Sol-sosyalist partiler, Sedat Peker'in açıklamalarına ne diyor?

TÜKENMEZ HABER - Organize suç örgütü kurmak suçlamasıyla aranan ve yurt dışında bulunan Sedat Peker’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve son olarak eski Başbakan Binali Yıldırım’ın oğlu Erkam Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu isimleri hedef alan iddiaları gündemdeki sıcaklığını koruyor.

Sedat Peker'in videoları sosyal medya platformlarında milyonlarca kişi tarafından izleniyor. 

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet yetkilileri yurtdışından yaptığı video paylaşımlarıyla birçok iddia ortaya atan Sedat Peker'e önce sessiz kalsa da daha sonra yapılan açıklamalarda 'iftira ve yalan' denerek, Soylu'ya sahip çıkıldı.

HDP'nin 'Sedat Peker'in iddiaları araştırılsın' talebi ise AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. 

Yaşananların ardından "Kirli ittifaktan kurtularak herkese yaşanabilir bir ülke için seferber olma" çağrısı yapan sol-sosyalist parti ve oluşumlar gelişmelere ilişkin değerlendirmelerini Tükenmez Haber'le paylaştı. 

Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen, Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan ve ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü'ye; 

- Organize suç örgütü kurmak suçlamasıyla aranan ve yurtdışında bulunan Sedat Peker’in iddiaları ve bu iddialar karşısında hükümetin aldığı tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Partiniz kamuoyunu meşgul eden bu süreç karşısında nasıl bir mücadele platformu öneriyor?" sorularını yönelttik.

EMEK PARTİSİ GENEL BAŞKANI ERCÜMENT AKDENİZ 

"AKP, 2023, 2053, 2071 hedeflerine işaret ederken aslında ülkeyi hızla 1990’lı yıllara götürdü. Küçük ortağı MHP ile birlikte Susurluk mirasını “eski Türkiye’den” devraldı. Bir mafya liderinin seri videolarından ortaya saçılan bilgiler devlet-mafya-yolsuzluk ilişkilerine işaret. Ama daha vahimi bilgilerin bir bölümü yalanlanamıyor. Devlet, hükümet, emniyet ve bürokraside herkes elindeki kozları bir diğerine karşı kullanıyor.

'ÜLKEYİ YÖNETENLERİN EN GERİCİ KANATLARLA İTTİFAKI'

Şantaj siyaseti var ama halka gerçekler açıklanmıyor. Yargı egemen siyasetin gölgesi altında, bir tek savcı dava yahut soruşturma açamıyor. Bütün bunlar bir sermaye rejimi olarak “tek adam yönetimi”nin ülkeyi ne hale getirdiğinin de resmidir. Halk, ekonomik kriz ve pandemi koşullarında kırılırken ülkeyi yönetenler en gerici kanatlarla ittifak tazeleyerek işçi ve emekçileri ezmeye devam ediyorlar.

'GERÇEKLERİN AÇIĞA ÇIKMASI HALKIN MÜCADELESİYLE MÜMKÜN'

İçişleri bakanından hükümet sözcülerine mesele mafya liderlerine laf yetiştirmek değildir. Bu durumda yapılması gereken kirli ilişkilerle anılan isimlerin istifa etmesi yahut açığa alınmasıdır. Meclis’te hızla araştırma komisyonu kurulmalı. Medya ve yargı üzerindeki baskılara son verilerek gerçeklerin ortaya çıkması sağlanmalıdır. Elbette bütün bu talepler işçi ve emekçilerin, halkın demokratik mücadelesi ile mümkün olabilecektir. Yoksa yönetici erkin böyle bir niyeti olmadığı açıktır.

'İŞÇİ SINIFI VE HALK GÜÇLERİ ACİLEN BİRLEŞMELİ'

Tescilli halk düşmanları, uyuşturucu tacirleri ve katillerle ittifak yapan sermaye ve hükümet güçlerine karşı yapılması gereken şey işçi sınıfı ve halk güçlerinin acilen birleşmesidir.

'MİLLET İTTİFAKI'NIN 'AMAN SOKAĞA ÇIKMAYALIM' ANLAYIŞI HALK HAREKETİNİ GERİYE ÇEKİYOR'

Millet İttifakı anlayışında kendini ortaya koyan “Aman sokağa çıkmayalım”, “Aman provokasyon çıkar” tutumu her defasında halk hareketini geriye çeken bir anlayıştır. Bunu bir kez daha gördük. Oysa siz bir şey yapmasanız da hükümet sözcüleri tehdit etmeye, provokasyonlara devam ediyor. Dolayısıyla seçimleri de küçümsemeden bugün fabrikalarda, halk kesimleri içinde birlik ve mücadeleyi öne çıkarmak gerekiyor. Rize’de çay üreticilerinin, İkizdere ve Van’da taş ocağına direnen köylülerin mücadelesi de bunun doğruluğunu gösteriyor.

Emek Partisi olarak biz bunun çabası içindeyiz. Örgütlerimiz hemen her alanda halkı aydınlatmaya, gerçekleri anlatmaya devam ediyor. HDP, Halkevleri, SOL Parti, TİP, TKP, TÖP'le birlikte açıkladığımız ortak basın bildirisi de birlik yönünden geliştirilmesi gereken, emek ve demokrasi güçlerinin benzer adımlarla güçlendirmesi gereken bir adımdır."

TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ GENEL SEKRETERİ KEMAL OKUYAN

"Sedat Peker’in bir bölümü zaten bildiğimiz iddialarından sonra iktidar çevrelerinden gelen tepki öncelikle iddiaları doğrulayacak bir içerikte. İçişleri Bakanı konuya ilişkin hiçbir soruyu yanıtlamazken, önce Bahçeli ardından Erdoğan, bir kez daha ses yükseltip tehdit etmeyi tercih ettiler. Ancak hükümetin sadece sertleşerek yoluna devam etmesinin sınırları var.

'CUMHUR İTTİFAKINDA FİİLİ DAĞILMANIN BELİRTİLERİ VAR'

Cumhur İttifakı’nda hem bir akıl dağılması gözleniyor hem de fiili bir dağılmanın belirtileri. Bu nedenle Erdoğan’ın bir stratejiyle hareket ettiğini, net bir karar verdiğini düşünmüyorum. Günlük değerlendirmeler bizi hep yanıltır. Sürecin bütününe baktığımızda iktidarın iç dengelerinde ciddi bir sarsıntı yaşanacağını görürüz. Bir yandan da, hem gündemdeki iddialar hem de iktidarın tehditleri karşısından son derece kararlı bir biçimde durmak gerektiği ortada. Üstelik bugünkü siyaset iklimi, dengelere kurşun sıkma niyetiyle hareket edenlere büyük bir fırsat sunuyor.

'YAPILACAK EN BÜYÜK HATA İKTİDARIN TEHDİTLERİ KARŞISINDA ALLTTAN ALMAKTIR'

Provokasyon ve faşizan baskıların karşısında en akıllıca duruş halkın örgütlü gücünün akıl ama aynı zamanda cesaretle harekete geçmesidir. Bugün yapılacak en büyük hata, iktidarın tehditleri karşısında alttan almaktır.

'SUÇ ÖRGÜTÜ DENEN MEKANİZMALAR SERMAYE EGEMENLİĞİNİN ÜRÜNÜ'

Türkiye Komünist Partisi açısından bu gelişmelerin sınıfsal boyutunun teşhiri ve bunların üzerine gidilmesi son derece önemli. “Suç örgütü” diye tanımlanan mekanizmalar birçok açıdan piyasa ekonomisinin ve sermaye egemenliğinin ürünü. Özelleştirmeler, ihaleler ve yurtdışı ticari ilişkilerin doğal bir parçası durumunda bu örgütler. Ayrıca birçok örnekte direnen işçiye, köylüye karşı gözdağı vermek için bu örgütlerin devreye girdiğini biliyoruz. En önemlisi uyuşturucu ve benzeri kirli işlerin bir sermaye birikim aracı olması. Bu tabloda dürüst bürokratlar ve temiz siyasiler beklentisi içinde olmak saflık olur. Para, kendine hizmet edecekleri bulur. Paranın saltanatı ile mücadele etmek zorundayız. TKP önümüzdeki günlerde siyasi iktidarın suç örgütleriyle ilişkilerini odaklanacak, bir mücadele hattı örgütleyecek ama bunu sınıfsal bir perspektifle gerçekleştirecektir."

HALKEVLERİ GENEL BAŞKANI NEBİYE MERTTÜRK

"Sedat Peker’in geçen yıl Ocak ayında yurt dışına kaçması, hemen ardından Alaattin Çakıcı’nın serbest bırakılması ve Yalıkavak Marina’daki o meşhur fotoğraf ile kontgerillanın suç örgütleri ile olan bağlantı kayışlarında yeni bir düzenlemeye gidildiğini de anlamıştık.

'BUGÜN GÖRDÜĞÜMÜZ FAŞİZMİN KRİZİ'

Bugün gördüğümüz şey aslında kontrgerillanın krizi, faşizmin krizi diyebileceğimiz bir durum. 2007 yılında eski kontgerillanın Fetullah cemaati tarafından tasfiyesi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yeni kontgerilla olmaya çalışan cemaat kadrolarının tasfiyesi ve sonrasında mecburi oluşan ittifaklar çerçevesinde çelişkili ve parçalı bir yapısı olan yeni bir cihaz oluştu. Bu gördüğümüz kriz bu parçalı yapının krizi. Kuşkusuz başkaca yönetememe, ekonomik kriz, uluslararası kriz ve sorunların bir yansıması, çözümsüzlüklerinin ürünü olarak da bu kriz daha da derinleşiyor.

Erdoğan’ın Çarşamba günkü grup konuşmasıyla kriz yatıştırılmış gibi yapılıyor. 25 gündür süren bütün rezalet halının altına süpürülmeye çalışılıyor. Halen de devam eden bu süreç içinde ortaya çıkan birbirlerini tehdit etme suçları karşılıklı ortaya serme tutumu epeyce bir rezilliği gözümüzün önüne serdi. Suç örgütleri tarafından maaşa bağlanan siyasetçiler, uyuşturucu kaçakçılığı, suç örgütlerinin siyasi kullanımı, iş insanlarının mallarına çökmeler, cinayetler vb. epeyce bir rezillik.

'HALKIMIZI SEYRETMEYE DEĞİL, BUNLARI ÜLKEMİZDEN SÜPÜRMEYE ÇAĞIRIYORUZ'

Ama iktidar cephesi bu rezilliği örtbas edebilmek için bütün bir muhalefete saldırı örgütleyeceklerini birinci ağızdan beyan edebiliyor. Bütün bu gelişmeleri örtbas etme faaliyeti eşi benzeri görülmedik bir arsızlıkla sürdürülüyor. AKP sözcüsü 'delili olan belgesi olan var mı' diye sorarken, İçişleri Bakanı ayda 10 bin dolar maaş alan siyasetçiyi bildiğini, savcıya söyleyeceğini beyan ediyor. Ama hala bir açıklama yok. Halkın bütün ilerici kurumları bizim zaten bildiğimiz ama iç kavgaları nedeniyle ortalığa saçılmış bu rezilliğe karşı mücadeleyi bir faşizme karşı mücadele meselesi olarak kavrayarak bu iktidarın ve onun güç aldığı bütün kirli odakların yıkılması sorunu olarak kavrıyoruz. Halkımızı seyretmeye değil bunları ülkemizden süpürmeye çağırıyoruz. Bu görevleri yerine getirmek için solda en geniş mücadele platformlarının oluşturulması için elimizden geleni yapacağız."

ESP EŞ GENEL BAŞKANI ŞAHİN TÜMÜKLÜ

"Türkiye’de rejimin yönetememe krizinin geldiği noktayı göstermektedir. Saray rejimi yönetememe krizi derinleştikçe bir yandan faşist politikayı ve ona bağlı saldırganlık biçimlerini arttırmakta, diğer yandan da kendi siyasi düzeninin sürmesi, sermaye örgütlenmesinin büyümesi, iktidar kliklerini beslenmesi için başta uyuşturucu ve çetecilik faaliyetleri ile mafya düzeni yaratmaktadır. Her iki eğilimde açıktır ki rejimin artık restore edilebilmesini, köklü bir değişim olmaksızın demokratikleştirilmesini mümkün bırakmıyor. Bu bakımdan olan şey her yanıyla çürümüş bir burjuva faşist siyaset tarzının, egemen devlet düzeninin ve ondan beslenen sermaye örgütlenmesinin teşhir olması, malumun ilamı olmasıdır.

'SEÇİM ÇAĞRILARI YAPMAK, BURJUVA PARTİ VE İTTİFAKLARDAN MEDET UMMAK KENDİNİ KANDIRMAKTIR' 

Bu malumun ilamı aynı zamanda iktidardaki kliklerin pay kapma savaşı, kendi gelecekleri bakımından pozisyon alma halidir. Bu iktidar içi klik savaşından anlaşılıyor ki emekçiler ve ezilenlere düşman, işçi sınıfının sömürü düzenini besleyen, sömürgeci savaşı yürüten halk düşmanı bir karakter taşıyor. Doğal olarak bu düzende kalarak, halihazırda sermaye örgütlenmesinin varlığını sürdürerek bu sorunu çözmek mümkün değildir. Bu nedenle seçim çağrıları yapmak ya da başka bir burjuva parti ya da ittifakından medet ummak tam anlamıyla kendini kandırmaktır.

'DİRENİŞ DİNAMİKLERİNE YASLANARAK BİRLEŞMEK GEREK'

Her şeyden önce birçok mücadele dinamiği halihazırda faşist saray rejimine karşı önemli bir direniş yaratmış durumda. Kadın cinayetlerine, İstanbul Sözleşmesinin kaldırılmasına karşı kadınlar, Boğaziçi üniversitesi öğrencileri başta olmak üzere kayyum rektörlere, eğitimin paralılaştırılmasına karşı direnen gençlik, her türlü saldırganlığa asimilasyona rağmen Newroz alanlarını dolduran Kürtler, sendikal örgütlenme hakkı, Kod-29 ahlaksızlığı gerekçesiyle işten atılmalara, sömürüye karşı direnişte olan işçiler, başta İkizdere olmak üzere doğasına, suyuna sahip çıkan emekçi köylülük… Her kesim bulunduğu yerden esaslı biçimde faşist saray rejimi ve onun siyasal, toplumsal ekonomik örgütlenmesine karşı mücadele yürütüyor. Bu direniş dinamiklerine yaslanarak demokrasi ve özgürlük isteyenler ile ekmek isteyenleri birleştirmek gerekiyor.

'ESASLI BİR YIKMA VE YENİDEN KURMAYA İHTİYAÇ VAR'

Burada esas olan gerçek manada yürüme kararlılığı gösteren, cüretle döneme politik müdahale etmek isteyen kararlı kesimlerle odaklaşan ama geniş kesimleri de bu faşist-mafya düzeni karşısında taraflaştıran birleşik bir hattı hayata geçirmek gerekiyor. Özel olarak Türkiye işçi sınıfı ve ezilenleri ile Kürt özgürlük mücadelesini birleştirmekten, bu yapıyı kurmaktan geçiyor. Çünkü yaşanan şey tam bu yapıyı dağıtmaya, onun mücadelesini boğmaya hizmet eden ‘vatan-millet-Sakarya’ ideolojik ekseniyle, mafya çete aparatıyla ortalığı kana bulamaya görevli yapılarıyla bu faşist düzenin siyaseten sürmesi, sermayenin talana yağmaya ve sömürüye sınırsız sahip olması, harbilik-maçolukla erkek düzenini sürdürme amacı taşımaktadır. Doğal olarak yapılması gereken bu çürümüş devlet düzeni karşısında bunu süpürüp atacak, kitleleri özgürlük ve demokrasi ekseninde birleştirecek bir mücadele, hedefi politik özgürlüğün kazanılması olan demokratik devrimdir. O bakımdan esaslı bir yıkma ve yeniden kurmaya ihtiyaç var. Bunun yolu da kitlelerin harekete geçirilmesini sağlayacak, emekçilerin ve ezilenlerin iktidarı alacak bir harekete, bir iddiaya kavuşturulması, örgütlenmesidir."

SOL PARTİ BAŞKANLAR KURULU ÜYESİ ÖNDER İŞLEYEN

‘AÇIKLAMALAR MAFYANIN DEVLETİN İÇİNDE NE TÜR İŞLEVE SAHİP OLDUĞUNU ORTAYA KOYUYOR’

Devlet içinde bir bölünme yaşanıyor. Sedat Peker’in ortaklıktan itirafçılığa geçişi, bu bölünmenin devleti paylaşan klikler arasındaki mücadelenin bir sonucu. Bu da pastanın daraldığı, iç ve dış politika açmazlarının yarattığı sıkışmanın, dikişlerinin patlattığı ve iktidarın taşınmasının giderek zorlaştığını ortaya koyuyor. Ama her şeyden önemlisi bu rejimin nasıl bir çürümüşlük içinde olduğunu, mafyanın-çetenin devletin içinde ne tür işlevlere sahip olduğuna da ayna tutuyor.

‘İKTİDAR MUHALEFETE SOPA GÖSTEREREK DİKKATLERİ DAĞITMAYA ÇALIŞIYOR’

Bu salt mafya-çeteyle sınırlı olan bir sürtüşme değil. Mafyanın, tarikatın, kirli ticaret ve yağmanın birbirinden ayırmayacak şekilde iç içe geçtiği toptan bir çeteleşme söz konusu. Tek adam rejimi tam da bu paylaşımın üzerine oturuyor. Şimdi oturduğu bu zemin, klikler savaşı ile dağılıyor. Erdoğan, şimdilik bu dağılmayı dondurmaya, muhalefete sopa göstererek dikkatleri başka yerde toplamaya çalışarak durumu kurtarmaya uğraşıyor. Ama bu çürüme büyük bir açlığın ve yoksulluğun da üzerine duruyor. O yüzden bu tür yeni baskı ve şiddetle bunu bastırabilmeleri, Soylu’nun itiraflarında yer alan o meşhur 1 Kasım’da iktidarını ‘ben geri aldım’ dediği dönemdeki şiddet ve patlayan bombaları da akılda tutmak ve dahi bunların hesabını da sormamız gerekir.

‘DEMOKRATİK BİR ÜLKE MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEĞİZ’

SOL Parti olarak bu kirli ilişkilerinin üzerinin örtülmesine karşı mücadelemizde şimdiden polis baskısıyla engellenmeye çalışılıyor. Hükümet İstifa pankartlarımız, ‘Hepiniz suçlusunuz’ emaresinin önündeki ‘Saray’ sözcüğü nedeniyle toplatıldı, ilçe başkanlarımız Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla gözaltına alındı. İşte bu kadar aciz bir durumdalar. Bu süreçte SOL Parti olarak karanlığı aydınlığa çıkaracak bir mücadeleyi bir yurttaş seferberliğine dönüştürerek demokratik bir ülke mücadelesini sürdüreceğiz. Bu mücadele tek adam rejimine son verme mücadelesiyle birlikte şimdi geleceğinden umudunu kesmiş çok ağır sorunlar altında ezilen emekçileri, işçilere sol bir seçeceği de sunma, solun yeni bir düzen, sosyalist bir gelecek kurma mücadelesinin de zeminlerini güçlendirme mücadelesi olmak zorunda.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR