“Adınız neydi abicim?”

Fotoğraf: AA

Tarih: 17 Haziran 2021… günlerden Perşembe. Saat 10.30- 11. 00 suları. Genellikle bu saat aralığında İzmir HDP İl yöneticileri ve üyeleri partiye gelir ve çalışmalarına başlarlar.

Ancak bu kez gelmeyeceklerdi.

Kobane davasında tutuklu yargılanan Prof. Beyza Üstün’ün yazdığı "Doğayı, Emeği, Yaşamı Korumak" adlı kitabın Alsancak’ta Kozalak Kafe’de saat 15.00’de HDP İzmir İl örgütünün düzenlediği imza gününe katılacaklardı.  

HDP İl yöneticileri, milletvekilleri, PM ve MYK üyelerinden oluşan 30-40 kişilik bir grup imza gününe katılmak üzere saat 12.00’de HDP İl binasında buluşup gidecekti.

Öte yandan cinayet zanlısı Onur Gencer, günlerce HDP İl binası çevresinde keşif yapmıştı. HDP’lilerin her gün saat 10.30-11.00 civarında İl binasında yoğunluk oluşturduğunu netleştirmiş, katliamı o saatlerde yapmayı planlamıştı. HDP binası çevresinde çadır kurup "çocuklarını isteyen" aileler içinde  görüldüğünü de bir kenara not edelim.

Tek olmadığı muhakkaktı… Örneğin, HDP binası çevresindeki bir kısım esnafın ifadesine göre taksiden elinde büyük bir paketle inince, HDP İl binasının önünde 7-8 kişilik kalabalık bir grupla buluşuyor. Bu gruptan kendisinin de içinde olduğu üç kişi birlikte binaya yöneliyor. Kalanlar çok muhtemel çevreye yayılıyorlar.

Fehime Ana (Poyraz) HDP il binasının çalışanı. Rahatsızlığı nedeniyle o gün işe gidemeyince, yerine kızı Deniz geliyor. 

Deniz, İl binasını açmış, gerekli temizlikleri ve diğer yapılması gerekenleri yaptıktan sonra kendine hazırladığı kahvaltıya oturuyor ki…  

Sonuna kadar açık olan kapıdan elini kolunu sallaya içeriye giren katil zanlısı Onur Gencer, Deniz’i katlediyor.

Katil zanlısı kalabalık bir HDP'li grubun olduğu zannıyla içeriyi yaylım ateşine tutuyor. İl binasının birkaç odası var ve her oda kilitli. Ateş ederek kilitleri kırıyor ve odalarda yaylım ateşine devam ediyor. Camları, bilgisayarı ve diğer kırılabilecek ne varsa kırıyor, yakıyor ve yangın çıkarıyor.

Bu arada beraber yukarı çıktığı iki suç ortağı şüphelisinin durumu meçhul. İl binasında bekledikleri kalabalığın olmadığını gördüklerinden başka bir noktaya çekilmiş ya da katil zanlısı polis tarafından alınırken o telaşe ortamında korunmuş olabilecekleri gibi göze çarpmamış da olabilirler.

Yaşananlarla ilgili olarak HDP İzmir İl Eş Başkanı Abdulkadir Baydur şunları anlatıyor; "Saat 10.45- 10.50 civarıydı. Ben evden geldim ve aracımı park ettim. Markete gittim. Kahve, sigara aldım. O arada 8-10 dakika oyalanmış oldum. Geldiğimde üç tane sivil polis kapıdaydı ve birinin elinde silah vardı. 'Hayırdır?' dedim, 'Yukarıya saldırı var, saldırgan içerde' dediler. 'Siz niye müdahale etmiyorsunuz?' diye sorduğumda 'Biz müdahale edemeyiz. Çelik yelekli güvenlik güçleri gelecek müdahale edecek' dedi. O arada tartışma oldu. Sonra silah sesleri geldi. 10-15 dakika sonra polisler geldi… "

Cinayet zanlısı Onur Gencer, olaydan sonra çatıya çıkıyor. Polis oradan alıyor onu. Alınışı ile ilgili videoları izleyiniz, devletin şefkatli elleri onu ne kadar da sarıp sarmalıyor. Hele bir polisin yakın ahbapmış gibi sempatiyle sorduğu "Adınız neydi abicim?" sorusu… Güvenlik kuvvetlerinin yaptığı tipik bir Ogün Samast muhabbeti…

gencer.png

Onur Gencer 

Cinayet zanlısı kimden ve neden  korunuyor?  

Katil Onur Gencer’in 27 sayfalık ifadesinin daha başlarında, ‘psikolojik sorunları olduğunu’ söylüyor. Babası da buna yönelik bir ifade veriyor, kendisi de teyit ediyor. Her psikolojik sorunları olanın cinayet işleyebileceğini anlamamız mı gerekiyor…

Katliam girişimini kendince meşrulaştırmak istiyor. Travması ‘1998 seçimlerinde annesine HADEP’li kadınların zorla oy verdirmesi’ imiş. 1994 doğumlu olduğuna göre o "vahim" olayı 4 yaşında yaşamış oluyor. Annesine yapılan o kadar derinden etkilemiş ki onu ‘O günden beri öfkesinin dinmemiş.’ 

Emniyet İfadesine bakıldığında her şeyi tek başına tasarlamış ve yaptıklarının temel nedeni ise bir türlü peşini bırakmayan psikolojik problemler.  

Cinayet zanlısının Emniyet ifadesinde geçen "Kimseye bağlı değilim" deyişi 42 yıl önce "ben bağımsız bir teröristim" diyen bir katilin çığırtısını hatırlatıyor.

Katil zanlısı ifadesini devamında "PKK’dan nefret ettiği için HDP’ye saldırdığını" söylüyor.  PKK’den nefret HDP'lilerin kanını dökmeyi normalleştiriyormuş gibi… Buradan doğru PKK-HDP ayniyeti üzerinden cümle kuranların çıkaracağı dersler olmalı…

2013 yılında Van Çatak’ta Acil Tıp Teknisyeni olarak Sağlık Bakanlığında işe başlıyor. 2016’da İzmir Kemalpaşa’ya tayinini aldırıyor. 2020 Ocak ayında kendi isteğiyle dilekçe veriyor, Suriye'nin Menbiç bölgesinde bulunan Haccac askeri üssünde geçici olarak 1 aylığına işe başlıyor. Ancak burada sorun şu ki herhangi bir açıklık yok.

Yani demem o ki kendisinin de içinde olduğu sağlık personellerinin Suriye'ye gidişi nasıl oluyor, bu hangi protokol üzerinden işliyor, sağlık personelleri hangi ölçülerle seçiliyor, orada nasıl yaşıyor ve başka neler yapıyorlar gibi bir dizi sorunun cevabı yok.

8 Şubat 2020’de Antep Karkamış’tan giriş yaparak Türkiye'ye geri dönüyor. 1 Mart 2020’de Gaziemir’de işe başlıyor ve çeşitli hastanelerde çalışıyor.

Ruhsal durumunun iyi olmadığını anlatmaya çalışıyor. Anlatısından anlaşılan dengesiz bir ruh halini oynamayı deniyor. Örneğin, ‘4-5 yıldır birilerini öldürmek için plan yaptığını’ söylüyor. ‘Siverek’li sağlık çalışanlarını öldürmektense daha önemli gördüğü kişileri öldürmeyi’ tasarlıyor. İzmir’de iş yapan Mardinlileri hedefe koyuyor ama teknik nedenlerden yapamadığını söylüyor.

 ‘Öcalan, Demirtaş, Barış Atay, Pervin Buldan, Leyla Zana gibi bazı şahsiyetleri öldürmek istediğini ama onlara ulaşamayacağını’ düşünüyor. Ruhsatlı silah almak için başvuru yaparken, testlerden geçmek için doktorların uygun göreceği yanıtları verirken ve testleri başarıyla geçerken peşini bırakmayan o ruhsal dengesizliklerini de başarıyla gizlemesini biliyor.  

‘HDP Genel Merkez’e gelip saldırı eylemi gerçekleştirmek istiyor’ ama bunu ‘riskli’ görüyor. Asıl hedefi Ankara İl Genel Merkezi’. Fakat Ankara'da nedense silah ruhsatı almakta zorlanıyor. Bu zorluk ve zaman kaybı karşısında İzmir'e yöneliyor.

Altını çizmekte fayda var. ‘Ruhsat alma işlemleri sırasında heyet görüşmesine giriyor ve onları nasıl atlattığını, onların istediği cevapları nasıl kurguladığını, manipülasyonda bulunduğunu’ genişçe anlatıyor. Yani silah ruhsatı alacak ve heyeti kandıracak kadar da aklı başında olduğu anlaşılıyor.

protesto witter.jpg

Deniz Poyraz cinayeti İzmir'de protesto edildi / Fotoğraf: Twitter

İzmir HDP İl binasını hedefe alıyor. ‘İç keşif, dış keşif, bina incelemesi, gibi kavramlarla parti binasını nasıl gözetlediğini, bunun için aynı binada bulunan dil kursuna kaydolduğunu’ anlatıyor. 1,5 yıldır bina önünde her türlü insan kaydını alan, HDP’nin bulunduğu binaya giren çıkanları inceleyen sivil ve resmi polisler, aylar süren keşfi belli ki görmüyor ya da görmezlikten geliyor.

Annesinin ölümünden sonra psikiyatrik ilaçlar alıyor.

 Google’da HDP İzmir olarak arama yaptıktan sonra adresi öğreniyor ve ‘çıkan bazı haberlerde orada çadırda bulunan ailelerin durumuna üzüldüğünü ve bu nedenle daha fazla kin tuttuğunu’ söylüyor. 

‘Sosyal medyada polis intiharları haberinden etkilendiğini de’ söylüyor. 

Instagram hesabı incelendiğinde özellikle Gare Operasyonu sonrası paylaştığı fotolar tümden değişiyor.

 İlk paylaşımları heveskar, bende varım türünden kişisel görüntü verirken, Suriye sonrası paylaşımları tamamen asosyal, insan bozması bir yaratık görüntüsü veriyor.

‘Silaha düşkün olduğunu, ‘Poligon İzmir adlı atış poligonundan silah eğitim aldığını’ söylüyor. Kendisine ‘Eğitim veren kişi Alican isimli’ biri. Soy ismini söylemiyor.

Bankalardan kredi çekiyor, bu parayla lüks otellerde kalıyor, masraf yapıyor. Kaynaklarını gizliyor. ‘Bunları kredi çekerek yaptım’ diyor. Tatminsiz, aç, ağzına kadar kompleksle dolu, özenti yoğunluklu, karışık ve köksüz bir tip.

‘En son’ 3500 TL’ye Kemeraltı Kızlarağası’nda buluştuğu birisinden RUGER marka silah alıyor.’ Bu silah 1985 yılında üretilmiş, Amerikan malı. 1988 yılında Türk Polisi’ne de verilmeye başlanan bu silahı aldığını söylemesi manidar.

‘Saldırıyı daha önceden planladığını ama pandemi nedeniyle sokağa çıkma yasakları olduğu için ertelediğini’ söylüyor. Sıklıkla ‘Yalnız olduğunu, kimseyle bir ilişkisi olmadığını’ söylemesi düşündürücü...

Saldırı anını büyük bir soğukkanlılıkla anlatıyor. Nasıl netleştiğini, nasıl karar verdiğini ve ‘sabah kalkıp rahatlamak için birkaç komik video izlediğini, sandviç yapıp öyle çıktığını’ anlatıyor. Hatta ‘yanına aldığı çantada havlu ve bazı temel ihtiyaçların olduğunu, bu saatten sonra hayatının değişeceğini; cezaevine girerse yanında eşyasının olmasını gerektiğini’ düşündüğü için aldığını da ekliyor.

Cinayet anında dizlerinin nasıl çözüldüğünü ve içeride yaşanan kısmı, iç psikolojik gerilimi çok soğukkanlı anlatıyor. Resmen tasvir yapıyor. ‘Deniz’in ayaklarına, vücuduna ateş etmekle yetinmediğini, tekmelediğini’ de söylüyor. ‘Başkalarının gelebileceğini düşündüğü için Deniz’in fotoğrafını çekiyor’ ve o ortamda çekincesiz Whatsapp durum mesajı ile ‘Leş 1’ yazıp paylaşabiliyor.

Binada kimlerin olabileceğine dair özellikle bir ifadesi yok. Sadece ‘beklediğimden büyük bir yer çıktı’ diyor. Oradaki ‘beklentisinin de sadece birkaç kişinin daha gelmesi ve en az 4-5 kişiyi öldürmek olduğunu, kurşunları ona göre ayarladığını’ ifade ediyor.

Bir diğer detay; özellikle üzerinde çıkan silah ve flaş bellekler vb. araç gereçlere dair yoğun bir teknik bilgisi var. Teknik olarak meselelere ve araçlara çok hâkim. Bu özel olarak eğitilmiş olduğunu gösteriyor.

Saldırıyı gerçekleştirdikten sonra elinin kanadığını, bu kanın "terörist kanı" olduğunu düşündüğünü söylüyor. Üst katlara çıkıp elini yıkamak istiyor.

Bu noktada ilginç bir ifade sarf ediyor. "Mesajlar gelmeye başladı" diyor. Çaldığı kapıları kimse açmıyor, sonra aşağıya iniyor ve teslim oluyor polise.

Katil zanlısının ifadesinde ‘Kimseye bağlı değilim’ dediğini ve devamında da ‘PKK’dan nefret ettiği için HDP’ye saldırdığını’ söylediğini yukarıda yazılmıştı ama…

Cinayet işleme zamanı ile ve mobil telefonuna mesajların gelişi arasında çok kısa süre var.

Katil zanlısının nerede olduğu, HDP binasında ne yaptığı, içeride neyin döndüğü kimse tarafından bilinmezken ‘mesajların geldiğini, neler olduğunun sorulduğunu’ ifade ediyor. 

Bu durum kendisinin orada oluşundan ve ne yapacağından birilerinin haberdar olunduğunu kanıtlıyor.

Emniyet’te "İçimi soğuttum, beni serbest bırakın" diyor.

HDP’lileri öldürmenin suç olmadığını düşünüyor, öldürerek içini soğutmanın normal bir şey olduğuna inanıyor ki ‘serbest bırakılması gerektiğine de’ inanıyor.

Cinayet zanlısı Onur Gencer’in, Emniyette görülmemiş hızla ifadesinin alınması, hemen adliyeye sevk edilmesi, aynı hızla Savcılık sorgusunun yapılması ve Sulh Ceza Hâkimi tarafından tutuklanması üzerinde ciddi ciddi düşünmenin yeridir.

Bütün bu bürokratik işlemler muhalif bir yurttaş, hatta normal bir yurttaş için yurttaş için günler, hatta haftalar alırken nasıl oluyor da bir cinayet zanlısı için 24 saat bile dolmadan tamamlanabiliyor?

Hatırlayalım… Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin gözaltında karşılaştıkları uygulamaları hatırlayalım…

Cinayet zanlısı sanığın soruşturmasının dahi yapılmadığı aşikâr değil mi?

Katil zanlısı, kimden ve neden korunuyor?

(Devam edecek)

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR