İtalya harika ama centilmen değil

Bu güzel ve her şeyiyle muhteşem tasarlanmış oyuna, bir o kadar muhteşem sportif ahlak yakışırdı. İtalyanların penaltıya itiraz etme biçimleri kesinlikle, hileliydi ve ahlaki açıdan savunulamazdı. Neyse ki VAR var ve her şeyi ikinci kez 'check' etme imkânı oluyor. Hakemin kararı kesinlikle doğruydu. İlk yarı 2-1 İtalya’nın haklı üstünlüğüyle bitti.

Mancini, Jorginho’un yanına Verratti’yi konumlandırarak, adeta İnsigne’nin gol vuruşlarını garantiye almıştı. Diğer maçlarda Jorginho, bu görevi ve takımı rakip sahaya yerleştirme rolünü yalnız başına gerçekleştiriyordu. Mancini, harika bir algı ve tespitle, Belçika savunmasının dengesiz vuruşlarını öngörerek, ikinci topları toplamak ve bu toplar aracılığıyla hücumda devamlılık sağlamak amacıyla Verratti’yi, İnsigne’ye yakın oynatınca, Belçika kendi sahasından çıkmayı beceremedi. 

İtalya’nın ilk yarı boyunca oyunu Belçika yarı sahasında oynama sebebi buydu. Elbette İtalya oyununda görülen tek güzellik bu değildi. Chiellini adıyla bildiğimiz Juventus’lu savunma oyuncusu, tek kelimeyle, dünyanın en komple savunmacısı olduğunu her maçta kanıtlıyor. Bir kere hiç pozisyon hatası yapmıyor. Lukaku gibi bir devle kapışmasına rağmen hiç hamle hatası da yapmadı. Ama bana kalırsa en değerli ve paha biçilmez özelliği ne yerden ne havadan ne de kafayla asla dengesiz kör ve öylesine uzaklaştırma vuruşları yapmıyor olmasıdır. Bonucci ile ilişkisi cidden harika. Oyunu çok doğru görüyor ve o bakış açısının gerektirdiği her şeyi neredeyse kusursuz yapıyor. Bir zamanlar Nesta’yı nasıl hayranlıkla izledimse, Chiellini’yi de aynı hayranlık ve iştahla izliyorum. 

Maç öncesinde Belçika Teknik direktörü, ‘’bu maçın kaderini detaylar belirleyecek’’ demişti. Roberto Martinez’e sormak lazım. Topu birinci bölgeden ikinci bölgeye taşıyacak yapıları inşa etmek bir detay meselesi mi? Savunmadan ileriye doğru vuruşlar yapıp, İtalyan gemisini kendi limanına demirletmek bir ayrıntı mı? Lukaku’yu Chiellini ve Bonuccci’nin insafına terk etmek basit bir teferruat mı? Eğer bütün bunlar detaysa o zaman esas mesele nedir? 

Mancini İnsinge ile Veratti’yi oyundan alıncaya kadar, oyun ve maç asla Belçika’nın inisiyatifine geçmedi. Üstelik De Bruyne gibi dev bir futbolcunun varlığına rağmen. Peki ama neden? Çünkü Belçika defansı topu oyuna sokmak yerine, tipik kesici stoperler gibi davranarak, her topu sadece kendi kalesinden uzaklaştırmayı düşündü ve bunu bütün maç boyunca sürdürdü. Martinez de kenardan bu ilkelliği sadece izledi. 

Mancini geride iki temel direkle oyunu istediği gibi akışkan hale getirdi. Aynı akışkanlık Veratti ve Jorginho aracılığıyla hem devam etti hem de Belçika savunması üstünde bitmez tükenmez bir baskıya dönüştü. Temel plan İnsinge'ye gol attırmaktı. Nitekim sol koridorda bütün bu oyuncuların birlikte davranmasının tek nedeni vardı o da İnsinge’ye küçücük bile olsa bir vuruş açısı üretmekti. Ve İnsinge bu rolü şahane bir golle süsledi. Açı harikaydı, adam eksiltmesi ve vuruşu da muhteşem oldu. İtalya oyun olarak çok üstündü ve bu üstünlüğün haklı sonucu olarak yarı finale yükseldi. Ama hem penaltıya itirazları hem de oyunun son dakikalarında yaptıkları, oyunu soğutma numaraları, bu şahane oyuna yakışmadı.  

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR