‘Vazgeçmiyoruz’ sözünün arkasında buluşalım!

Her sabah yeni bir dertle uyanıyoruz, her gece başımızı yastığa kaygıyla koyuyoruz. Ekmek derdi büyüyor, bantlar hızlanır, patronların kârları katlanırken payımıza düşen yorgunluk, sızım sızım sızlayan kemikler, yine de giderilemeyen ihtiyaçların nasıl tamamlanacağını bilememenin baş ağrısı oluyor.

Kalbin elem günleri her gün önümüze düşen bir kadın cinayeti, çocuk istismarı, dayak, işkence, taciz haberiyle birbirine ekleniyor. 5 yaşından beri istismara uğrayan bir çocuğun bir parkta taşa yazdığı çığlığı kulaklarımızda patlıyor. Çantalarında koruma kararı başvurularıyla kadınlar tedirgin. Mahkemelerde istismar, taciz, şiddet, kadın cinayeti davalarının dosyaları yığılmış. Sonuçlananlarda mumla arasak adalet bulamıyoruz. Failler serbest. Öldürülen kadınların yakınlarının sosyal medyada seslerini duyurma gayreti içimizi burkuyor. Evlerin kapılarının ardında kuşa ekmek kırıntısı verdiği için, komşuya kahve içmeye gittiği için, tuzluğu geç uzattığı için, pişirdiği yemek beğenilmediği için dayak yiyor kadınlar. Artık yeter deyip kapıyı çekip çıktıklarında, yeni bir hayat kurma mücadelesinde kadın dayanışmasından başka medet yok. Çünkü bu devlet, kadınlara ve çocuklara şiddetin, tacizin, yoksulluğun, yoksunluğun, haksızlığın dışına çıkabilecekleri bir tek olanağı bile “Bu senin hakkındır” deyip de sunmuyor. En küçük, en sıradan hakkımızı devlet kapılarını aşındırarak, dilekçeleri o binadan bu binaya gezdirerek, aşağılamalarla, yok sayılmalarla, değersizleştirmelerle tek tek baş ederek elde edebiliyoruz.

Bu hayata bir kere geliyoruz. Ve o biricik hayatımız hak ettiğimiz neşenin, huzurun, güzelliklerin uzağında. Hep bir tehdit hissederek, hep bir dertle sınanarak, her şey için olağanüstü mücadele ederek yaşıyoruz. Kafamızı kaldırıp olan bitene baktığımızda gördüğümüz rantın, yalanın, talanın, hırsızlığın, çete ilişkilerinin pisliği… Doğanın talanı… Ekonominin batışı… Yöneticilerin küstahlığı… Pandemi sürerken içine sürüldüğümüz durum… Hukuksuzluk… Keyfiyet…

Canımız burnumuzda. Öfkemiz gözlerimizde çakmak çakmak. Ülkenin bir köşesinde çay üreticileri isyan ederken bir diğerinde gençler demokratik üniversite hakları için ayakta. Bir yanda sanatçıların, müzisyenlerin keyfi yasaklara itirazları yükselirken diğer yanda talancı şirketlerin doğalarına kastetmesine sessiz kalmayan köylüler direnişte. Şurada göz göre göre yaşanan iş cinayeti davasında adalet çığlığı yükselirken buradaki işçi direnişinde kadın işçiler “Bu yasalar neden hep Fatmalara işliyor?” diye bağırmakta. Kadın örgütleri aylardır sokaklarda, “Haklarımızdan vazgeçmiyoruz” sözünden vazgeçmediklerini ilan etmek için ısrarla çalışmakta, eylemlerde, etkinliklerde, toplantılarda buluşmakta… Umut buralarda. Gözümüzü açıp ülkeye, dünyaya baktığımızda gördüğümüz kara tablodaki ışık huzmeleri buralardan süzülüyor.

Dirayet ve çok olmak, birlikte olmak için gösterilen bütün çabaların hayatı, tarihi değiştirmek için ne denli önemli olduğunu bize gösteren tarihi deneyimlerimiz çok. 19 Haziran’da, 120’yi aşkın kadın ve LGBTİ örgütünden, emek ve meslek örgütlerinden, siyasi parti ve derneklerden, inisiyatif ve platformlardan kadınların uzunca bir süredir tartışıp, tüm farklılıklara rağmen yol almak ve ortak bir ses ortaya koymak için gösterdiği çabanın ürünü olan “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz” mitingi gerçekleşecek. Bu yol kolay yürünmedi. Ama yüründü. Geldiğimiz noktada, beş benzemezi bir araya getiren, farklılıkların değil, ortaklıkların öne çıkması için büyük çaba gösteren, kararlılığı, birlikte mücadelenin önemini, hayatımızı yaşanmaz kılan, neşemizi çalanlara karşı bir arada güçlü bir ses çıkarmanın olanaklarını bütün zorluklara rağmen zorlayan böylesi bir bileşenin “Vazgeçmiyoruz” sözünün, haklarımızı gasbetmeye çalışanlara büyük bir mesaj olacağı açık.

Bu mesajın gerçekten sarsıcı bir etki yaratabilmesi bizim ellerimizde.

Gel kız kardeşim. Bu buluşmaya, bu çabaya, bu dirayete ortak ol. 19 Haziran’da “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz” demek ve haklarımızın bir tekinden bile vazgeçmeyeceğimizi, çünkü hayatın kırıntılarını değil, tamamını istediğimizi dile getirmek için yan yana olalım. Daha güzel bir hayatı hak ediyoruz. Hakkımız olanı söküp alalım!

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR