Aslan: 'Çarklar dönmek zorunda' diyenler milyonlarca işçiyi salgınla karşı karşıya bıraktı

TÜKENMEZ HABER – Kayıtlı 7 milyon kişinin çalışmaya devam ettiği 17 günlük ‘tam kapanma’ geçtiğimiz hafta sona erdi.

Hükümet ‘vaka sayılarında düşüş’ yaşandığını açıklasa da sendikalar ‘fabrikalarda ve diğer işyerlerinde Covid-19 vakalarının her geçen gün arttığını’ söylüyor.

Sendikalar uzun süredir Covid-19’un artık bir işçi sınıfı hastalığı haline geldiğine vurgu yaparak acilen önlem alınması çağrısında bulunuyor. Bu sendikalardan biri de DİSK.

DİSK Yönetim Kurulu Üyesi ve Gıda-İş Genel Başkanı Seyit Aslan’la ‘zorunlu üretim hallerini, tam kapanmaya rağmen çalışan işçileri ve hükümetin aldığı önlemleri konuştuk.

Hükümetin, ‘her ne olursa olsun, çarklar dönmek zorunda’ diyerek işçileri çalışmaya zorladığının altını çizen Aslan, “Covid-19 salgınının bütün toplumsal hayatı tehdit ettiği bir süreçte ne olursa olsun “çarklar dönmek zorundadır” diyen iktidarın çalışanlar karşısında aldığı sınıfsal tutum çok net ortaya çıkmıştı aslında” yorumunda bulundu.

Zorunlu üretim tartışmalarına ilişkin ‘Gıda sektöründe her iş zorunlu değildir’ diyen Aslan, “Asıl temel ihtiyaçlar dışındaki işyerleride durabilirdi. Ama öyle olmadı, diğer sektörler gibi zorunlu olan olmayan herkes çalıştı” ifadelerini kullandı.

‘HÜKÜMET NE OLURSA OLSUN ‘ÇARKLAR DÖNSÜN’ DEDİ’

- Pandemiyle birlikte hayatımıza giren bir diğer tanımlamada ‘zorunlu üretim’ oldu. Türkiye’de zorunlu üretim koşulları nasıl belirleniyor? Gıda sektörü açısından nasıl bir süreç işliyor?

Türkiye’de 'zorunlu üretim koşulları' iktidarın üzerinde yükseldiği sermaye gruplarının beklentileri çerçevesinde gerçekleşmiştir. Tam kapanma dönemi yaşanmış olsa da sağlık, gıda enerji vb. gibi toplumun yaşamını zora sokmayacak sektörlerin çalışması onun dışındaki sektörlerin üretim yapmaması gerekirdi.

Covid-19 salgınının bütün toplumsal hayatı tehdit ettiği bir süreçte ne olursa olsun “çarklar dönmek zorundadır” diyen iktidarın çalışanlar karşısında aldığı sınıfsal tutum çok net ortaya çıkmıştı aslında.

Gıda, sektörü açısından bakıldığında en acımasız sektörlerden biri olmuştur pandemi döneminde. Çalışanların işçi sağlığı iş güvenliği açısından alınması gereken önlemler bile alınmamış, aksine salgına yakalananları tecrit edip, adeta kapalı bir kamp haline getirilerek, toplumdan yalıtılarak üretim yapmaya zorlanmışlardır.

‘İŞÇİLER KAMPLARDA TUTULDU’

Bunun en tipik örneği Çanakkale Dardanel örneğidir. İşçiler 15 gün boyunca yurtlarda izalasyonda tutulmuş, çalışma saatlerinde fabrikaya götürülerek çalıştırılmışlardır. Gıda sektöründe her iş zorunlu değildir. Asıl temel ihtiyaçlar dışındaki işyerleride durabilirdi. Ama öyle olmadı, diğer sektörler gibi zorunlu olan olmayan herkes çalıştı.

 

‘ÜCRETLİ İZİN TALEBİ GÖRMEZDEN GELİNDİ’

- Hükümetin vatandaşlara herhangi bir destekte bulunmadan ilan ettiği ‘tam kapanma’ süreci boyunca 7 milyon kişinin ‘çalışma belgesi’ alması da tepkilere neden oldu. DİSK olarak ‘tam kapanma’ boyunca fabrikalara ilişkin gözlemleriniz nedir? Fabrikalarda nasıl bir süreç işledi? İşçiler evlerinde kalabildi mi?

Dünyada ve ülkemizde koronavirüs salgını son hız yayılmaya devam ederken, çalışanlar açısından zorunlu ve acil işler dışında, ücretli izin talebi siyasal iktidar ve sermaye tarafından görmezden gelinerek, “çarklar dönmek zorundadır” yaklaşımıyla, işçileri korona salgınıyla karşı karşıya bırakıldı.

Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan çalışanların bu salgının doğrudan hedefi ve taşıyıcısı olması kaçınılmaz olmuştur. 'Evde Kal Türkiyem'in bütün lafzı, işverenlere uygulanan koruma kalkanından ibaret olduğu anlaşıldı. İşçilerin payına, hiçbir önlemin alınmadığı ya da çok yetersiz/ göstermelik önlemlerin alındığı çalışma ortamlarında üretimi sürdürmek düştü.

Tam kapanma kandırmacası altında, destekten yoksun insanların eve ekmek götürme kaygısı başat hale gelmiştir. 7 milyon insanın çalışma belgesi alması çok şaşılacak bir durum değildir. Çok az kısmının keyfiyeti dışında geri kalan milyonların ek gelir elde etmek için bu yola başvurması doğaldır.

‘ÖRGÜTLÜ OLDUĞUMUZ FABRİKALARDA ÜCRETSİZ İZİN UYGULAMASINI KABUL ETMEDİK’

Bizim örgütlü olduğumuz fabrikalarda Covid-19 salgınına ilişkin gerekli önlemlerin alınmasında sendikal müdahaleler yapılmıştır. İşverenin hayırhah tutum takındığı yerlerde üretimi durdurma eylemleri yaşama geçirilmiştir. Üretimde düşüşler olduğunda kısa çalışma ödeneği uygulaması işetilmiş işçilerin mağdur olmalarının önüne geçilmiştir. Ücretsiz izin uygulamaları kabul edilmemiştir.

 

‘İŞSİZLİĞİN YARATTIĞI TRAVMALAR, İNTİHARLARLA KENDİNİ GÖSTERDİ’

- Bir yanda da işsizler ve işsiz kalanlar… İşsiz kalanlar için ‘tam kapanma’ nasıl geçti? Tanıklıklarınız, gözlemleriniz var mı?

İşsizlerin gelirden yoksun kalmaları kabul edilebilir bir şey değildir. Bunun yarattığı toplumsal travmalar kendilerini en açık bir şekilde intiharlarda göstermiştir.

İşsiz kalanlar için iktidar, işsizlik ödeneği koşullarını kısmen düzenleme yaparak ulaşmalarını sağlamış ama bu asla yeterli kapsamda olmamıştır. Ama işsizlik fonunu, üretimi ve istihdamı teşvik adı altında sermayeye kaynak aktarmak için çok rahat kullanabilmiştir. Ücretsiz izin uygulamaları fiili işten çıkarmalara dönüşmüş ve açlık sınırının da çok altında bir yardım miktarı ile ücretsiz izne çıkarılanlar açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmişlerdir.

‘SENDİKAR ÖRGÜTLENMENİN OLDUĞU YERLERDE ÖNLEMLER ALINDI’

- TTB, salgın döneminde yaşanan işçi ölümlerine sıklıkla dikkat çekiyor. İstanbul’da kaç işçi koronadan yaşamını yitirdi? Fabrikalarda durum nedir? Salgına karşı yeterli önlem alınıyor mu?

İSİG Meclisi verilerine göre, son 1 yıl içinde Covid-19 dan ölen işçilerin sayısı , Nisan ayı dahil, en az 992 olmuştur.

Sendikal örgütlenmenin olduğu işyerlerinde salgına karşı önlemler alabildiğine sağlanmıştır. Servisler, üretim alanının düzenlenmesi, yemekhaneler ve lavabolarda hijyen koşullarının uygun bir şekilde yapılması önlemlerinde etkin müdahalelerde bulunulmuştur. Bu sayede sendikal örgütlenmenin olduğu işyerlerinde gerek salgının etkisi büyük ölçüde sınırlandırılmış gerekse de ölümler çok aza indirilmiştir.

Ama sendikasız, güvencesiz, denetimin olmadığı, kayıt dışılığın belirgin olduğu işyerlerinde önlemlerin ve uygulmaların neredeyse hiç olmadığını söylemek abartı olmayacaktır.

‘EĞLENMENE BAK BEN AŞILIYIM' REKLAMI İŞÇİLERE NASIL BAKILDIĞININ GÖSTERGESİ

- İşçiler arasında aşılama henüz başlamadı. Hükümetin aşılama programını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?

İşçiler bu ülkedeki en alttakiler olarak görülüyor. Bütün mesele kapitalist üretim ve işleyişin kesintisiz devam etmesi. Turizm Bakanlığı tarafında yapılan reklam bunun en çarpıcı örneği. ‘Eğlenmene bak ben aşılıyım’ reklamı, işçilere nasıl bakıldığının en somut göstergesidir. Para pul için her şey mübah görülüyor. Turistler için aşılama yapılıyor, tezgah başında çalışan milyonlarca işçi ise kaderine terk ediliyor. Bu ülkenin tüm değerlerini yaratan işçi sınıfı aşı konusunda gelince hatırlanmıyor bile. Aşılama konusunda başarılı olduğunu idda eden iktidar, çuvalladı. Ülkenin aşı çalışmasını yapan kurumlar kapatıldı. Şimdi ise sürekli vaatler var, yerli aşı gelecek diye. Emperyalit, kapitalist ülkelerin aşıyı yaptırım amacıyla kullandıkları açık. Çin, Rusya ve Almanya böyle. Öncelikle aşıda patentin kaldırılması gerekiyor. Ülkemize gelince sağlıkçılardan, eğitimcilerden sonra en başta ürtim yapan işçi sınıfının aşılanması gerekiyor. Bu konuda taleplerimiz sürekli dillendiriyoruz.

- 'Zorunlu üretim' yerlerine ilişkin bir aşılama başlatıldı mı?

Tabi ki hayır. Hükümetin ne pandemiyle mücadele politikası ne de aşılamaya ilişkin bir perspektifi söz konusu. Bitmiş tükenmiş bir iktidarın elde kaynak kalmamasından, yeni kaynaklar yaratabilecek ilişkileri tükenme noktasına gelmesinden dolayı bütün bir toplumu büyük risklerle karşı karşıya bırakmıştır. Kısmi kapanma ve aşılama arasındaki uyumsuzluk, yani aşı yokluğundan dolayı istenilen nüfusun aşılanamaması insanların ölümlerinde birincil rol oynamıştır. İktidarın bu ülkeyi, bu toplumu kamusal bir anlayış içinde düşündüğünü söylemek mümkün olmadığı gibi, aksine salgın krizini sermaye açısından fırsata çevirmek konusunda hiçbir kaygı taşımamıştır.

‘2021 1 MAYIS’INDA İŞÇİLER MÜCADELEDEN GERİ DURMAYCAKLARINI GÖSTERDİ’

- 1 Mayıs yasakların geçmesine rağmen çok sayıda fabrikada irili ufaklı kutlamalar gerçekleşti. Sizce işçi sınıfı 1 Mayıs’ı nasıl geçirdi?

Labeleb kongreleri yapanlar, miting gibi toplantı örgütleyenler, cenaze törenlerine kitlesel katılanlar, söz konusu işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs'a gelince yasakları sıraladılar. İşçi sınıfının ve emekçilerin yan yana gelmesinden, taleplerini haykırmasında korkuyorlar. Onun içindir adı tam kapanma olan, ama aslında çeyrek kapanma bile olmayan süreçte, kapanmayı 1 Mayısı'n öncesine çekerek 1 Mayıs yasaklanmıştır. Ama 1 Mayıs yasaklara sığmaz. Bu yıl 1 Mayıs geçen yıla göre işyerlerinde ve fabrikalarda daha yaygın kutlandı. Belki kitlesel değil ama ülkenin birçok yerinde alanlara çıkılarak 1 Mayıs'ta işçi ve emekçiler taleplerini haykırdı. İşçi sınıfının 1 Mayıs sürecine sahiplenmesi, kutlamalara katılması, taleplerini haykırması karşısında sendikal bürokrasi bir kez daha uğursuz rolünü oynadı. Türk-İş ve Hak-İş Pandemi gerekçelerine sığınarak adeta 1 Mayıs yasağı kervanına katıldı diyebiliriz. Tüm olumsuzluklara rağmen 2021 Mayıs işçi sınıfının mücadeleden geri duramayacağını göstermiştir. 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR