Salyalı denizler, huzursuz ruhlar

Fotoğraf: AA

Geçtiğimiz aylarda pandemiyle ilgili okuduğum bir makalede Doğal Yaşam Tarihi Müzesi (MNHN) laboratuvarı müdürü ve ekolog Philippe Grandcolas şöyle diyordu: “Bugün yaşananların sadece tıbbi bir sorun olmadığını biliyoruz. Bulaşıcı hastalıklar doğal ortamlara gittikçe artan müdahalemizden dolayı ortaya çıkıyor. Ormanları yok ediyoruz, doğal yaşam alanlarını yitiren yabani hayvanların kentsel bölgelere yakın, dengesizleşmiş ekosistemlerde evcil hayvanlarla temas etmelerine yol açıyoruz. Bulaşıcı etkenler böylece yeni bulaşma zincirleri ve yolları buluyor. Dumandan boğulan ağaçlar meyve üretemiyor, meyveyle beslenen yarasalara yiyecek bulmak için göç etmekten, giderken ölümcül hastalıklarını da taşımaktan başka seçenek kalmıyor.”

Doğaya karşı takındığımız tavır daha önce benzeri görülmemiş büyüklükte sağlık felaketleri doğuruyor. Yaşadığımız bu küresel sağlık krizi, ekosisteme yönelik yıkıcı tavrımızın sonuçlarına dikkat etmemize yol açmayacaksa başka nasıl bir bela bulabiliriz bilmiyorum.
Çevreci yazar Paul Shepard, 1982 yılında yayımlanan Nature and Madness (Doğa ve Delilik) kitabını şu soruyu yanıtlamak üzere yazmıştı: “İnsanlar neden doğal çevrelerini yok etmekte ısrarcı?” Onun verdiği yanıt psikopatolojiydi. Ya da kendi sözleriyle, “insan varoluşunun temel boyutuna ilişkin bir arıza, hata yapmanın ötesinde bir akıl dışılık, bir çeşit delilik.”

Bazı insanlar bu deliliğe nasıl tutuldu peki? Shepard bu deliliği açıklamak için ontojeni adı verilen bir biyoloji kavramına başvuruyor. Ontojeni tekil bir organizmanın en erken safhadan olgunluğa dek gelişimidir. Ona göre insan davranışını anlamak için insan gelişimini anlamamız gerekir.

Shepard, uygarlık tarafından geliştirilen bilgi ve insan örgütlenmesini, “insan doğumlarını sınırlandıran kadim toplumsal işleyişi çarpıttığı” ve “yeni bir insan hakimiyeti algısını ve insan dışı yaşamın kökünün kazınmasını teşvik ettiği”ni iddia ederek suçluyor. Bu da ona göre yalnızca psikopat bireylerin değil psikopat kültürlerin de ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Psikopat kültürler, Shepard’ın sözleriyle, “tüm yeryüzü habitatlarını” pervasızca işgal eden, “toprağı, havayı ve suyu” fiziksel ve kimyasal anlamda “istismar eden”, “yabani bitki ve hayvanların yok oluşu ve yerinden edilmesine” neden olan ve “orman ve otlakları gereğinden fazla kesip hayvanları gereğinden fazla otlatan” psikopat bireyler üretir.

Biz bu psikopatlığa ülkece alışkınız elbette. Cengiz İnşaat’ın taş ocağı için iş makinelerini soktuğu İkizdere’nin çığlığını duymazsak, 2014 yılında Soma’nın Yırca köyünde bir gece yarısı Kolin şirketi tarafından 6 bin zeytin ağacının katledilmesinin acısını hissetmezsek, Kaz Dağları’nı kucaklamazsak, Datça’da, Bodrum’da hatta ülkenin her yerinde özelleştirmelerle doğanın talan edilmesine ses çıkamazsak buralardaki mücadelenin bir parçası olmazsak, destek vermezsek gerçekten evimiz diye bir şey kalmayacağının farkında mıyız?

Kanal İstanbul, havalimanı, köprü yapımları, HES’ler, barajlar, Gezi süreci malumunuz hangi birini sayayım bilmiyorum. Bu denli ağaca düşmanlık bu ülkenin tarihinde daha önce görülmüş müdür onu da bilmiyorum. 'Birkaç ağaç meselesi', ölüm kalım meselemiz bunu ne zaman anlayacağız? Bildiğim tek şey daha fazla huzursuz hissetmemiz ve ağacın, denizin, kurdun, kuşun, gezegenin sesi olmamız. Doğayı bir yabancı gibi gören ve doğaya hükmetmeye çalışan politik gücün ve endüstri kültürünün yıkıcılığını sorgulamamız.

Hem bireysel hem toplumsal olarak doğa ile birlikte iyileşmenin yolunu bulmamız şart. Özümüzde yalnız olmadığımızı ve tüm gezegen içerisinde varlığımızın bütünün bir parçası olarak anlam bulduğunu hatırlamamız gerekiyor. Tez vakitte doğayla güvene dayalı bir uyum yolu bulup, ekolojik bir benlik geliştirmeli ve ekolojik hassasiyetlere sahip olmalıyız.

Bir süredir Covid-19 gibi yayılan salyalı bir denizle karşı karşıyayız. Bu durum denizdeki oksijen seviyesini düşürmesinin yanı sıra canlıların solungaçlarının tıkanmasına ve ölümüne neden oluyor. Ölen balıkların, hastalanan denizlerin, kesilen ağaçların, sular altında kalan kentlerin laneti peşimizi bırakmayacak farkında mıyız? Dünya hastalanırken bizlerin fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı kalması mümkün değil.

Bu yazı ilk olarak Duvar'da yayımlanmıştır. Yazının tamamını okumak için tıklayın.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR