BM Özel Raportörü Mary Lawlor’dan Türkiye'ye 'insan hakları' çağrısı

BM Özel Raportörü Mary Lawlor Türkiye’yi cezaevindeki insan hakları savunucularını serbest bırakmaya ve insan hakları için mücadele edenleri müphem terörizm suçlamalarıyla kriminalize etme tutumundan vazgeçmeye çağırdı.

TİHV, BM Özel Raportörü Mary Lawlor’un Türkiye’de insan hakları savunucularına yönelik baskıların sonlandırılması yönündeki çağrısına kulak verilmesi gerektiğini belirtti. 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan (TİHV) yapılan açıklamada, uzunca bir süreden beri Türkiye’de insan hakları savunucularının büyük bir baskı ve risk altında olduğu belirtilerek, “Siyasal iktidar, Türkiye’nin sorunlarını, bilhassa da terörle mücadele yasasını ileri sürerek insan hakları savunucularının yürüttüğü meşru çalışmaları engelleme ve hak savunucularını suçlu ilan etme çabası içerisindedir” denildi. 

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Savunucuları Özel Raportörü Mary Lawlor Türkiye’yi tutuklu insan hakları savunucularını serbest bırakmaya ve insan haklarını savunan insanları suçlu haline getirmek için belirsiz terör suçlamaları kullanmayı bırakmaya çağırdı.

Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi ve Terörle Mücadele Kanunu’nun silahlı örgüt lider ve üyelerine ilişkin 7. maddesinin insan hakları savunucularını mahkum etmek ve uzun hapis cezalarına çarptırmak için kullanıldığını söyleyen Lawlor konuya ilişkin ayrıca şunları ifade etti:

“Türkiye’de insan hakları savunucularını, insan hakları ihlallerinin mağdurlarını, polis şiddeti ve işkence mağdurlarını ve sadece muhalif görüşlerini ifade eden birçok kişiyi temsil eden çalışmaları nedeniyle insan hakları avukatları özellikle hedef alınmaktadır.”

KAVALA’NIN TUTUKLANMASI ADLİ TACİZİN SİMGESİ

“Türkiye, insan hakları savunucularını ve avukatları defalarca özgürlüklerinden mahrum ederek uluslararası insan hakları hukukunun bazı temellerini – ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve kişinin kendi mesleğini yasal olarak icra etme hakkı – ihlal ediyor. İşadamı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın davası, Türkiye’de insan hakları savunucularına yönelik adli taciz modelinin simgesidir.”

Lawlor, Türk hükümetine, aralarında dokuz avukat ve Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyeleri de dahil olmak üzere 10 yıl veya daha fazla hapis cezasına çarptırılan 14 insan hakları savunucusu hakkındaki endişelerini ilettiğini söyledi. İçlerinden biri olan Ebru Timtik, Ağustos 2020’de kendisi ve meslektaşları için adil yargılanma talebiyle açlık grevindeyken gözaltında öldü. Lawlor, bu davaları Türk makamlarıyla görüşmeye devam ettiğini kaydetti.

TUTUKLU İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI TIBBİ BAKIM ALAMIYOR

Lawlor ayrıca yüksek güvenlikli cezaevlerinde kalan insan hakları savunucularının fiziksel ve zihinsel sağlıkları için endişelerini dile getirdi. Bunlar arasında, ihtiyaç duydukları kritik tıbbi bakımı alamayan tutuklu insan hakları savunucuları Aytaç Ünsal ve Fevzi Kayacan da yer alıyor. Lawlor, kadın insan hakları savunucusu Oya Aslan’ın da gözaltındayken işkence gördüğünü söyledi.

Bazı insan hakları savunucusu ve sivil toplum üyeleri, terörle ilgili suçlamalarla yargılanıyor ve suçlu bulunmaları halinde 14 yıla kadar hapis cezasıyla karşı karşıyalar. Bunlar arasında Eren Keskin gibi İnsan Hakları Derneği (İHD) üyeleri ile sivil toplum aktörleri ve insan hakları savunucuları Erol Önderoğlu ve Şebnem Korur Fincancı yer alıyor. Lawlor, “Tüm davalarda – özellikle insan hakları savunucularına karşı – Türkiye’yi yargılamaların tarafsızlığını sağlamaya ve adil yargılanma hakkına saygı duymaya çağırıyorum” dedi.


PAYLAŞ