Katledilişinin 25'inci yılında Kutlu Adalı cinayeti

Aslında olaylar buraya kadar geldiğine göre, aydınlanması çok basittir. İstenirse çok rahat bir şekilde aydınlatılır. Korkulan bir şey vardır ki o da, sanki herkesin bildiği; ama kaçınılan şeyler vardır. Duymak istenilmeyen isimler olabilir… Önemli olan azmettiren kimdir? Niçin? İşte o 'niçin' soruları insanları ürkütür aslında…

Bu sözler, bundan 25 yıl önce faili meçhul bir şekilde öldürülen Kıbrıslı Türk gazeteci Kutlu Adalı'nın yeğeni karikatür sanatçısı Utku Karsu'ya ait.

Kutlu Adalı, 6 Temmuz 1996 gecesi evinin önünde uğradığı silahlı saldırıyla katledildi. Cinayetin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, suikastla ilgili etkili bir araştırma yapılmadı. Aradan geçen uzun yıllar sonrasında Kutlu Adalı cinayeti, organize suç örgütü liderliğinden aranan Sedat Peker ve kardeşi Atilla Peker'in ifadeleriyle yeniden gündeme taşındı. 

Sedat Peker, 23 Mayıs Pazar günü YouTube'da yayımladığı bir videosunda katledilen gazeteciler Kutlu Adalı ve Uğur Mumcu ile Kürt iş insanları cinayetleriyle ilgili iddialarda bulundu. Peker, cinayetlerle ilgili eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve eski MİT'çi Korkut Eken'i işaret ettiği videosunda kardeşi Atilla Peker'in de sürece dahil olduğunu belirtti.

Savcılığa suç duyurusunda bulunan Atilla Peker ise, verdiği dilekçede Kutlu Adalı cinayetine dair bildiklerini anlattı. Gelişmeler üzerine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 1 Haziran 2021'de, Atilla Peker'in iddialarıyla ilgili soruşturma başlattı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında KKTC adli makamlarıyla ilgili yazışmalar da yapıldı. O yazışmaların detaylarında Kıbrıs'tan Kutlu Adalı cinayetiyle ilgili dosyaya dair tüm evrakların onaylı örneği istendi. Dosyanın faili meçhul olup olmadığı, failinin belirlendiyse yargılama yapılıp yapılmadığı gibi cinayete dair tüm dosya talep edildi. 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)ayrıca ortaya atılan yeni iddiaların araştırılması amacıyla Meclis Araştırma Komitesi kurulması kararlaştırıldı. KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Polis Genel Müdürü'ne soruşturma başlatılması için talimat verdiğini açıkladı.

KKTC Polis Genel Müdürlüğü de 5 Temmuz Pazartesi (dün) yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti makamlarından, bilgi talebinde bulunduğunu duyurdu.

Peker'in iddialarıyla başlayan süreçte Türkiye ve KKTC'de yeni iddia ve itiraflar da ortaya atıldı. Tüm bu gelişmeler cinayetin aydınlatılma talebini canlandırdı.

Adalı'nın katledişinin 25. yıl dönümünde bugün KKTC'de bir dizi anma etkinlikleri düzenleniyor. "Bu Memleket Bizim Platformu"nun düzenlediği etkinlikte, Adalı cinayetinin Türkiye ve KKTC makamlarının işbirliğiyle aydınlatılması istemi yeniden seslendirilecek.

Kutlu Adalı ailesi ise suskunluğunu koruyor. 25 yıl boyunca cinayetin aydınlatılması için mücadele veren Adalı ailesine, Lefkoşa'da röportaj talebiyle ulaştık. Aile, basına konuşmama kararı aldığını belirtti.
 

ADALILAR ÖLMEZ.jpg

 

KUTLU ADALI NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Kutlu Adalı'nın yeğeni Utku Karsu, Kıbrıs'taki Demokrasi Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı ve Adalı'nın yakın çalışma arkadaşı Burhan Eraslan, Dönemin Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı olan eski KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kanal Sim Genel Yayın Yönetmeni Sami Özuslu, Independent Türkçe'den Merve Bayrakçı'ya Kutlu Adalı cinayetini anlattı.

"Kutlu Adalı neden öldürüldü?" sorusunun cevabı olarak ortaya atılan birkaç iddia var. Bunların başında ise, o dönem Adalı'nın Yenidüzen gazetesindeki köşesine taşıdığı "Barnabas baskını" olarak bilinen olay geliyor.
 

UTKU KARSU.jpg

Karikatür sanatçısı Utku Karsu, cinayetin gerçekleştiği 96 yılında Kutlu Adalı ile birlikte bir kitap çalışması yapmaktaydı

‘BARNABAS'I KAMUFLAJ OLARAK KULLANDILAR’

Utku Karsu, Adalı suikastının St. Barnabas olayı ile alakalı olmadığını düşünüyor. Barnabas olayından önce de Adalı'nın birçok kez ölüm tehdidi aldığını anımsatan Karsu, "Benim görüşüme göre Barnabas olayını sadece kamuflaj olarak kullandılar" diyor ve ekliyor:

Yani dayım St. Barnabas olayını, o dönem cereyan eden olayları gazetedeki köşe yazılarını yazdığında, bir gün yazacak, iki gün yazacak… Hadi 6 ay yazsın. 6 ay sonra zaten her şey kendiliğinden bitecek bir olaydı. Ancak olayın arkasında daha farklı şeyler vardı; gün yüzüne çıkmayan şeyler vardı aslında ki dayımın ortadan kalkması gerekirdi.


‘KUTLU ADALI SUİKASTININ GERÇEKLEŞMESİNİN ANA NEDENLERİNDEN BİRİSİ ST. BARNABAS'TIR’

Utku Karsu, cinayet sebebinin "Barnabas baskını" nedeniyle gerçekleşmediğini düşünse de aksini savunanlar da yok değil. Bu isimlerden biri ise Kuzey Kıbrıs'taki Demokrasi Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Burhan Eraslan. 

Eraslan'a göre, Kutlu Adalı suikastının gerçekleşmesinin ana nedenlerinden birisi St. Barnabas olayı.

Cinayetin yaşandığı dönem Kutlu Adalı'nın da yazılarıyla mensubu olduğu Yenidüzen gazetesinin genel yayın yönetmeni olan Eraslan, "Kutlu Adalı'nın bir tek yaptığı, araştırmacı bir gazeteci olarak orada ne olduğunu aydınlatmaya çalışmaktı. Ve işte bütün olan da bu noktada oldu" diyor.
 

BURHAN ERASLAN.jpg

Demokrasi Şehitlerini Yaşatma Derneği Başkanı Burhan Eraslan, "Dernek adına Adalı cinayetini takip etmeye devam ediyoruz" diyor

SAİNT BARNABAS MANASTIRI'NDA NE OLDU?

Gazimağusa'da ikona müzesi olan 5. yüzyıldan kalma Saint Barnabas Manastırı'na 14 Mart 1996 günü bir baskın düzenlendi. Baskından iki gün sonra Kıbrıs gazetelerinde çıkan haberlere göre, "maskeli ve silahlı kişiler, ikon müzesindeki üç nöbetçiyi saf dışı edip, bir odaya kilitledi. Trilyonlarca liralık ikonaların korunduğu tarihi müzeden bir şeyler çıkarılıp götürüldü. Müze dışında bulunan St. Barnabas'ın mezarı da kazıldı. 12 basamak aşağıya inildi." 

Ada basınında, KKTC'de devletin yetkili makamlarının "hiçbir bilgi ve haberi" olmadan bu baskının gerçekleştirildiği şeklinde haberler de yapılıyordu. Bu yayınların başında ise Kutlu Adalı ve mensubu olduğu Yenidüzen gazetesi geliyordu.
 

St. Barnabas 2.jpg

BASKINA DAİR İDDİALAR NELERDİ?

"Birileri orada olanların aydınlatılmasını istemiyordu" diye vurgulayan Eraslan, o süreçte Kutlu Adalı'ya olduğu gibi, Adalı ailesine, yazarı olduğu Yenidüzen gazetesine ve gazetenin yönetim kadrosuna "sürekli bir biçimde taciz ve tehdit" gelmeye başladığını anlatıyor:

Bu, o yılın içerisinde üç-dört ay boyunca bu şekilde devam etti. Ama Kutlu Adalı yayın konusunda ısrarını sürdürdü. Ve bu konunun aydınlanacağına herhalde inananlar ve bundan mutlu olmayacağını düşünenler, tehdit ve şantajlara başvurdular. Nitekim bu süreç Kutlu Adalı'nın bir suikastla öldürülmesine kadar vardı.

Baskının neden yapıldığına dair 1996 yılından bu yana farklı iddialar ortaya atıldı. Bunlardan bazıları, "St. Barnabas'ın mezarı kazılarak 'Barbanas İncili'nin kaçırılması", "74 Kıbrıs Barış Harekatı'nda Barnabas'ın mezarı altına gömülen altınların kaçırılıp, Türkiye götürülmesi" şeklinde iddialardı.

Barnabas baskınıyla ilgili yapılan tüm bu iddiaların Kutlu Adalı cinayetiyle bağlantılarını kurabilmek için operasyonun aydınlatılması gerektiğini hatırlatan Eraslan, "Maalesef aydınlatılmasına fırsat verilmedi. Ve bu süreç içerinde değerli dostumuz, çalışma arkadaşımız Kutlu Adalı da suikasta kurban gitmiş oldu" ifadelerini kullanıyor.
 

SAMI-OZUSLU.jpg

Kanal Sim Genel Yayın Yönetmeni Sami Özuslu, Kutlu Adalı cinayeti ile gelişmeleri en yakından takip edien isimlerin başında geliyor

'KUTLU ADALI'NIN ÖLDÜRÜLMESİ SADECE BARNABAS OLAYINDAN DOLAYIDIR' DİYE NOKTA ATIŞI YAPACAK BİR VERİ YOK’

Independent Türkçe'ye açıklamalarda bulunan bir diğer isim Kıbrıslı Türk gazeteci Sami Özuslu'ya göre ise, 'Kutlu Adalı'nın öldürülmesi sadece Barnabas olayından dolayıdır' diye nokta atışı yapacak bir veri yok.

Kutlu Adalı cinayetini yakından takip eden ve önemli bilgilere ulaşan Kanal SİM Genel Yayın Yönetmeni Özuslu, cinayetin birçok ihtimali olduğunu belirterek, şunları söyledi:  

Hiçbirimiz polis değiliz, hiçbirimiz güvenlikçi değiliz; ama bu olayların birbiriyle bağlantılı olma ihtimali çok yüksek olduğu gibi, milyonda bir de olsa çok bilmediğimiz, dikkatlerimizi St. Barnabas'taki sözde bir İncil'e veya oraya gömülmüş bir mücevherata çevirmişken ya da bir silahın peşinde koşarken belki de sebep bambaşka bir yerdeydi… Dolayısıyla her türlü konu aklımıza gelebilir.

‘DAYIMDAN 'GEL, BEN EVDEYİM" DİYECEĞİ BİR TELEFON BEKLERKEN…’

Utku Karsu, suikast sonrasında yaşananların ilk şahitlerinden. O günlerde dayısı Kutlu Adalı ile bir kitap üzerine çalıştıklarını söyleyen Karsu, suikastın gerçekleştiği akşam dayısı ile buluşmak için telefon beklerken öldürüldüğü haberini aldığını anlattı.

"Kötü bir geceydi bizim için. Olay yerine gittik. Ben ilk gidenlerin arasında sayılırdım. Çünkü daha dayımın üstünü örtmemişlerdi… Tam o anda örttüler üstünü" diyen Karsu, "Daha sonra bir askeri araç aldı dayımı ve götürdü. Beklenen bir ambulansın gelmesiydi… Askeri bir aracın alıp gitmesi garip geldi bana" şeklinde konuşuyor.

BELLİ Kİ ÇOCUKLARIN VE YENGEMİN EVDE OLMADIĞI BİR DÖNEME RAST GETİRDİLER Kİ EVİ İSTEDİKLERİ GİBİ KARIŞTIRSINLAR’

Olay gecesinde kendisine "garip" gelen birçok şey yaşandığını söyleyen Karsu, Adalı ailesinin olay gecesi Kıbrıs'ta olmadığını; bu sebeple Kutlu Adalı'nın evinin açık olan kapılarını kapatmak istediğinde, sivil polis olduğunu tahmin ettiği yetkililer tarafından engellendiğini söylüyor:

O gece eve giremedik, ertesi gün girebildik. Bütün evi araştırmışlar; evraklar vs. en ince noktasına kadar talan ettiler. Dayımın kütüphanesi baya bir karıştırılmıştı. Bunu, belli ki çocukların ve yengemin evde olmadığı bir döneme rast getirdiler ki evi istedikleri gibi karıştırsınlar…


‘Genç, yeni bir elemana yaptırdılar bunu… Ve dayımı çiçek sular gibi taradı’

"Dayıma, UZİ marka kısacık bir silahla baya bir mermi boşalttılar. Biri omuzuna diğeri baş tarafına olmak üzere iki tanesi isabet etti. Diğer mermiler ise sağda solda serpiştirilmişti" diyen Karsu, "Zaten açıklama yaptı bu işi yapanlar; bir gence tutturdular o silahı… Yeni bir denemeydi belki de… Genç bir elemana yaptırdılar bu işi. Ve dayımı çiçek sular gibi taradı. Dayımı katlettiler" şeklinde konuşuyor.
 

Kutlu Adalı'nın katledildiği nokta. Fotoğraf, cinayetin ertesi sabahı (7 Temmuz 1996) çekildi. Kaynak Yeni Düzen.jpg

Kutlu Adalı'nın katledildiği nokta. Fotoğraf, cinayetin ertesi sabahı çekildi, 7 Temmuz 1996 / Fotoğraf: Yenidüzen


‘SEDAT PEKER VE KARDEŞİ MİLLİYETÇİ RUHUYLA HEMEN DEVREYE GİRDİLER…’

Sedat Peker'in iddialarına değinen Karsu, "Kutlu Adalı'nın PKK'lılara yardım ettiği", "Rumlara Kıbrıs'ı satacağının" söylenmesi üzerine Sedat Peker ve kardeşinin "milliyetçi ruhuyla" hemen devreye girdiğini belirtiyor:

Halbuki baktılar 'adam kendi halinde bir gazeteci'. Hatta 'dürüst bir gazeteci' olduğunu itiraf ettiler, belli ki iyice bir baktılar, incelediler… O dönemde Kutlu Adalı'nın yaptığı tek bir şey vardı; St. Barnabas olaylarındaki o yapılan kazıya dair yazıyordu. Göreviydi zaten bu bir gazeteci olarak. Adamın tek yaptığı oydu. Yoksa kime neyi satacak?.. O bir yalandı. Öyle bir yalanla geldiler.


Kutlu Adalı'nın Barnabas olayından önce de birçok kez silahlı saldırıya uğradığını söyleyen Karsu, "Uyurken silahlı saldırıya uğramış bir yazardır dayım. Bunu bilmeyen yok zaten. Sanırım bildiği şeyler vardı. Eski dönemlerden kalma, bildiği, uygun bulmadığı, tasvip etmediği olayların içerisinde olduğu için, bildiklerini konuşmaması adına; gün ışığına çıkmaması adına öldürüldü… Başka bir şeyi yok. Herkesin bildiği şeyler bunlar" diyor.


‘VAY TÜRKİYE'DEKİ FAİLİ MEÇHULLERİN HALİNE’

"Biliyoruz ki Kutlu Adalı bazen askeri komutanlar tarafından uyarılmış. Hatta eşinin de bu konuda söyledikleri, yazdıkları var. Cinayet nedeni onunla mı alakalıydı, bilmiyoruz" diyen Sami Özuslu ise, "burada dikkat çeken başka bir unsur" olduğunu belirtiyor.

Atilla Peker'in ifadelerinden sonra açıklamalarda bulunan eski MİT'çi Korkut Eken'in ve o dönemde KKTC'de Sivil Savunma Teşkilat Başkanı Galip Mendi'nin söylediklerine dikkat çeken Özuslu, şu ifadeleri kullanıyor:

'Bir PKK'lı gibi öldürüldüğünü' ifade etmeleri tabii ki kan dondurucu. Kutlu Adalı'nın PKK'lılıkla, terörle hiçbir alakası olmadı, olamaz da. Ve tabi burada acıtıcı olan, eğer tetiği çeken eller bu şekilde dolduruşa getirilmişse, 'Vay Türkiye'deki ve Kıbrıs'taki faili meçhullerin haline' demek gerekir. Gerçekten de insanları ne gibi asılsız bilgilerle doldurup, adeta bir canlı bomba haline getirmişler. Eğer öyleyse gerçekten; elbette bunların tümü spekülasyon.