Barış sürecini unutun: Artık Filistinlilerin yurttaşlık haklarına odaklanmalıyız

Binyamin Netanyahu'nun İsrail başbakanlığından olası devrilişi göründüğünden daha da önemli çünkü bu yıl İsrail/Filistin siyasi durumunda gerçekleşen iki önemli değişikliğin peşi sıra geliyor.

Bu değişikliklerden ilki, Netanyahu'nun istediği her şeyi yapmaya hazır olan ABD Başkanı Trump'ın yerini ABD'nin geleneksel İsrail yanlısı tutumuna geri dönen fakat fanatik aşırı sağ davasını desteklemeyen Biden'ın almasıydı. İkincisi, mayıstaki 11 günlük Gazze “savaşının” sonucunun, Filistinlilerin Trump ve Netanyahu'nun yapmaya çalıştığı gibi ötekileştirilemeyeceğini ve görmezden gelinemeyeceğini göstermesiydi.

Netanyahu'nun temelli düşüşü hâlâ hiç de kesin değil fakat gerçekleşirse, ülkenin ilk başbakanı David Ben-Gurion'dan bu yana en güçlü İsrailli politikacının kariyerini sona erdirecek. İlk kez 1996'da başbakan seçilen Netanyahu, birçok ortak özelliği olan ve o zamandan beri tüm dünyada mantar gibi biten popülist milliyetçi liderler kuşağının öncüsüydü. Hepsi kutuplaşmayı şiddetlendirmeye ve istismar etmeye, kendi politik çıkarları için gerçek ve hayali tehditleri şişirmeye bel bağlıyor.

Netanyahu'nun eski genelkurmay başkanı ve muhtemel halefi Naftali Bennett, eski patronunun sağında yer alıyor ancak onun kişisel otoritesinden ve uluslararası bağlantılarından yoksun olacak. Genel olarak, mevcut durumdaki üç yeni etken (Netanyahu'nun ayrılması, Biden'ın gelişi ve Filistin sorununun yeniden ortaya çıkması) İsrail/Filistin siyasetinde bir azami değişkenlik dönemine sebep oldu.

Bennett, oradan bir tek roket bile fırlatılırsa Gazze'ye hava saldırıları düzenleyerek aşırı sağcı destekçilerine onlara ihanet etmediğini kanıtlamak isteyebilir ve Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerinin genişlemesini daha da ileriye götürebilir. Bennett'in 8 partili koalisyonundaki merkez sol, Netanyahu'dan kurtulma konusundaki çaresizlikleriyle buna karşı çıkmayabilir ki her halükarda Biden yönetimiyle ilişkileri geliştirmeye öncelik vermek istiyorlar.

Netanyahu karşıtı koalisyon, büyük olasılıkla bölünecek bir şey yapamayacak kadar kırılgan; bir gözlemcinin onu tanımladığı gibi, bir “Ulusal Felç Hükümeti” fakat bu onu seleflerinden belirgin şekilde farklı kılmıyor. Yine de mevcut İsrail/Filistin statükosunu korumak göründüğü kadar tehlikesiz veya risksiz bir politika değil çünkü durum kötüye gidiyor. İsrailli yerleşimciler ve güvenlik güçleri Doğu Kudüs, Batı Şeria ve İsrail topraklarındaki Filistinliler üzerinde baskısını artırıyor. Geçen ay Filistinlilerin ani ayaklanmasını kışkırtan, yeni ve saldırgan tahliyeler ve kısıtlamalardı.

Yabancı hükümetler, İsrail/Filistin çatışmasının bir kez daha patlak verdiğini sezdi ve gerçekleşmeyeceğini bilmenin güvencesi içinde, uzun uzun anlattıkları cılkı çıkmış “iki devletli çözüm” klişelerine geri döndü. Aksine, var olmayan bir barış süreciyle ilgili bu tür boş ve itibarsız bir retorik, Akdeniz'le Ürdün Nehri arasında yaşayan 7 milyon Filistinlinin (İsrail Yahudileriyle aynı sayıda) hayatlarını iyileştirmenin pratik yollarını aramamak için yalnızca bir mazeret görevi görüyor.

Öngörülebilir her politik durumda kuşatılmış Bantustanlar (Bantustan: Güney Afrika'da apartheid döneminde kurulan özerk yönetimlere verilen bu isim zaman içinde siyaset literatüründe; bir devlet içinde kağıt üzerinde özerkliğe sahip ancak ekonomik açıdan bağımlı ve güçten yoksun etnik bölge -ed.n.) topluluğundan başka bir şey olmayacak hayali bir Filistin devleti arayışı, Filistinliler için eşit yurttaş hakları ve kişisel güvenlik arayışından kusurlu bir sapma haline geldi.

Alternatif bir seçeneğin çığır açıcı incelemesiyse Carnegie Uluslararası Barış Vakfı ve ABD/Ortadoğu Projesi tarafından İsrail-Filistin Statükosunu Kırmak adlı ayrıntılı bir makalede dile getirildi. Bu seçenek hak temelli bir yaklaşım, Filistinliler için bilhassa mülksüzleştirme ve ayrımcılığın kaldırılması ve seyahat özgürlüğü haklarının verilmesini önermektedir. Bu yaklaşım İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem ve İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün her ikisinin de Filistinlilere aşağı statü dayatan bir apartheid sistemi olarak kınadığı şeye karşı çıkıyor ve onu tersine çevirmeye çalışıyor.

Makale, bu hak temelli yaklaşımın “Biden yönetiminin genel dış politika duruşuyla daha tutarlı olma avantajına sahip olduğuna” işaret ediyor. Bu yaklaşım ABD'de, özellikle Demokrat Parti'de ve Trump karşıtı Amerikalılar arasında Filistinlilere olan sempatiyi artıracaktır.

Bu radikal görüş değişikliği, mayısta Gazze'de öldürülen 67 Filistinli çocuğun her birinin resmini ön sayfasına taşıyan The New York Times gibi ABD medyasının büyük kısmında görülebilir. Film yapımcısı Gillian Mosely'nin İsrail-Filistin çatışmasının kökenleri ve gidişatı hakkındaki The Tinderbox adlı zekice, tarafsız belgeseli henüz gösterilmeye başlandı.

Son derece gerçek değişikliklere rağmen, kim başbakan olursa olsun İsrail'in Filistinliler üzerindeki kısıtlamaları kaldırmasını beklemek saflık olur çünkü güç dengesi kesin şekilde İsrail'in lehine kaymış durumda. Netanyahu, İsrailli büyük bir seçmen grubu tarafından sevilmeyebilir fakat Filistinlilere yönelik politikaları popüler.

Ne var ki İsrail'in siyasi ve askeri gücü, Filistinlilerin ayrımcılığa ve insan haklarının inkarına karşı daha etkili bir direniş gösterememesinin tek nedeni değil. İsrail, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki son kitlesel protestoların ve grevlerin gösterdiği gibi, İsrail tahakkümü ilk bakışta göründüğünden daha kırılgan. Milyonlarca Filistinlinin sokaklardaki uzun süreli barışçıl seferberliği, bu sokaklar nerede olursa olsun, onların en güçlü kartı ve bu, İsrail'in karşı koymakta zorlanacağı bir kart.

Deneyimli bir yorumcu, "Bu, tam da Filistinlilerin ellerini çabuk tutup organize olma zamanı" diyor.

Fakat onların Aşil topuğu, güçsüz Filistin liderliği. Ramallah'taki Filistin Yönetimi siyasi bakımdan felç olmuş, birkaç yarı özerk bölgeyi yöneten bir tür İsrail vekil rejimi durumunda.

Hamas, geçen ay İsrail'e karşılık vererek Filistinliler arasındaki güvenilirliğini artırmış olabilir fakat etkili bir siyasi stratejisi yok ve mezhepçi Müslümanlığa dayalı ideolojisi Hamas'ı uluslararası alanda tecrit etmeyi kolaylaştırıyor.

Şaşırtıcı şekilde, Biden yönetiminin ABD'nin harcamaya gönlü olmadığı siyasi sermayeden çok fazla harcamadan yapabileceği en iyi şey, İsraillilerden ziyade Filistinlilerle olan ilişkilerinde olabilir. Biden yönetiminin, 2005'ten beri seçim yapmayan Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas otoriter bir klikten fazlasını temsil ediyormuş gibi davranmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Biden yönetimi, Filistinli gerçek milletvekillerinin demokratik seçimini desteklemeli ve seçimlerin tekrar tekrar ertelenmesini pasif bir şekilde kabul etmemelidir.

ABD, Ürdün'le Akdeniz arasındaki her yerde, eşit hakları desteklemeli ve bir toplumun bir başkasının boyunduruğu altına girmesine karşı çıkmalıdır. Biden yönetiminin Trump'ın Batı Şeria'daki İsrail yerleşimlerini destekleyen bazı tedbirlerini geri alması fakat kimsenin inanmadığı ve maskaralık haline gelen nihai çözüm arayışında ölmek üzere olan bir barış sürecini mezarından çıkarıyormuş gibi yapmaktan, gerçek sorunlara dair eylemsizliğini mazur göstermekten kaçınması gerekiyor.

Filistinlilere gelince, şu anki kargaşada yararsız liderlikleri onlara ayak bağı olsa da fırsatlar var. Liderlik, yakın bir zamanda yerinden edilmeyecek veya resmi iktidar üzerindeki iplerini gevşetmeyecek fakat baypas edilebilir. Filistinliler için ilerlemenin en iyi yolu, topluluklarını her yerde seferber etmek için geniş tabanlı bir yurttaş hakları hareketi kurmak, kalabalık oluşlarını sistematik baskıya meydan okumak ve daha fazla haklarının ellerinden alınmasını önlemek için kullanmak olacaktır.


https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Onur Bayrakçeken

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR