desteklerken, IMF'den, Avrupa Konseyi'nden ve Avrupa Komisyonu'ndan da yeşil ışık geldi.

Diğer yandan Almanya ve Fransa'yla birlikte mRNA aşılarını geliştiren şirketler de patentlerin kaldırılmasına sıcak bakmadıklarını açıkladı. BioNTech'in kurucu ortakları Dr. Özlem Türeci ve Uğur şahin, patentlerin kaldırılmasının aşı üretimini hızlandırmayacağını savundu. Türeci bunun kötü bir fikir olduğunu, hayata geçirilse bile gelecek 12 ay içinde hazır edilebilecek aşı miktarının artmayacağını söyledi. Şahin ise "Sanayileşmiş ülkeler şunu anlamaya başlamak zorunda, (yoksullara) bir kez yardım etmek yetmez. Hükümetler, üreticiler ve kurumlar, yoksul ülkelere düzenli olarak yardım etmeli. BioNTech, bu tür ülkelere kâr amacı gütmeyen düşük fiyatlarla aşı sağlıyor" diye konuştu.

Birleşik Krallık'taki Leeds Üniversitesi'nden patent hakları uzmanı Graham Dutfield, tarihten "emsal niteliğinde" bir örnek veriyor.Buna göre II. Dünya Savaşı sırasında ABD hükümeti, askerleri bulaşıcı hastalıklardan korumak için gereken penisilin üretimini artırmak amacıyla şirketlerden ve üniversitelerden işbirliği yapmasını istemişti. Şirketler bunu reddedebilirdi ama çıkarlarını arka plana attı. Dutfield, "Bir süre ABD tüm penisilini üretti" diyor.

Ancak şirketler, patent ihlali nedeniyle birbirlerine dava açmadılar ve hiç kimse dünyayı fahiş fiyatlarla bekletmek istemedi.

Bunun yanı sıra birçok araştırmacı ve aktiviste göre patentler, başka ülkelerdeki üretimin önüne geçmekle kalmıyor, aynı zamanda fiyatların yükselmesine de neden olabiliyor.

ABD'li hukuk profesörü Brook Baker, şirketlerin formüllerini gizli tutmasını sağlayan patent hakları nedeniyle aşıların, gerçek maliyetin çok daha üzerinde satılabileceğini söylüyor. Zira bu haklar yüzünden kimse gerçek maliyeti bilmiyor.

"Aşılar vergilerle geliştirildi, zaten halka ait"

Bunun yanı sıra Kovid-19 aşısı geliştirenlerin vergi mükellefleri ve kar amacı gütmeyen fonlardan zaten yüklü miktarda para aldığı aktarılıyor.

Örneğin kENUP Vakfı'nın analizine göre tüm dünyada kamu sektörü 2020'de Kovid-19 aşıları ve ilaçlarına en az 93 milyar euro harcadı. Bu da aşıların aslında birçok yönden zaten halka ait olduğu anlamına geliyor.

Gökçe Başbuğ, "Şunu da özellikle eklemek gerekir, sadece Kovid aşıları değil, bu aşıların arkasındaki teknolojiler de yıllar boyu kamu kaynaklarından ayrılan fonlarla geliştirildi" ifadelerini kullanıyor:

Örneğin, mRNA aşısının arkasındaki teknolojinin önemli bir kısmı Amerika'daki Ulusal Sağlık Enstitüsü'nde geliştirildi ve buradaki çalışmalar da kamu kaynaklarıyla fonlandı.

Dr. Gökmen Özceylan da "Kendi ceplerinden yapmadılar ve kalkıp bunun üzerinden para mı kazanacaklar? Ayrıca bu nereye kadar böyle gidecek?" diye soruyor.

'PATENT KESİN ÇÖZÜM DEĞİL'

Aralarında BioNTech kurucularının da yer aldığı bazı araştırmacılar, patentlerden feragat etmenin üretimi veya tedariği hızlandırmayacağını savunuyor. Buna göre dünya genelindeki ülkeler, aşılar için yeterli üretim kapasitesine sahip değil. Yani patentler kaldırılsa bile tüm aşı bileşenlerini güvence altına almak, fabrikalar kurmak ve ilgili yasaları çıkarmak gerekecek; bu da bir yıldan uzun sürebilir.

Konuyla ilgili görüşlerini Medyascope'a açıklayan virolog Semih Tareen, "Sadece patentler bir aşının imalatı için yeterli değil. Aşı imalatı için altyapı şart" diyor.

Tareen, inaktif aşılarda patent sınırlaması olmadığını, buna rağmen Türkiye'de de henüz yapılamadığını aktarıyor. 

Bir ürün ya da teknoloji patentlenmek istendiğinde, her bir ülkede ayrı başvuru yapılması gerekiyor. Bu nedenle hangi aşının, küresel olarak nasıl bir patent mekanizmasıyla korunduğunu gösteren ortak bir veritabanı mevcut değil.

Ancak Teyit'e göre çoğu ilaç şirketinin, Kovid-19 aşılarında kullandıkları teknolojileri halihazırda birçok ülke için patentlediği tahmin ediliyor. Türkiye özelinde Türk Patent sistemini kullanarak bir tarama yapıldığında şöyle bir tabloyla karşılaşılıyor:


patent-listesi-tablo.jpeg

Tabloya göre Türkiye'de patentlenmemiş 4 aşı mevcut ama hala koronavirüse karşı yerli aşı üretilebilmiş değil.

TÜRKİYE NEDEN ÜRETMEDİ?

Sinovac CEO'su Yin Weidong, kısa süre önce yaptığı açıklamada inaktif Sinovac aşısının burada üretilebilmesi için Türkiye'ye lisans verdiklerini duyurdu. Öte yandan halihazırda inaktif aşı çalışması olan Türkiye, hala kendi aşısını üretebilmiş değil.

Dr. Gökmen Özceylan, pandeminin başından beri Türkiye'nin aşı üretemeyeceğini düşünenlerden. Uzman doktor, Türkiye'nin eskiden var olan aşı üretim yeteneğini özelleştirmelerle, kendi eliyle yitirdiğini ifade ediyor.

Türkiye aşı üretim merkezini kapattı. Şimdi sanayi firmalarına vermişler ama bunların aşı geçmişi yok. İşin teknolojisinin yanında bilim insanların aktif çalıştığı bir tecrübeye ihtiyaç var. Bu tecrübe Hıfzısıhha'da vardı. Ama oradaki bütün ekibi dağıttılar, laboratuvarı kapattılar.

Öte yandan Özceylan'a göre Türkiye'deki durum da inisiyatifin firmalara bırakılmasından kaynaklanıyor.

Şimdi birkaç şirkette bir yerlerde aşı çalıştırıyorlar ama bunlar ne yapıyor ve nasıl bir hatta gidiyor bilmiyoruz.

Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü, 27 Mayıs 1928'de, halk sağlığının korunması ve temel laboratuvar hizmetlerinin yürütülmesi için kurulmuştu. Enstitü 1930'lardan itibaren aşı üretiminde çok başarılı çalışmalar yapmış ve yıllarca Türkiye'nin aşı ihtiyacını dış sermayeye bağlı kalmadan sağlamıştı.

Türk Tabipler Birliği'ne göre enstitünün kapatılmasının ardından Türkiye'nin aşı politikası ve aşı üretimi büyük ölçüde ortadan kalktı, tamamen dışa bağımlı hale geldi.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Yoğun Bakım Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmettin Ünal, Türkiye'de 16 farklı koronavirüs aşı çalışması bulunduğunu ifade etmişti.

Bilim insanı, daha önce Independent Türkçe'ye verdiği röportajda "Temel kısıtlama, klinik deneyleri yapacak tesisimizin olmaması. Klinik deneyde kullanılacak aşıyı üretecek tesisimiz yok" ifadelerini kullanmıştı. 

"15 çalışma, bu yüzden bekleme safhasında" diyen Ünal, Türkiye'nin aşı üretiminde eski gücüne kavuşmasını dilemişti.

PATENTTEN SONRA ÜRETİM VE DAĞITIM

Virolog Semih Tareen, mRNA aşıları söz konusu olduğunda işlerin daha da zorlaştığını vurguluyor. ABD'li ilaç şirketleri Moderna ve Pfizer'ın geliştirdiği aşılarda bu teknoloji kullanılıyor.

Tareen'e göre bu teknolojide çok daha karmaşık süreçler devreye giriyor ve bu da Kovid salgını için çok geç olabilir.

Moderna şirketi mesela Ekim 2020'de bütün patentlerini açtı. Buna rağmen deneyim, altyapı ve yatırım eksikliğinden başka ülkeler Moderna mRNA aşısını üretemiyor. Üretseler bile farklı kalite kontrol kriterleri altında üretilecekleri için yeni klinik deneyler yapılması ve yeni acil kullanım yetkileri gerekecek. Bu da koronavirüs salgını için çok geç olabilir.

mRNA aşılarının taşınması ve saklanması da diğer aşılara kıyasla daha zor. Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Mehmet Ceyhan, soğuk zincir taşımacılığının önemine ve mRNA aşılarının transferindeki zorluğa dikkat çekiyor. Zira bu tür aşıların son derece soğuk depolarda saklanması gerekiyor. Örneğin Pfizer-BioNTech aşısının, ancak eksi 80 ila eksi 60 derece saklanabileceği açıklanmıştı.

Aşılama hızındaki sorunun patentten kaynaklanmadığını savunan Mehmet Ceyhan, "Diyelim daha fazla aşı üretildi. Bu aşıları saklayacak depo yok, soğuk zincirin yok. Gönderdiğin ülkede de bunları güvenle saklayacak teknik altyapı yok. Yani ‘patent' en az sorun olan şey burada" diyor.

Diğer yandan Pfizer ve BioNTech de bu sorunun daha önce farkına vararak ABD Gıda ve İlaç İdaresi'ne (FDA) saklama koşullarının esnetilmesi için başvuruda bulunmuştu. Söz konusu başvuruda aşının iki hafta boyunca eksi 25 ila eksi 15 derecede saklanabileceği belirtilmişti. O talep, 25 Şubat'ta onaylanmıştı.

Bu nedenle Dr. Gökmen Özceylan, aşının lojistiğiyle ilgili alternatif çareler üretilebileceği fikrinde. Özceylan, "‘Hızlı dağıtma tamamen organizasyonel bir iştir bu işi de en iyi biz yaparız' diyorlar. Bu argüman boş çünkü bu işin içine DSÖ girebilir ve DSÖ dağıtım mekanizmalarını doğru işletebilirse bu argüman aşılabilir" diyor

DSÖ'nün bunu transfer edebilecek kapasitesi var, eskisinden daha iyi desteklenirse bunu kesinlikle kaldırabilecek altyapısı var, benim hiç tereddütüm yok çünkü bundan önce çok yaptı. Çiçekle de baş ettik, kızamıkla da baş ettik. Ne zaman kaybetmeye başladık? DSÖ güçsüzleştrildiğinde, aşı tartışmaları çıktığında ve işin içine patentler girdiğinde.

Bazı uzmanlarsa dünya genelinde aşı üretimini güvenle gerçekleştirilmesi için boşta kapasite olmadığını savunuyor. O uzmanlardan biri de ABD Jackson Laboratuvarı Baş Araştırmacısı Prof. Derya Unutmaz.

Hürriyet'e verdiği röportajda Unutmaz, "Aşı üretmek kolay iş değil. Büyük yatırımlar yapmak lazım. Milyar dolarlar yatırsanız dahi en erken ancak 6 ay sonra aşı üretebilirsiniz" ifadelerini kullanıyor.

Cenevre'deki Uluslararası İlaç Üreticileri Federasyonu genel müdürü Thomas Cueni de aynı fikirde:

Küresel aşı üretim kapasitesine baktığınızda hem Hindistan hem de Güney Afrika, dünyanın en büyük 10 aşı üreticisi arasında yer alıyor. Boşta kapasite yok.

DÜNYANIN ÜRETİM KAPASİTESİ YETERLİ DEĞİL Mİ?

Dünyanın üretim kapasitesi pandeminin gerektirdikleri karşısında gerçekten de epey zayıf kalıyor. Zira toplam kapasitenin 3,5 milyar olduğu, Kovid-19 aşısı talebinin ise 10 milyar ettiği bildiriliyor. Ancak UNICEF'e göre, patent engelleri nedeniyle bu kapasitenin de ancak yüzde 43'ü kullanılabiliyor.

Ayrıca haber ajansı AP'nin 1 Mart tarihli çarpıcı makalesinde Kovid aşısı üretimine geçebilecek bazı büyük fabrikalar örnekleniyor. AP muhabirleri, üç kıtada teknik bilgiye eriştikleri durumda milyonlarca aşı üretmeye başlayabilecek üç fabrika tespit ettiklerini söylüyor. Haberde söz konusu fabrikaların ilaç devlerinden hala yanıt beklediği ifade ediliyor.

O fabrikalardan biri, Bangladeş'te bir sanayi mahallesinde yer alıyor. Almanya'dan ithal edilmiş yeni ekipmanlara sahip fabrika, kapasitesinin sadece dörtte biriyle çalışıyor.

Incepta isimli fabrikada halihazırda hepatit, grip, menenjit, kuduz, tetanoz ve kızamık aşıları üretiminde çalışan Abdul Muktadir, "Eğer bu yapılabilirse her kıtada bu aşıları üretebilecek düzinelerce şirket ortaya çıkacaktır" ifadelerini kullanıyor.

AP'nin ziyaret ettiği bir diğer fabrika Biovac, dünyanın en endişe verici koronavirüs varyantına ev sahipliği yapan Güney Afrika'da yer alıyor ve bir üreticiyle haftalardır görüşmelerde bulunduğunu söylüyor.

Benzer şekilde Danimarka'da, Bavyera Nordik fabrikasının 200 milyondan fazla doz üretme kapasitesi var ama o da lisanslı bir koronavirüs aşısı üreticisinden haber bekliyor.

'MODERNA AŞISI NEDEN ÜRETİLMEDİ?

Bangladeş'teki Incepta fabrikası, bu soruna çözüm bulmak için üretim hattını Moderna'ya açma önerisinde bulundu. Ancak Moderna bu isteğe ve kendi cevabına yönelik yorum taleplerini reddediyor.

Diğer yandan AP'nin haberine göre Moderna CEO'su Stéphane Bancel, Avrupalı parlamenterlere şirketin tamamen Avrupa'daki üretimi genişletmekle meşgul olduğunu söylemişti:

Şu anda daha fazla teknoloji transferi yapmak, üretimi büyük risk altına sokabilir. Mevcut mevkilerimiz çalışmaya başladığında gelecekte daha fazla teknoloji transferine çok açığız.

Ayrıca birkaç ay önce patent haklarını kullanmayacağını açıklayan şirket, patent haklarından feragat edilmesi önerisine aslında sıcak bakmıyor. Şirket yetkilileri 6 Mayıs'taki açıklamada patent kaldırılsa bile dünya genelindeki ülkelerin Kovid aşısı satın almaya yıllarca devam edeceğine inandıklarını bildirdi.

Diğer yandan Muktadir, aşıların icadındaki olağanüstü bilimsel başarıyı takdir ettiğini, dünyanın geri kalanının bunu paylaşabilmesini istediğini ama adil bir bedel ödemeye de razı olduğunu belirtiyor:

Kimse mülkünü hiç uğruna vermemeli. Ama yüksek kaliteli, etkili aşılar halk açısından erişilebilir hale getirilebilir.

Patentlerin kaldırılması mümkün olacak mı: "Bu sorun birdenbire çözülmez"

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai, patentlerin kaldırılmasını desteklediklerini duyururken "Sıradışı dönemlerde sıradışı adımların atılması gerekir" demişti. Yine de Tai, DTÖ'deki diğer üyeleri ikna etmenin zaman alabileceğini söylüyor. Zira DTÖ'de böylesi bir karar için tüm üyelerin oybirliği gerekiyor.

164 üye ülkenin yer aldığı DTÖ'de ilk olarak Güney Afrika ve Hindistan'ın sunduğu öneriyi destekleyen 60 civarında ülke var. Bunlar, aylardır diğer ülkeleri ikna etmeye çalışıyor. Ticaret yetkilileri de patentleri kaldırmak için uzun sürecek uluslararası müzakereler gerektiğini aktarıyor.

Güney Afrika'nın ticaret yetkililerinden Mustaqeem de Gama, Güney Afrika ve Hindistan'ın bu ay DTÖ'ye revize edilmiş bir feragat tasarısı sunacaklarını söyledi. Feragatnamenin kapsamı ve süresiyle ilgili görüşmeler aylar sürebilir.

Ayrıca DTÖ Genel Müdürü Ngozi Okonjo-Iweala'ya göre, ABD desteğine rağmen hükümetler, feragatnamenin ayrıntıları üzerinde birkaç ay daha anlaşamayabilir:

Bence bu sorunun birdenbire çözüleceğini düşünmek fazla iyi niyetli olur.

DTÖ, patent tartışmaları söz konusu olduğunda TRIPS (Trade-Related Aspects of Intellectual Property Rights / Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Anlaşması) ismi verilen bir sözleşmeyi işletiyor. Bu sözleşme üye ülkelere birbirlerinin fikri mülkiyet haklarını ihlal etmeme sorumluluğu yüklüyor. Ancak 31. madde, acil ihtiyaç durumunda patentlerin kullanımına istisna getirilebilmesini öngörüyor.

Öte yandan Teyit'e göre bu maddenin işletilmesi o kadar da kolay değil, müzakerelerin fazlaca alt aşaması var. Dahası Kovid-19 aşılarında, çocuk felci aşısında olduğu gibi tekil bir patent de söz konusu değil. Aşıların üretimindeki teknolojik adımların her biri ayrı ayrı patentlenmiş durumda ve firmalar tamamından aynı anda feragat etmeyebilir.

Çocuk felci aşısını geliştiren Dr. Jonas Salk, bir gazetecinin aşının patentinin kime ait olacağını sorduğunda, "Patent diye bir şey yoktur. Güneşi patentleyebilir misiniz?" diye yanıt vermişti.

Bilim ve Gelecek'in Şubat 2021 sayısında yer alan Algis Valiunas imzalı bir makaleye göre 1955'te güvenli ve yüzde 80-90 arasında etkili olduğu açıklanan bu aşı sayesinde dünya, çocuk felcinin üstesinden gelebilmişti. İşte bu nedenle Dr. Salk'ın sözleri, pandemide patentlerin askıya alınmasını savunanlar açısından bir slogana dönüştü.

Ancak Virolog Semih Tareen'e göre o zamandan bu yana patent kanunlarında ve aşı teknolojisinde çok şey değişti.

Tareen, Teyit'e verdiği röportajda "Hep Jonas Salk örneği verilir ama aradan onlarca sene geçti. Şimdiki teknolojilerde onlarca patent var. mRNA aşıları için mesela farklı farklı lipid nanopartikül formülasyon patentleri var" ifadelerini kullanıyor.

Diğer yandan Dr. Özceylan, "Bir tane bilim insanının formül vermesiyle çözülmeyeceğini biliyoruz, bütün aşamaları kastediyoruz" diyor. Ancak o da firmaların bütün patentlerden aynı anda feragat etmeyeceği fikrine katılıyor.

Formülasyonu bulmadan soğuk zincirine kadarki bütün basamakları patentliyorlar. Bu nedenle işin oluru çok zor. Ama bütün bu aşamaların zaten kaldırılması lazım.

ABD'li hukuk profesörü Brook Baker ise patentler kısa vadede kaldırılmasa bile ABD'nin ve diğer ülkelerin desteğinin endüstride hızlı bir etki yapacağını düşünüyor. Baker'a göre bu destek, şirketleri patentlerin kaldırılmasından önce gönüllü teknoloji transferine itecek.

Baker'ın bu yorumları aslında şimdiden doğrulanmaya başladı. Örneğin BioNTech, 2021 aşı üretim kapasitesini 3 milyar doza kadar yükselttiğini, 2022 kapasitesinin de 3 milyar doz üzerine çıkacağını duyurdu. Üstelik bundan kısa süre sonra yoksul ülkelere aşı tedariğinde "kâr amacı güdülmeyen" bir fiyat vermeyi planladıklarını açıkladı.

'HIZLI ÜRETİM MÜMKÜN'

Patentin kaldırılmasının ve bunun ardından aşı üretimine geçilmesinin zaman alabileceği, tartışmanın iki tarafındaki uzmanların da büyük ölçüde ortaklaştığı bir konu. Ama geçmişteki örneklere dayanarak hızlı üretimin mümkün olabileceğini savunanlar da var.

Örneğin Gökçe Başbuğ, 2004 ve 2005'te dünya genelinde patlak veren kuş gribi salgınında benzer bir durumun yaşandığını söylüyor. O dönemde öne çıkan Tamiflu ilacını örnek veren Başbuğ, Gazete Duvar'da kaleme aldığı yazıda şu ifadeleri kullanıyor:

İlacın muadilinin üretilmesi başka üreticiler tarafından talep edildiğinde patenti elinde bulunduran İsviçreli ilaç tekeli Roche, Tamiflu üretiminin 10 karmaşık adımdan oluştuğunu, diğer firmaların üretim kapasitesine ve bilgisine sahip olmalarının kolay olmayacağını açıkladı. (...) Roche'nin bu açıklamasından sadece birkaç ay sonra ilacın muadilini üretenler ilacın ne kadar hızlı ve kolay üretilebildiği gerçeği karşısında şaşkınlık yaşadılar.

'KOVİD BİZİMLE KALACAK'

Feragat önerisini destekleyenler, aşı üretiminin hızlandırılması hemen mümkün olmasa bile bunun, gelecekteki çabalar açısından son derece önemli olduğunu savunuyor.

Örneğin, Halk sağlığı uzmanı Prof Nuriye Ortaylı, "Elbette ‘patent' çözülse aşılar iki günde çoğalmayacak ama önemli olan adım atılması" derken, Dr. Özceylan da aşının her yıl tekrarlanması gerekebileceğini vurguluyor.

"Bir de aşı, her yıl etkisini yitirecekse bu ömür boyu uğraşacağımız bir hastalığa dönüşür" diyen Özceylan sözlerini şöyle sürdürüyor:

Dünya Sağlık Örgütü bu patent meselesini aşabilirse bundan sonraki dönemde çok büyük bir kazanım olur. Aşamazsa da sonraki pandemilerde 3-4 firma çok büyük paralar kazanacak.

Pakistan'daki ilaç üreticisi Getz Pharma'nın CEO'su Khalid Mahmood, mRNA aşıları üretebilen bir tesis kurmayı planlıyor ve 100 milyon dolara kadar yatırım yapmaya hazır.

Mahmood söz konusu tesiste üretimin başlamasının iki yıl süreceğini öngörüyor ama buna rağmen üretimin gerekli olduğunu düşünüyor:

Pandemi bizimle kalacak, her iddiasına varız.


PAYLAŞ