Dorothy Parker’dan bir aşk vodvili

Birinci Dünya Savaşı’ndan ikincisine kadar geçen süreye ABD’li tarihçilerin büyük bölümü “erginleşme yılları” demişti. ABD askerleri, cephelerden eve dönerken yeni bir dünya ve yeni bir yaşam başlıyordu 1918’de. Kadınlar ve siyahlar hakları için eylem yapıyor, aşk ve caz temalı bir hayat sokaklara hâkim oluyor, kırsaldan şehirlere göçen kitleyle birlikte kimlik kargaşası baş gösteriyor, alkol yasağı yüzünden partiler evlere ve yeraltı barlarına gizleniyordu.

Üst ve orta sınıfın gelirinin artması, kimi ekonomik ve kültürel isyanları tetiklerken Caz Çağı alıp başını gidiyor ve 1929’daki Büyük Buhran’a kadar devam eden eğlenceye paralel olarak “Amerikan Rüyası”nın temelleri atılıyordu.

İkinci Dünya Savaşı arifesinde Avrupa’dan esen faşizm ve komünizm rüzgârları ABD’ye ulaşıyor; 1929 krizinin yıkıcı etkileriyle baş etmeye uğraşanlar, sıcak çatışmaların fitilinin ateşlenmesini beklerken yine yeraltı barlarında ve evlerde buluşuyor, otomobilleriyle ülkenin dört bir yanında dolaşıyordu. Bu buluşmalar ve geziler, 1939-1945 arasında insanlara bir moral desteği de sağlamıştı. 1945 sonrasında ise Soğuk Savaş, “Amerikan Rüyası” ve devlet politikası hâline getirilen anti-komünizm, ABD’de tüm sosyal, siyasi ve kültürel yaşama yön vermişti. Söz konusu üç dönemi de yaşayan Dorothy Parker, öykülerinde siyasi ve kültürel gerilimleri paranteze alarak kadın-erkek ilişkilerine yoğunlaşmıştı.

İki cins arasındaki iletişimi ve iletişimsizliği, büyük aşkları ve yanlış anlamaları, 1918 sonrası başlayan yeni yaşama uyum sağlayan ya da sağlayamayan kadınları ve erkekleri anlatan Parker, “ideal” görünen evlilikleri çözümlüyor, farklı kafa yapısına sahip kişilerin mutlu yaşamlarını, uzun zaman sonra konuşacak tek kelime bulamayanları, şiddetli geçim ve geçimsizlikleri, ironik üslubuyla anlatıyordu.

Aradığı aşkı tüketen ve aşktan sıkılan kadınların ve erkeklerin, tek sözcükle başlayıp biten ilişkilerini konu alan öykülerinde Parker, kimi zaman trajik kimi zaman mizahi anlatımıyla iki savaş arasındaki tereddütlü hâlleri sokaklardan, evlerden, kır gezintilerinden ve yeraltı barlarından hareketle kâğıda dökmüştü.

Eğlencenin dibine vuranlar, görünüşe önem verenlerin ve yüzeyselliğin çekimine kapılanların karşısına, gelenekler ile modern dönem arasında sıkışmış, tercihlerinin bedelini ödeyen, hayal kırıklıklarıyla harman olmuş ve gerçeklerle yüzleşen kadınları ve erkekleri anlatan Parker, bir insanı gözde büyütmenin kişide açtığı yaraları öyküleştirmişti.

Melankoli ve mutluluk arasında salınan, “suskun yoldaş” hafızanın labirentinde dolanan kadınlar ve erkekler; uzaktaki savaşın dedikodusunu yapıyordu güvenli ve dünyanın merkezi saydığı mahallelerinde. Bu ortamda kör topal ilerleyen gönül ilişkilerini ya da bir ilişkiye dönüşemeyen yakınlaşmaları resmetmişti Parker.

TEK CÜMLELİK SASI VE ABSÜRT KARAKTERLER
Barış döneminde, savaşta ve Soğuk Savaş’ta, eksiklikleriyle ve fazlalıklarıyla yaşamaya çalışan kadınlar ve erkekleri anlatırken gözlemciliğini hikâyeciliğiyle buluşturan Parker, hem kadın-erkek ilişkilerini hem de bu ilişkilerin öznelerinin ruh hâllerini çözümlüyor öykülerinde. 'Evli Olmadığım Adamlar' da bunlardan biri; âdeta bir liste hazırlayan anlatıcı, erkekleri analiz ediyor.

“Her yerde bitiyorlar” dediği evli olmadığı adamların çetelesini tutarken onları “sadece görmenin hoşluğundan” bahseden anlatıcının bazen tek cümleyle, bazen birkaç paragrafla tarif ettiği adamlardan bazısı çok eğlenceli bazısı hayli ciddi. Kimisi hiciv ustası, kimisi tuhaf alışkanlıklara sahip. Bazısı tam bir insansever ve her şeyini karşısındakine kaptıracak kadar saf, bazısı üstüne geçirdiği takım elbisesiyle dünyayı yönetecek gibi görünüyor. Anlatıcı, onlardan bazısının yanında kendisini çok rahat ve hafif hissediyor, bir diğerinin yanında sus pus oluyor.

Bir vodvilden fırlamış gibi duran, sözleriyle tüm buzları eriten, “teoride ve pratikte şakacı” Freddie’nin nüktedanlığı ve zekâsı, bazen etrafındakilere fazla geliyor. Tam da bu nedenle insanlar, onun bir derdi olduğu izlenimine kapılıyor. Freddie ise bir vücut çalımıyla bu kanıdan sıyrılıp herkesi şaşırtmayı sürdürüyor.

Anlatıcı, Mortimer’ı kısa bir cümleyle tarif ediyor, belki de geçiştiriyor: “Mortimer, fotoğraf çekilirken her zaman takım elbise giyerdi.” Kısa ve yoruma açık bu cümle, Mortimer’ın kişiliğine dair ipucu veriyor. Anlatıcının esprisi de bu; bazı adamlar hakkında uzun uzun konuşabilecekken bazılarının sasılığını veya absürtlüğünü belirtmek için tek cümleyi yeterli buluyor.

Tek cümleyi hak edenlerin yaşamı, hep aynı yöne akıyor ve hemen hepsi konfor alanının dışında kendini pek rahat ve mutlu hissetmiyor. Anlatıcı bunu doğrudan söylemiyor, ima edip okura göz kırpıyor.

PARKER'IN İRONİK ANLATIMI
Bir de monologlarıyla nam salan, saatlerce konuşabilen, konudan konuya atlayan, alkole dayandıkça çenesi daha da düşenler var. Çok iyi bir arkadaş, iyi bir dinleyici olan fakat dikkati kolayca dağılıp karşısındakileri karışık zihnine süratle çekiveren Charlie bunlardan biri; onda kaybolabileceğiniz ama onun da sizi kaybedebileceği bir karakter…

Anlatıcı, zihninde yer etmiş adamları sıralarken gözlemciliğini ve yorumculuğunu konuşturuyor. Mesela briç ve tenis oynamayı seven, tüm oyuncuları neşelendirmeyi bilirken dikkatini ve ciddiyetini yitirmeyen karakterler de söz konusu bu anlatıda. Kimseyle tartışmayan ve hep daha iyisini arayan, herkese açık yüreklilikle hatıralarını sıralayan ve öngörüsü fazla olan Henry bunlardan.

Anlatıcı, yüzeysel veya derinlikli ilişki kurduğu adamlarla yaşanmışlıklarını çözümlerken zaman ve mekân dışı anekdotlar paylaşıyor. Kendisinde iz bırakmış dokuz erkeğin yer aldığı bu anlatı, Parker’ın gözlemciliği ve hikâyeciliğinin temel özelliklerini yansıtıyor yine.

Freddie, Mortimer, Raymond, Charlie, Lloyd, Henry, Joe, Oliver ve Albert, artık yanında yöresinde bulunmasa da anlatıcının ifadesiyle bir ömür boyu hatıralarında yaşayacak. Bu da Parker’ın ironik anlatımının bir parçası, kitapta yarattığı vodvil havasının bir yansıması.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR