Kan Varsa: Haber de vardır

1947 yılında doğan Stephen King, yazdığı her kitapla kendini ve yeteneğini yeniden ispat eden bir yazar. Yazdığı korku dolu kitaplar kadar, üretkenliğiyle de adından çokça söz ettiren King’in yeni kitabı 'Kan Varsa' geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Gökçe Yavaş’ın çevirdiği, Altın Kitaplar etiketine sahip olan 'Kan Varsa', King’in diğer kitaplarını aratmayacak ölçüde gerilim dolu.

King’in kariyer sürecini ve edebiyata olan yaklaşımını anlattığı 'Yazma Sanatı' adlı kitabında, isminin korkuyla, gerilimle anılmasına dair söyledikleri hayli manidardır.

“Bana neden bu tarzda şeyleri yazmaya karar verdiğimi sorduklarında, sorunun verebileceğim herhangi bir cevaptan daha açıklayıcı olduğunu düşünürüm. Sorunun içinde, şekerlerin içindeki sakızımsı şey gibi, yazının yazarı değil de yazarın yazıyı kontrol ettiği varsayımı var. Ciddi ve kendini adamış bir yazar yazdıklarına, bir yatırımcının çeşitli stoklara en iyi dönüşü sağlayacağını düşündüklerini seçerek değer biçtiği gibi değer biçemez. Öyle olabilseydi basılan her roman çoksatar olurdu ve bir düzine kadar ‘isim yapmış büyük yazar’a büyük paralar ödenmezdi (bu da yayıncıların pek hoşuna giderdi).

DÖRT UZUN ÖYKÜ
Dört uzun öyküden oluşan 'Kan Varsa'daki öyküler sırasıyla şu şekilde: "Bay Harrigan’ın Telefonu", "Chuck’ın Hayatı", "Kan Varsa" ve "Sıçan".

"Bay Harrigan’ın Telefonu" adlı öykü, küçük bir kasabada geçer. Kasabanın ileri gelenlerinden ve aynı zamanda en zengini olan Bay Harrigan, kilisede görüp telaffuzundan etkilendiği Craig adlı dokuz yaşındaki çocuğun evine gelerek, onun haftanın belli saatlerinde kendisine kitap okumasını ister, bunun karşılığında da ona para ödeyeceğini söyler ve Craig eğer bahçe bakımı gibi ufak tefek işler de yapacak olursa, bunların parasını da ayrıca vereceğini belirtir. Craig küçük yaşta olmasına rağmen, babasının desteğiyle ve üniversite parasını biriktirmek için işi kabul eder, ama asıl istediği şey piyasaya ilk kez çıkmış olan iPhone’lardan bir tane almaktır.

Craig’in bu arzusu, Bay Harrigan’ın sürpriziyle gerçekleşince, Craig, onun da kendine bir telefon alması gerektiğini söyler. İlerleyen günlerde kitap okuma seansları devam ederken, Bay Harrigan vefat eder. Cenazesinde onu son kez görmek isteyen Craig’se gayriihtiyari olarak adamın telefonunu tabutuna koyar ve öykü böylelikle ivme kazanır: Craig dertleşmek maksadıyla ne zaman arayıp ona sesli mesaj bıraksa, toprağın üstünde tuhaf şeyler olmaya başlar.

"Chuck’ın Hayatı" adlı öyküde zaman kurgusu geriye doğru işlemektedir. Neredeyse bütün iletişim araçlarının çöktüğü bir atmosferle başlar her şey ve bu kıyametin nedeni her sayfada derinleşerek temellenmeye başlar.

Aslında her şey Chuck’la alakalıdır. Öyküdeki reklam panosunda yazan “39 HARİKA YIL! TEŞEKKÜRLER CHUCK!” cümlesi kabaca her şeyi özetler. Zaten King de "Chuck’ın Hayatı"nı bu cümle üzerine kurduğunu söyler. Pano yazısı ve yazının ardındaki hayat, tabiri caizse kıyamete atılan ilk adımdır.

“Söyleyebileceğim şu, her zaman, her birimizin -âlemin kral ve kraliçelerinden Waffle House’da bulaşık yıkayan adamlara ve otoyol motellerinde çarşaf değiştiren kadınlara kadar- içimizde bütün dünyayı taşıdığımızı düşünmüşümdür,” der King, bu öykü hakkında.

Kitaba ismini de veren bir diğer öykü "Kan Varsa", bir dedektiflik öyküsüdür aslında. Öykünün esas kahramanı Finders Dedektiflik Ajansı’na bağlı çalışan Holly Gibney adındaki biridir. Bilen bilir; Gibney, King’in birkaç kitabında daha yer verdiği bir karakterdir. Bay Mercedes’te küçük bir yan karakter olarak yaratılmasına rağmen onun etkisinden kurtulamayan King, Gibney’nin “ilk yalnız macerasını” bu öyküyle başlatır. Gibney’i giderek daha çok sevmeye başlayan King okurlarının, bir Gibney romanı beklentisi içinde olduklarını da söylemek gerek.

“Kan varsa haber de vardır!” sloganından yola çıkarak kurulan öyküyü yaklaşık on yıldır kafasında gezdiren King şunları söyler:

“Bazı televizyon muhabirlerinin, korkunç faciaların olay mahallinde her zaman tam vaktinde hazır bulunduğunu fark ettim: uçak kazaları, silahlı saldırılar, terörist saldırıları, ünlülerin ölümleri. Bu hikâyeler neredeyse her zaman yerel ve ulusal haberlerde yer alıyor. Bu işin içindeki herkes şu kuralı bilir: ‘Kan varsa haber de vardır.’ Hikâyeyi şimdiye dek yazmadım çünkü birisinin televizyon muhabiri kılığına girmiş, masumların kanıyla yaşayan doğaüstü varlığın izini yakalaması gerekiyordu. Bu kişinin kim olacağını bulamıyordum. Sonra 2018 kasım ayında bu sorunun cevabının en başından beri önümde olduğunu fark ettim: Tabii ki Holly Gibney.”

Kitabın son öyküsü olan "Sıçan"daysa münzevi bir yazarın gerilim ve hırs dolu hikâyesine odaklanırız. Kısa öyküler yazarak ortalama bir kariyer inşa etmiş olan Drew Larson, çok uzun zamandır uğraşmasına rağmen bir roman yazmayı becerememektedir. Bu his belli bir noktadan sonra öyle bir hal alır ki, Larson tası tarağı toplayıp orman içindeki bir kulübeye yerleşir ve burada sessiz sakin şekilde romanını yazıp geri dönmeyi hayal eder. Ancak işler pek da onun istediği şekilde ilerlemez.

Larson “yazar tıkanıklığı” yaşamaktadır. Yazdığı hiçbir şeyi beğenmez. O an karşısına bir sıçan çıkar ve sevdiği birinin ölümü karşılığında iyi bir şeyler yazmaya başlayabileceğini söyler. Goethe’nin 'Faust'unu da çağrıştıran bu uğursuz anlaşma, pek tabii bir dizi korkuyu da beraberinde getirirken, Drew’i iç çatışmalarıyla baş başa bırakır.

DÖRT PROJE
Kabaca değerlendirirsek; King’in aşina olduğumuz fantastik korku dünyasına yeni eklenen bu öykülerde iş yine dönüp dolaşıp insanların zaaflarına dayanır. Öykü karakterleri sadece “bilinmeze” karşı değil, aynı zamanda kendilerine de karşı mücadele ederler. Bu mücadele zaman zaman fiziksel bir gizem halini aldığı gibi, zaman zaman da içsel bir arayış şeklinde kendini belli eder. King her ikisini de ustaca harmanlayarak karşımıza çıkarken merak duygusunu hiç düşürmez.

Bu arada diğer King kitaplarında olduğu gibi, bu kitabın da film/dizi haklarının çoktan satıldığını söylemek gerek. Play Tuşu’nda yer alan habere göre dört öykü de dört farklı proje için çoktan seçildi: "Bay Harrigan’ın Telefonu", Ryan Murphy ve Blumhouse ortaklığıyla Netflix’te; "Kan Varsa" ise HBO tarafından "The Outsider"ın yeni sezon hikâyesinde karşımızda olacak; "Chuck’ın Hayatı", Darren Aronofsky’nin; "Sıçan" ise Ben Stiller imzasıyla çekilecek diye belirtiliyor.

Umarız yakın zamanda bunları izleme şansına da erişiriz. Son sözü yine 'Yazma Sanatı'ına, yine King’e bırakalım:

“İster geleneksek ister modern yazarsınız. İçine sıçtığım, isterseniz tersinden ya da boya kalemleriyle resim yaparak yazarsınız. Ama nasıl yazarsanız yazın, ne yazdığınızı ve ne kadar iyi yazdığınızı sorgulamanız gereken bir an gelecek. Bence iyi bir hikâye ya da roman, o işin makul derecede okur dostu olduğundan emin hissetmiyorsanız, çalışma odanızın kapısından dışarı çıkmamalı... Canınızın istediği her lanet şeyi deneyin, ne kadar sıkıcılıkta ne kadar normal ya da acayip olursa olsun. İşe yarıyorsa ne âlâ. Yaramıyorsa atın gitsin. Sevdiyseniz bile atın. Sör Arthur Quiller-Couch bir keresinde, ‘Sevdiklerinizi öldürün,’ demiş. Haklıymış.”

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR