Serdar Koçak: Şiirden bir yanardağ…

Şairin dağ olanı da vardır. Deniz olanı da, göl olanı da, nehir olanı da, çağlayan, şelale olanı da vardır. Gökyüzü, yıldız, mevsim, mevsimlerden bir mevsim, cehennemde bir mevsim, cehennemde dört mevsim olanı da vardır. Şairin “phoenix” gibi olanı da vardır. Her şiirinin sonunda ölüp küllerinden yeniden doğan. Edip Cansever’in aynı adlı şiirinde olduğu gibi. Söz konusu şiirin son betiğini hatırlayalım:

Orası bir ölümdür şarabımı doyuran
Ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
Vaftizi gün ışığında bir garip protestan
Tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
Kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
Yeniden doğmak için çıkardığım yangından.

Serdar Koçak, denilebilir ki bir şiir yanardağı. Şiir püskürten bir yanardağ. Hayatın, yanardağların aksine, küllerin değil, şiirin altında kalmasını arzularcasına yazıyor. Hayata bir borcu varmış da sanki, onu şiirle ödemek istiyormuş gibi yazıyor. Koçak, son olarak okurla, 'Basübadelmevt Beşlemesi'ni oluşturan beş adet şiir kitabıyla buluştu. Beşlemede yer alan kitaplar Artshop (1. baskı Kasım 2020) Yayınları'ndan çıktı. Serinin ilk kitabı 'Beneylül' adını taşıyor. Yetmiş iki sayfadan oluşan kitap aslında tek bir şiir. “Beneylül’ün ilk betiğini okuyalım:

Ölmüşüm de dirilmişim
gibi hissediyorum Ankara
Gar’ında bom diye
öldüğümü hatırlıyorum
insanların ellerinde küçük
robotlar var değişken
sesli görüntülü köle
pazarında satılığa
çıkartılırım diye
sanıyorum bu küçük
robotların uzantısı olan
insanlardan biri beni
satar

Salınımı hayalle gerçek, umutla umutsuzluk, acıyla, yasla sevinç arasında olan bir şiir sarkacı var beşlinin ilk kitabındaki şiirlerde. Bu sözü humorla, ironiyle güçlendirilmiş uzun şiirin son betiğini de okuyalım:

Katre ağzımdan kuş
olarak çıktı onu
hapishaneye
tımarhaneye kapatabilir
misiniz er geç yeneceğiz
zafer devrimci kölelerin
olacak yapay güneşlerin
altında haykıracağız
yaşasın dünya komünü
kainatlar ele geçireceğiz
öte dünyalarda ağaçlarla
sevişeceğiz

Yazının başında değinmedik. Aslında beşliye adını veren Arapça kavramın ne anlama geldiğini de kaydedelim. Sözlüklerde basübadelmevt; 1) Ölümden sonra dirilme, kıyamet gününde ölülerin dirilmesi. 2) mecaz anlamında tamamen yok olmuş gibi görünen bir şeyin yeniden canlanması, hayatiyet kazanması olarak açıklanıyor. 

Serinin ikinci kitabı 'Kuşların Rüzgârları' adını taşıyor. Yüz on iki sayfalık kitapta şair, bu defa bağımsız şiirleri bir araya getiriyor. Sunuş olarak da değerlendirilebilecek girişte birbirinden başlıklarla ayrılmış, dolayısıyla bağımsız diyebileceğimiz on iki şiir yer alıyor. Ardından, “Esrarlı Vakitler Altında” adlı birinci bölüm başlıyor. Şair bu bölümde, hafızasında yer etmiş ama artık zamanın hülyalı örtüsünün arkasında kalmış kimi olayları, anları, kişileri yeniden canlandırma, hatırlama deneyimini yansıtan şiirlere yer veriyor. Emel başlıklı şiir de onlardan biri diyebiliriz. Şiirin iki betiğini okuyalım:

sofralar hazırlardı
on kişiye
küçük bütçemizden
içim kalkar giderdi
Emel’e doğru

daktilo ederdi
beğenirdi
bir sanatçı için
beğenilmek her şeydir
zümrüt gözleri vardı

Kitabın ikinci bölümünde siyasal tonun biraz daha ağırlık kazandığını söyleyebileceğimiz, güncelle de yakın mesafeden bağ kuran şiirler yer alıyor. “Barikat” şiirinden bir bölüm aktaralım:

senin şehrinde gezi varmış
sigara yaksam uzatsam alır mısın
Finlandiya’dan aşağı ruvayyel
kum havuzuna düştük öp beni

Beş kitaplık serinin üçüncü kitabı '384 Geldiği Gibi'; yirmi birinci yüzyıla “Manifest” başlıklı şiirle başlıyor. Bu şiirin tamamını alıntılayacağız:

Bu kadar kısa süre için
Yaptığın trenler
Allahım sana teşekkür ederim
Önümden geçsin gitsin diye
Bu yattığın reyhan kadınları
Allahım sana teşekkür ederim
Bu bombalar ordular toplar
Allahım sana teşekkür ederim
Çalınıyor bir kopuz kesiliyor bir baş
Bankalar satılıyor şirketlere
Allahım sana teşekkür ederim
Gözünden tanıyorlar seni şubelerde
Sesinden tanıyorlar telefonlarda
Sen insanın suretisin sağol allahım

Serdar Koçak hayatı, zamanı, dünyayı, imgelere dönüştürüyor. Daha doğrusu onun için hayat, dünya, zaman, insan ilişkileri, olaylar imgelerden oluşuyor. Ama bunu taammüden yapmıyor. Onun şiirinin tipik özelliği de bu diyebiliriz. O neredeyse hiçbir sözcüğü taammüden yazmıyor. Öyle geliyor. Öyle, diline geldiği gibi şiirleşiyor. Zaten o şiir yazmıyor, söylüyor. Kitaplarında daha ilk şiirde fark ettirir kendiliğindenliğini. Şiirlerinin yapısal niteliği doğaçlamayı, otomatik yazım tekniğini, bilinç akışını akla getirse bile, bu tarzlarla onun tekniği arasında dikkate değer bir nüans bulunur. Serdar Koçak’ın şiirinin önemli bir özelliği, deyim yerindeyse alametifarikası, tescilli özelliğidir; kışkırtılmışlıktan, reaksiyondan çıkmış olması.

Beş kitabı bir arada sunmak aslında birçok açıdan riskli bir girişimdir. Koçak, belli ki bu riski umursamamış. Beşliği oluşturan dördüncü kitap 'Seçenek' adını taşıyor.

Üç bölümlü 'Seçenek' bir düzyazı şiir. Ancak kitabı biçimselliği açısından düzyazı olarak tanımlamak hem çok kolay hem de zor. Kitapla ilgili olarak rahatlıkla üç bölümlü bir düzyazı şiir (mensur şiir) ya da şiirsel anlatı denilebilir. Veya otomatik yazı tekniğinin kullanıldığı ya da bilinç akışıyla yazılmış bir örnek olarak da değerlendirilebilir; bir doğaçlama şiirsel anlatı olarak da tanımlanabilir. Tuhaf olan şu: Kitabın türünü, tarzını, biçimini bu tanımların tümüyle ya da herhangi biriyle tarif etmek mümkün görünüyor. Öte yandan nasıl adlandırılırsa adlandırılsın bir şeylerin hâlâ tanımlanamadığı yönünde bir eksik kalmışlık hissini oluşturması. Metnin şu ya da bu biçimde tanımlanmaya direnmesini, şiirle olan bağı sağlıyor diye düşünüyoruz. Noktasız, virgülsüz paragrafsız akıp giden 'Seçenek'in ilk bölümünden kısa bir alıntı aktaralım:

Önümdeki seçenekler şunlar esnemek kahve içmek su
İçmek buna karar veremiyorum kaşınmak yatağa gir-
Mek yorganı üzerime çekmeyeceğim yoksa tekmelerim
Kirpiğimi kaşıdım ve su içtim şimdi rahatça içmemeyi
düşüneceğim bir seçenek daha var sigara içmek içinde
çok tehlikeli zehirler ama çakmağı bulmak beceriyle
yakmak duman yutmak seçenekleri artırıyor ayağa
kalktım ve adımlar attım bu da bir seçenek her adım

Serdar Koçak bir şiir yanardağı. Başka nasıl açıklanır; beş şiir kitabını bir arada üretip aynı anda okurla buluşturmuş olması… O enerjinin, o üretim yetisinin, adeta hayatın boşluklarını, uçurumlarını şiirle doldurmak istermiş gibi çalışmanın başka bir açıklamasını bulamadık.

Beşlemenin son kitabı 'Coronada Aşk'. Kitabın adı elbette, Gabriel García Márquez’in karşılıksız aşkı ve acı çekmenin övgüye değer bir davranış olduğunu anlatan romanı 'Kolera Günlerinde Aşk'ı hatırlatıyor. Ama bir buçuk yılı aşkın süredir yaşadığımız salgın şartları düşünülürse şairin kitabına böylesi bir ad koyması için başka bir etkiye, çağrışıma, esine gerek olmadığı da açık.

'Coronada Aşk', yirmi iki şiiri bir araya getiren ve elli altı sayfadan oluşan bir kitap. Şair kitabın adında olduğu gibi yaşanmış, yaşanamamış, yarım kalmış, tamamlanmış aşklarını anıyor, selamlıyor şiirlerde.

Salgın ve beraberinde gelen birtakım kısıtlamalarla bir tür kapatılmışlık yaşadık, yaşıyoruz.

Sıkışan, sıkıştırılan, kısıtlanan, dar alanda tutulan insanın içinde bulunduğu koşullara direnmek, umudunu, moralini, ruhsal motivasyonunu kaybetmemek için yöneleceği seçenekler arasında hayal gücü ilk sırada yer alır. Hayal ederek hem geçmiş yaşantının hatıraları canlandırılabilir hem de içinde bulunulan koşulların alternatifleri tasarlanabilir. Serdar Koçak da 'Coronada Aşk'ta aslında bunu yaptığı şiirlere yer veriyor. Eski sevgililerini, aşklarını hatırlayarak yaşama sevincine destek oluşturuyor. Karamsarlığa prim vermiyor. Böylelikle ruhsal gücünü ve moralini yüksek tutuyor. Şiirin, sanatın sağaltıcı yanından destek alıyor. Yazdıklarıyla da bunu paylaşıyor. Keriman başlıklı şiirden bir betik okuyalım:

el sıkışmaktan
bile korkardı
allahım
ne güzel

gözleri vardı
bana bu mendebur
bana aşıktı
içtik öpüştük
harbiye’deki evimde
ne kadar mutluydu

Beşlemenin son kitabından, sondan bir önceki şiiri de paylaşmak istiyoruz. Paylaşabileceğimiz başka şiirler de var kitapta. Şimdi paylaşmayı düşündüğümüz örneğin bir önceki şiiri de “kim bu Türkçe/ acıyı hafifletiyor” dizeleriyle başlayan “Türkçe” başlıklı şiiri de aktarabilirdik. Sözü daha fazla uzatmadan “Elma ve Ruh” başlıklı şiirin ilk betiğini okuyalım:

beni hayata bağladın
elman vardır senin
her kadının vardır elması
gizle onu benden
ben bir serseriyim
sonra ruhunu yerim

Bazı şairler hakkında, şiir anlayışları, ürettikleri şiirler hakkında konuşmak, yazmak, yorum yapmak bir hayli zordur. Zorluğun nedeni şiirlerinin çetrefilliği değildir. Dillerinin, biçimlerinin, biçemlerinin yabansılığı, ıssızlığı, dahası başkalığıdır. Serdar Koçak, modern Türkçe şiirde hem varlık kazanmış hem yer edinmiş isimlerden biridir. Aynı zamanda modern Türkçe şiirin “başka şairlerindendir”. Beş kitaplık yeni şiir seti de bunu gösteriyor diyebiliriz. Kırk yılın içinde süren şiir yolculuğunun başka şairin yeni şiirleri merak edilecek nitelikte. Şiir okurlarının da genel olarak okurların da yaz için hazırladıkları şiir okuma listelerine Koçak’ın “beşlemesini” de kaydetmelerini öneririz.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR