Proleterya'nın Büyülü Kutusu: Bu zengin partileri sizi iflah eder mi?

Türkiye’de ilk radyo yayını 6 Mayıs 1927’de yapılır. Telsiz Telefon Türk Anonim Şirketi tarafından İstanbul’da yapılan bu yayın, çoğunluğu okuma yazma bilmeyen, bu sebeple gündeme dair bilgi sahibi olmakta zorluk yaşayan yeni Türkiye toplumu için devrim niteliğindedir. Lenin’in proleterlere bilinç götürmedeki işlevselliğini düşünerek “kâğıttan gazete” diye tabir ettiği radyonun bu coğrafyadaki karşılığı ise sınıfsal niteliğinden öte, devletin resmi yayın organı olarak kullanmasında yatar. Zira radyo, halkın tamamına ait olması gerekirken, ilk günlerden itibaren iktidarı elinde tutanların bir söz söyleme alanı bağlamında maksat görür.

1940’lı yıllarda bir muhalefet hareketinin (DP) peyda olmasıyla radyo, siyasi tartışmaların merkezine oturur. Yeni hareket, kitlelere seslenmek, onlara kendi tanıtmak ister fakat iktidar buna müsaade etmez. Celal Bayar, sadece seçim dönemlerinde kısa bir süreyle ve sansürlü bir şekilde radyoda konuşma yapmalarına izin verildiğini, yapılanın antidemokratik olduğunu ve kendileri iktidara gelince bu durumu değiştireceklerini söyler. Bir on seneye kalmadan iktidara geldiklerinde, muhalefetin radyo konusundaki taleplerine Başbakan Menderes, “Radyo bir devlet vasıtasıdır. Bunu kullanan da hükümettir. Hükümet beyanatını, mes’ul adamların demeçlerini vermek radyonun vazifesidir. Radyo orta malı değildir. Radyoyu onlarla paylaşacak değiliz” diyerek cevap verir.

27 Mayıs darbesinden sonra yeni yapılan görece demokratik anayasada radyo meselesi de gündeme alınır. “Tarafsız bir görünüm kazandırmak için” anayasanın 26. ve 121. maddeleriyle radyoya özerk bir rol atfedilir ve kamuoyunun özgür şekilde oluşabilmesi için şahıs ve partilerin kullanımına açılması gerektiği beyan edilir. Bu karar, radyo olgusunun “kâğıttan gazete” olmasının yollarını açar.

13 Şubat 1961 yılında 12 işçi-sendikacı tarafından Türkiye İşçi Partisi kurulur. Kendinden sonra ortaya çıkan bütün sol yapıları etkileyen ve adeta bir döl yatağı olan TİP, dönemin en ses getiren siyasal örgütü olur. 60’lı yılların sonlarına doğru farklı örgütlere yönelen öğrenci liderleri ilk siyasal bilinçlerini TİP’te edinir. İşçiler, köylüler TİP aracılığıyla sosyalizm ile tanışır. 70’li yılların başıyla birlikte dallanıp budaklanan, sosyalist mücadele güden örgütlerde yer alan kişilerin hemen hepsinin yolu bahse konu olan dönemde TİP’ten geçer. Milletvekilleri devrin siyasal iktidarına meclisi dar eder. Bu dönemde, radyonun TİP’e açılmasıyla birlikte çok sayıda konuşma yapılır. Gökhan Atılgan’ın deyimiyle, o güne kadar egemen sınıfların ağzı olan radyo, “proletaryanın büyülü kutusu” oluverir.

TİP sözcüleri, 1961-1969 yılları arasında toplamda 77 kez radyodan konuşma yapar. Seçim dönemlerinde yapılan bu konuşmalarda, 43 farklı kişi mikrofonun başına geçer. TİP sözcüleri, radyoyu öylesine kullanır ki, “parti örgütlerinin en uzak köylere kadar yayılmasında, partilerinin toplumsal meşruiyetinin sağlanmasında” çok etkili olurlar. Okuryazarlık oranının düşük olduğu ülkede, radyonun hikmetini doyasıya kullanan sözcüler, yaygın ve samimi olmayan seslenme biçimlerinden ziyade (Sevgili Vatandaşlarım, Canım Hemşerilerim vs.) gür bir sesle ve Kemal Türkler’in yaptığı gibi “Sevgili İşçi Kardeşlerim” diyerek söze başlarlar. Yahut Aybar gibi, “İşçi, köylü, küçük esnaf, aylıklı, ücretli yurttaş…” kelimelerini kullanarak, dinleyicinin sınıfsal kimliğine hitap ederler. Bu durum, egemen siyasetçilerin “vatandaş” ya da “hemşeri” diyerek köylü ve ağayı, işçi ve patronu denkleştiren söyleminin dışındadır. Dinleyici bu sayede ilk kez kendine hitap edildiğini görür. TİP sözcülerinin radyo konuşmalarından da anlaşıldığı gibi burjuva siyasetini çökertmek, hâkim ideolojiyi yerle yeksan etmek istedikleri görülür.

Geçtiğimiz günlerde Yordam Kitap’tan 'Proletaryanın Büyülü Kutusu' isimli bir kitap çıktı. Gökhan Atılgan ve Attila Aşut’un hazırladığı çalışma, TİP sözcülerinin o dönemde radyolarda yaptığı konuşma metinlerine yer veriyor. Ayrıca konuşma yapan kişilerin portrelerini de (Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Yaşar Kemal, Çetin Altan, Can Yücel, Rıza Kuas, Tarık Ziya Ekinci gibi) ele alan kitap, seçim bildirilerine ve radyo konuşmalarının belgelerine de uzanıyor. Abidin Dino çizimlerinin olduğu çalışma, kitabı da hazırlayan isimlerin söyleşileriyle tamamlanıyor. Zira Attila Aşut da TİP’in radyoda yaptığı konuşmaları dinleyip örgütlenenlerden bir isim… Aşut ile Atılgan, geçmişe gidiyor ve birinci ağızdan radyo konuşmalarının etkisine değiniyor.

Kapanışı 9 Ekim 1969 tarihinde radyodan konuşma yapan TİP sözcüsü, Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Yaşar Kemal’le yapalım. (Son seçimde TİP oylarının düşmesi ve düzen partisi AP’nin oylarının yükselmesini kastediyor.) “Bre gözünüzü sevdiğim işçiler, köylüler, söyleyin bu kaçıncı? Bu zenginler sizin neyiniz olur? Çoluğunuzdan çocuğunuzdan, istikbalinizden, ekmeğinizden daha mı kıymetli bu zenginler? Benim bu gidişe aklım ermiyor. Her şey ay gibi ortada. Bu zengin partileri sizi iflah eder mi? Bu zenginlerin bastığı yerde ot biter mi? Bakın hele şu Türkiye’nin haline, bir yangın yerinden beter değil mi?”

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR