Donald Rumsfeld, ABD’nin Irak ve Afganistan batağına girişinin yaşayan sembolüydü

Watergate bant kayıtlarında Başkan Richard Nixon'ın Donald Rumsfeld hakkındaki hükmü “acımasız küçük bir p**” idi ve Irak savaşına kadar fevkalade başarılı olan kariyerindeki her şey, Nixon'ın onu doğru okuduğunu kanıtladı.

Rumsfeld sertliğine dair övgülerden memnuniyet duyardı fakat kendisi her şeyden önce Washington'da maharetli bir bürokratik savaşçıydı ve hiçbir zaman görünmeye çalıştığı gibi bir savaş lordu olmadı. 2001 ve 2006 yılları arasında Savunma Bakanı olarak Amerika'nın 11 Eylül'ün intikamını alan askeri şefi rolüyle övünmüştü fakat kibri ve Afganistan ve Irak savaşlarının gerçeklerine uyum sağlayamaması savaş alanında hayal kırıklığı veya başarısızlığa neden oldu.

Rumsfeld Irak savaşının sorumluluğundan kaçınmak için ne kadar manevra yapsa da Amerika'nın düştüğü bataklığın yaşayan simgesi haline gelmekten kurtulamadı. Tipik olarak bu duruma Pentagon'daki personelinin "direniş" ve "isyancılar"ın yanı sıra "batak" kelimesinin kullanmasını yasaklayarak yanıt verdi.

Rumsfeld kariyerine Cumhuriyetçi Parti'nin Illinois'dan seçilen bir Kongre Üyesi olarak başladı ve devamında 4 Cumhuriyetçi başkana hizmet etti. Nixon yönetimindeki Ekonomik Fırsatlar Ofisi'ne başkanlık etti, Ford yönetimindeyse Savunma Bakanı ve NATO Büyükelçisi oldu. Başkan Ronald Reagan'ın Ortadoğu özel elçisi olarak Saddam Hüseyin'le el sıkışmak ve Irak diktatörünün İran'a karşı başlattığı 8 yıllık savaşta ABD'nin desteğini temin etmek için Bağdat'a gitti. Saddam'la dostluğu o zamanki Amerikan stratejisini yansıtıyordu, ne var ki aynı zamanda Rumsfeld'in güce sahip kişilerden hoşlandığını ve güce sahip olmayanlara karşı umursamaz olduğunu gösteriyordu.

Ezeli düşmanıysa nihayetinde Irak oldu. El Kaide 11 Eylül'de Pentagon'u bir uçakla vurduğunda kamuoyundaki gözü korkmayan adam imajını pekiştirdi. Hayatta kalanlara yardım etmek için şahsen koşmuştu, gerçi tanıklar daha sonra kahramanlık hikayelerinin abartılı olduğunu söyledi. Gün battığında Pentagon'daki bir sığınakta bir basın toplantısı veriyordu ve Başkan George W. Bush'un güvenli bir yere tahliye edilmiş olmasına rağmen Savunma Bakanı'nın dimdik ayakta olduğunu gösteriyordu.

El Kaide saldırısından yalnızca saatler sonra Rumsfeld bunu Irak'a karşı bir savaş için gerekçe olarak kullanmaya çalışıyordu. Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Richard Myers'a gönderdiği bir notta “derhal en iyi istihbarat… yalnızca UBL'yi (Usame bin Ladin) değil aynı anda SH'yi (Saddam Hüseyin) de vurmaya yeterli mi karar vermeli” diyordu. Bu detay, bu makaledeki diğer pek çok şeyle birlikte Andrew Cockburn'ün kaleme aldığı Rumsfeld: His Rise, Fall ve Catastrophic Legacy'den (Rumsfeld: Yükselişi, Çöküşü ve Yıkıcı Mirası) alıntı.

Rumsfeld anılarında Irak savaşını başlatma sorumluluğundan kaçmaya çalışmış ve Başkan Bush'un kendisine savaştan yana olup olmadığını asla sormadığını iddia etmişti. Bu saçma bir bahane çünkü Savunma Bakanı'yla sürekli birebir görüşmeler yapan Bush, Amerikan ordularını işgal için toplamaktan sorumlu adamın bunu yapmaktan yana olduğunu pekala varsayabilirdi.

Dev C-17 nakliye uçağıyla dünyayı dolaşıp ABD birliklerine hitap etmekten keyif alsa da Rumsfeld esasen bir saray politikacısıydı. Sadece Oval Ofis'e girmekle kalmadı, aynı zamanda diğer üst düzey yetkilileri başkanla görüşmelerinin dışında tutmak için kararlı kampanyalar yürüttü. Irak'a yeni atanan ABD Genel Valisi Jerry Bremer Mayıs 2003'te Bush'la özel bir öğle yemeği yediğinde üzülmüştü bile.

Irak veya Afganistan hakkında hiçbir zaman yeterli bilgisi olmayan Rumsfeld, muhtemelen buna ihtiyacı olduğunu düşünmemişti çünkü ABD'nin askeri gücü ezici görünüyordu. Genelkurmay Başkanı General Eric Shinseki bir Senato oturumunda işgalden sonra işgal gücü olarak birkaç yüz bin askere ihtiyaç duyulabileceğini söylediğinde öfkeyle tepki vermişti.

Rumsfeld'in Irak savaşını desteklemediği iddiası kolayca çürütülebilir fakat onun bakış açısından daha iyi bir savunma o sırada Amerika'nın siyasi-askeri seçkinlerinin neredeyse hiçbir üyesinin savaşa karşı olmaması olacaktır. Eleştirmenler buna terfileri Rumsfeld'in elinde olan askeri subayların planları hakkındaki şüphelerini ifade etmelerinin muhtemel olmadığını söyleyerek karşı çıkıyor.

Rumsfeld, ABD'nin Irak'taki feci olaylar karşısında neden bu kadar sık hazırlıksız yakalandığını açıklamak için kullanılan, çok alıntılanan ama asılsız bir açıklama yapmıştı. Bazı gerçeklerin bilindiğini, bazılarınınsa bilinmeyen gerçekler olduğunu söyledi, “ama bilinmeyen bilinmeyenler de var; bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler” dedi.

Rumsfeld bunu 2002'de Irak'ta Kitle İmha Silahları'nın varlığına dair kanıt eksikliğiyle ilgili söylemişti ve kısa süreliğine entelektüel dehasıyla ün kazanmıştı. Fakat böylece rejim değişikliğinin uzun süreli bir askeri ve siyasi krize yol açacağına inanmak için elle tutulur gerekçeler olan, Irak hakkında “bilinen bilinenler” olduğu yönündeki ağır gerçekleri hasır altı etmişti.

Saddam'ı devirmeye çok hevesli bir Irak muhalefet liderinin işgalden birkaç ay önce bana şöyle dediğini hatırlıyorum:

Umarım Amerikalılar yapmak üzere oldukları şeyin kendi çıkarlarına olmadığını anlamaz.



https://www.independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Noyan Öztürk


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR