Yoksulluğun ve milletin kökeni: Latin Amerikalılar ormandan mı çıktı yoksa gemiden mi indi?

Ben Avrupacıyım. Avrupa'ya inanan biriyim. Çünkü Octavio Paz da bir keresinde Meksikalıların yerlilerden, Brezilyalıların ormandan çıktığını, ama biz Arjantinlilerin gemilerden geldiğini yazmıştı ve onlar Avrupa'dan gelen gemilerdi. Toplumumuzu böyle inşa ettik...

 
Buenos Aires'i ziyaret eden İspanyol Başbakanı ve iş insanlarıyla beraber basın açıklaması yapan Arjantin Devlet Başkanı Alberto Fernandez'in bu sözleri, polemik ve aynı zamanda dalga konusu oldu.

 

7.jpg

Arjantin, tarihinin en derin ekonomik krizinden geçiyor. Finansal açıdan bitik durumda. İlan edilmemiş bir iflas halinde, borçlarını ödeyemiyor.

Üretim ve istihdam dibe vurdu. Başkan Alberto, yardım için kapısını çalmadık ülke bırakmadı. 

İspanyollar ayağına kadar gelmiş, biraz gönüllerini almak, zor durumda bir ülkenin başkanı da bağrına taş basıp biraz sempatik davranmak istemiş olabilir.

Fakat kurduğu "Meksikalıların yerlilerden, Brezilyalıların ormandan çıktığı, ama biz Arjantinlilerin gemilerden geldiği"ne dair cümle, onun iyi niyetinin ötesinde fazlasıyla problemli.

Öncelikle başkan, Octavio Paz'ın sözünü aşağı yukarı doğru hatırlıyor ama yorumlama biçimi tam tersi bir sonuç doğuruyor.

3.jpg


Başkan Alberto, bunu Avrupalıların önünde ve onları onore etmek için söylediğinden, sanki Arjantinlilerin Avrupa'dan, diğer Latin Amerikalıların da ormandan ve isimsiz yerlilerden geldiği ve dolayısı ile "köksüz" oldukları gibi bir anlam çıktı.

Aslında Paz, bir sohbeti sırasında kullandığı bu sözleri, diğer bir Meksikalı edebiyatçı Carlos Fuentes'le Arjantinli bir gazetecinin diyaloğundan ödünç almış. 

 

4.jpg

Arjantinli gazeteci Martín Caparrós, Fuentes'e "Meksika ne zaman başladı?" sorusunu yöneltmişti.

Bu soru, Latin Amerika'nın iki güçlü ulusal kimliği olan Arjantin ve Meksika'ya yönelik bir ironiydi. 

Fuentes şöyle cevap verdi:

İkisinin arasındaki gerçek fark; Arjantin'in bir başlangıcı Meksika'nın ise bir kökeni olmasıdır.


Bunun üzerine gazeteci Caparrós: "Meksikalılar Azteklerden, biz Arjantinliler ise gemiden çıktık" demiş.

Nobel ödüllü şair Octavio Paz da, Meksikalıların yanına bir başka köken halkı koyarak, Peruluların da İnkalar'dan geldiğini eklemiş.

5.jpg

Başkan Alberto Fernandez'e kaynaklık eden iki Meksikalı yazar ve bir Arjantinli gazetecinin sözlerinin hiçbir yerinde "Brezilyalıların ormandan geldiğine" dair bir ibare yok.

Bu yüzden başkanın hatırladığı şey ne Paz ne de Fuentes'tendi; aslında bir şarkıydı.

6.jpg

Arjantinli müzisyen Litto Nebbia'nın, 1982 yılında yayımladığı Bossa Nova tınılarına sahip "Llegamos de los barcos (Gemilerden Geldik)" isimli şarkısının sözleri tam da Alberto'nun hatırladığı gibiydi:

Brezilyalılar ormandan çıktı
Meksikalılar yerlilerden geliyor
Ama biz Arjantinliler
Gemilerden geliyoruz
Ama biz Arjantinliler
Gemilerden geliyoruz.


Arjantin henüz yokken gemilerle gelenler İtalyan, Alman, Polonyalı, İngiliz, Kastilya, Basklı ya da Galliydi. Avrupalılar kıtaya vardığında ise  bu toprakların kendi adı vardı: Abya Yala, Tahuantinsuyo, Wallmapu, Anauhuac, Pindorama…

Gemilerle sadece insanlar değil; ölüm, hastalık, kılıç, haç, entrika ve kapitalizm de geldi. 

Beş asır önce çiçek hastalığını getirenler dün İspanyol gribini, bugün koronayı kıtaya taşıdılar. Beş asır önce altın ve gümüş için soykırım yapanlar bugün ahşap, kauçuk, et, deri, tahıl, altın, gümüş, bakır, lityum için toprakları zehirliyor.

Genetiği değiştirilmiş tarımla zehir saçılan alanlarda köylüler kanserden kırılıyor. 

Diğer yandan Avrupa'dan gemilerle taşınıp bu kıtaya gelenler, bunca ülkeyi kendi başlarına kurmadılar. Ülkeler, Latin Amerika'nın insan ve kültür dinamiğinden türeyen bir karışımı "mestizos"u ifade ediyor.

Avrupalılığıyla çok övünen Arjantin tarihi bile yerliler, melezler, zambolar, mestizolardan ayrı düşünülemez. "Kurtarıcı" San Martín'in And Dağları Ordusu'nun veya Manuel Belgrano'nun Kuzey Ordusu'nun başarılarının yerli halk, siyahlar, "Gaucho"lar ve yoksul köylüler olmaksızın gerçekleşmesi imkansızdı.

Fakat bugün, bağımsızlığın üzerinden iki asır geçtikten sonra halen, en aklı başında saydığımız politikacılar bile şu "Avrupalı miti"ne sığındıklarına göre gerçeğin kabullenilmediği anlaşılıyor.

Çünkü aslında bu bir köken tartışması değil, bir sınıf ayrışması.

Önce sosyalist daha sonra iyi bir Arjantin milliyetçisi olan yargıç Ramón Doll, 1920'lerde: "Ülke bir Gaucho iken oligarşi onu durdurmak için karşısına ‘Gringo (beyaz adam)' mitini koydu. Artık ülke Gringo olduğuna göre, oligarşi onu durdurmak için şimdi Gaucho mitini çıkarıyor" demişti.

Arjantin milli kimliğinin en popüler karakteri olan "Gaucho" bir tür kovboydur. "La Pampa" denilen, Buenos Aires'in güneyindeki verimli otlaklarda kah hayvancılık kah hırsızlık yaparak yaşar.

10.jpg

Otlağın, vahşi yerlilerle köksüz İspanyolların karışımından oluşan bu özgür adam, bağımsızlık savaşlarında önemli muharebeler kazanmıştır.

Ramón Doll'un atıfta bulunduğu şey ise; oligarşinin La Pampa'yı bastırmak için önce Avrupalı kimliğine dayanmasıdır. Zira 19'uncu yüzyıl sonu ve 20'nci yüzyıl başında, Avrupa'dan Arjantin'e büyük bir göç dalgası gelmişti. 

 

8.jpg

Fakat Avrupa'dan sendikacılık, anarşizm ve sosyalizm gibi akımlar da gelmiş ve kısa sürede büyük işçi hareketleri ortaya çıkmıştı. Önce 1919'da Buenos Aires'te sonra 1920'de Patagonya'da bu beyaz Avrupalı işçiler kendi

"Komün"lerini yaratarak ayaklanmış ve binlercesi katledilmişti.  

Bu defa da oligarşi, kendi yarattığı "beyaz miti"ni yıkmış ve "Gaucho miti"ne sığınmıştı.

9.jpg

Bu biraz Ceferino Namuncurá'nın "aziz" ilan edilmesine benziyor.

Ceferino, Mapuche şefi Namuncurá'nın oğludur. 

Arjantin bağımsızlığını kazandıktan sonra, General Juan Manuel de Rosas'ın ilk Patagonya Seferleri sırasında Namuncurá ve kabilesi teslim olmuştu. Rosas, Namuncurá'ya rütbe ve kendi adı olan Manuel ismini vererek vaftiz etmişti.

Namuncurá'nın oğlu Ceferino kilise tarafından alınarak eğitime tabi tutuldu. Vatikan'a götürüldü ve İtalya'da eğitimine devam etti. Dönemin Papa'sı Pio X tarafından "prens" madalyasıyla ödüllendirildi.

11.jpg

 

Kilise naaşı Arjantin'e geri getirilen Ceferino'nun azizlik prosedürünü 1930'da başlattı. 1960'lara gelindiğinde artık "Aziz Ceferino" kartları oldukça popülerdi.

2000 yılında Vatikan'daki tıp kurulu, Arjantin Cordoba'da genç bir annenin rahim kanserinden kurtulmasını Ceferino'nun bir mucizesi saydı ve nihayet 2007 yılında Vatikan, Ceferino'nun aziz mertebesine yükseldiğini ilan etti.

Fethedilmiş bir Mapuche öznesi olan Ceferino'nun azizleşmesi, kilisenin sömürgecilikte aldığı dogmatik rolü gözler önüne seriyor.

Ayrıca; yerli soykırımlarıyla sonuçlanan Latin Amerika'daki iç fetih harekatları ile Avrupa'nın yarattığı küresel kapitalist pazar arasındaki bağı da ortaya koyuyor.

Bu tarihsel perspektiften yaklaştığımızda; yakın tarihte Arjantin oligarşisinin, ulusal lider ve iktisadi ilerleme kahramanı olarak Tucumanlı Carlos Menem'i yüceltmesini daha iyi anlayabiliyoruz. 

Hemşehrisi ve yerli soykırımının baş komutanı olan General Julio Argentino Roca'nın zamanında olsaydı, muhtemelen Menem de şeker tarlalarında köle olurdu. Ama neoliberal çağda onu devlet başkanı yaptılar...

13.jpg

Çünkü oligarşinin, katı devletçi ve korumacı yapıyı dağıtmak için, ahlaksız olduğu kadar popüler ve popülist bir karaktere ihtiyacı vardı.

Arap-Müslüman-Sünni kökenli, kimsenin adını bile duymadığı Anillaco adlı köyden çıkmış bu küçük adama Arjantin'in her şeyini sattırdılar. Bu yüzden onun katil ya da hırsız oluşuyla ilgilenmediler.

"Gaucho" lakaplı Menem'in başkanlık yaptığı 1990'lar boyunca Arjantin'in Avrupalı köklerinden pek bahsedilmedi. 
Kilisenin Ceferino'yu aziz, oligarşinin Menem'i kahraman ilan edişi aynı nedene dayanıyordu.

Her ikisi de bir boyun eğme modeli olarak kutsanıyordu.

Onlar, beyaz adamın üstünlüğünü kabul ettikleri için "eşit" sayıldılar. Beyaz adamın şiddetini meşru gördükleri için "sevgiye ve bağışlanmaya" layık oldular.

"Gemiden gelenler", ormandan ve dağdan türeyenlerin iktidarını, mülkünü, unvanını, dilini, ailesini ve vatanını elinden aldı. Sonra da onu nefretsiz kalana dek "eğitti"

Her şeye rağmen bugün yerliler kültürlerini, değerlerini, birlik ruhunu koruyor. Maddi yönden fakirler ama erdem yönünden zenginler.

Arjantin ile beraber Güney Amerika'nın yarısından fazlasını kurtaran "Libertador" San Martin bir yerli değildi. Fakat oligarşiye boyun eğmediği için bir daha ülkesine dönemeden Avrupa'da sürgünde öldü.
 

 

14.jpg

Onun söylediği gibi; bağımsızlık savaşında zengin çocukları evlerinde şişmanlarken babaları ülkelerinin sömürge olmakta bir beis görmüyordu. 

… bir gün bilinecek ki; bu ülke, yoksullar ve onların çocukları ile artık kimsenin kölesi olmayacak olan yerliler ve siyahlar tarafından kurtarıldı.

(Libertador San Martin)


Sonuç olarak; gemiden inenle ormandan çıkanı ayıran ya da birleştiren şey yoksulluk. Onların dünyaya bakışlarını ve yaşama biçimlerini belirleyen şey, renklerinin ne kadar koyu ya da açık olması değil. 

Bana öyle geliyor ki; güçlü köklere sahip olup başlangıç yapamayan bir millet olmaktansa, köksüz ama başlangıç yapma iradesini gösteren bir ulus olmak yeğdir.


 

*Bu yaz Independent Türkçe'den alınmıştır

 

 

 

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR