Porsiyon hesabı...

Fotoğraf: Twitter

Basit bir hesap yapalım mı? Yapalım...

İyi sayılabilecek maaşa sahip bir beyaz yakalı çalışanın, AKP'nin iktidara geldiği yıl İstanbul'un merkezi semtlerinden birinde aldığı aparman dairesi o günkü kur üzerinden 200 bin dolara denk düşüyordu.

Yani bugünün parasıyla 1 milyon 750 bin liraya yakın.

Aynı daireyi bugün satmaya kalktığında yaklaşık 750 bin lira ediyor.

1 milyon lira nereye gitti?

128 milyar dolar, üzerine milli gelire yaklaşan borç nereye gittiyse oraya...

Bakın, şaka falan değil, Türkiye döviz kurundaki yükselişle ilgili bir soruya, "Ne yapacaksın döviz kurundaki yükselişi? Maaşını dolarla mı alıyorsun?" sorusuyla cevap veren bir Hazine ve Maliye Bakanı tecrübesi, daha doğrusu travması yaşadı.

İşte bu kadrolar halkın elinde avucunda ne varsa, yarıdan fazlasını kaybetmesine yol açan ve ne yazık ki hâlâ sonuçlanmayan bir sürecin sorumlularıdır.

Evet, memlekette çok az dolarla maaş alan var ve onlar şanslılar. Ellerindeki para giderek fazlalaşıyor.

Dolarla maaş almayan milyonlar ise her geçen gün daha fazla para kaybediyor.

Beyaz yakalılar eskiden para biriktirebiliyor ve görece daha ucuz ülkelerde krallar gibi tatil yapabiliyordu. Yine aynı kesim, Avrupa ülkelerinde bütçelerine göre tatil planlayabiliyordu.

Artık bu çoğu açısından mümkün değil. Döviz kuru artışı öyle büyük boyuta vardı ve maaşları reel olarak öyle düştü ki, yurtdışı tatili hayal oldu.

Ayrıcalıklı gelire ve bir eve sahip beyaz yakalılar, yurtdışı tatillerine veda eder ve gayrimenkullerinin değerinde yarıdan fazla kayıp yaşarken, küçük bir gelire sahip işçi aileleri ise çocuklarının lokmasını kaybetti.

Başka deyişle, işçilerin, emekçilerin, emeklilerin yaşam seviyesi yarıdan daha fazla geriledi.

Eskiden emekliler başka şehirlerdeki üniversitelerde çocuk okuturdu, şimdi evlerine meyve alamıyorlar. Sahte enflasyon hesaplarıyla yapılan maaş artışlarında devletin "kemirme" payı o kadar arttı ki, maaş pul oldu.

Yüzde 17 açıklanan enflasyona karşılık mutfak enflasyonunun yüzde 50'nin üzerine çıktığını bilmeyen var mı? Yapılan enflasyon hesaplaması, bildiğiniz resmi dolandırıcılığa dönüştü.

Bu manzaranın ortasına milyonlarca işsiz oturuyor...

30 yaşına gelip de, bırakın evlenmeyi falan, ailesinin evinden ayrılamayan ve eve gelen üç kuruşluk emekli maaşından harçlık alan "geç gençlik" rakamı milyonları buluyor.

İcra dosyaları havada uçuşuyor. Kredi kartları patlıyor. Hayatlar sefilleşiyor.

İnsanlar bu yüzden intihar ediyor.

Fuhuş, hırsızlık, uyuşturucu ticareti, dilencilik bu nedenle bu kadar büyüdü.

Toplumsal hayatı bu denli yozlaştırıp çekilmez hale getiren Türkiye ekonomisinin tarihsel özeti ise şudur:

AKP iktidarı kamunun elinde olan, yani halka ait ne varsa sattı; üzerine milyarlarca dolarlık borç yaptı; geçiş, yolcu ve hasta garantili köprü, havaalanı ve hastanelerle gelecek çeyrek asrımızı da borçlandırdı; üstüne gayrimenkullerin, maaşların yarıdan fazlasını kemirdi...

Tekrar soralım: Bütün bu para nereye gitti?

Emperyalist tekellere, büyük tefecilere, dev holdinglere, yozlaşmış siyasilere, onların yandaşlarına ve nihayet ayakçılarına kadar yelpazelenen bir besin zinciri var, bütün bu para onlara gitti.

Türkiye dünya ülkeleri liginde art arda küme düştü. Bunun anlamı, yaşam seviyesindeki mutlak gerilemedir.

Hindistan, Bangladeş ligine doğru hızla ilerlemekte olan bir Türkiye'den söz ediyoruz.

Bundan neyi kastediyoruz?

Başka bir vesileyle değinmiştim, bir ülkedeki insanların yaşam standardını anlamak için dişlerine ve ayakkabılarına bakmak yeterlidir.

Türkiye'de dişlerini yaptıramayan ve dişsiz dolaşan milyonlarca patlak ayakkabılı insan var.

Lüks alışveriş merkezlerindeki bir mağazaya girip bakın, bir emekli maaşına satılan yabancı markalı ayakkabılardan sürüyle göreceksiniz.

Beslenebilmek için fuhuş, hırsızlık, torbacılık ve dilencilik yapan bir milletin haysiyeti aşınmıştır.

İşte insanlar bu hale düştü.

Ve halkta sefalet genelleşirken görünen ve görünmeyen dolar milyarderlerinin sayısı patlama yaptı.

Bu umumi manzarada ise geçtiğimiz haftaya iki "iktisadi" tartışma damga vurdu.

Sarayda yaşayan çiftin her birinden geldi bu "katkı"lar.

Bir önceki haftadan bakiye olarak devreden "Söke söke alırlar" ile geçtiğimiz günlerin "flaş" çıkışı, "Porsiyonlarınızı küçültün..."

Bunlara "gaf" dediler. Halkın paralarıyla finanse edilen saraylarda ejder meyveli mönüler hazırlayan bir hanımefendi, zaten yarıdan fazlası kemirilmiş olan porsiyonları daha da küçültmeyi tavsiye ediyorsa, ortada bir "gaf"tan fazlası vardır.

Ve sanırım, AKP'nin 20 yıllık saltanatının son günlerine doğru, halkın kaybettiği el değiştiren tüm birikimi söke söke geri alma eğilimi iyice güç kazanmış olacaktır.

Bu halk için çok iyi bir gelişme olarak görülmelidir. Küçük bir azınlık için ise korku duyulması gereken bir kabus...

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR