Tuzun koktuğu yer...

Tuz Gölü'ndeki yavru flamingoların tamamı katledilmiş... Çiftçiler Tuz Gölü'nü besleyen kanallara bent çekip su akışını kesince, göl göllükten çıkmış, tuz bozulmuş ve flamingo yavruları beslenemeyip topluca ölmüş.

Doğa fotoğrafçısı Fahri Tunç, göldeki binlerce flamingo yavrusunun öldüğünü görüntülemiş...

Evet, dünya tarihinde ilk defa bir tür, homo sapiens, kendisi de dahil tüm türleri, gezgendeki canlı yaşamı ortadan kaldırmakla tehdit ediyor.

İnsan faaliyetleri sonucunda her gün yeni türler yok oluyor. Yine insan faaliyetleri sonucunda iklim değişimleri doğanın ayak uyduramayacağı kadar hızlı yaşanıyor.

Yüzyıllar içinde gerçekleşecek ısı farklılıkları onyıllar içinde gerçekleşiyor.

Denizlerde plastik adalar hatta kıtalar oluşuyor.

Büyük bir su sorunu yaşanmaya başladı. 2 milyardan fazla insan sağlıklı içme suyuna erişemiyor.

Türkiye'de de tamamen planlama aklı olmamasından dolayı su ciddi bir sorun haline geldi. Artık pek çok kentte çeşmeden kötü su akıyor ve her yıl milyarlarca doları ambalajlı su şirketlerine haraç olarak vriyoruz. Bizim suyumuzu bize satıyorlar.

Bakın, flamingoların öldüğü ve göllükten çıkan Tuz Gölü'ne gerekli su erişemiyor. Aslında Konya'da temel bir sulama sorunu var. Geniş düzlüklerde oluşan obruklar da bu sulama sorununun bir parçası.

Dünyada genellikle kireç taşı kayalarının yeraltı suları tarafından oyulmasıyla uzun sürede oluşan obruklar, Konya'da yeraltı sularının aşırı kullanımından dolayı toprağın çökmesiyle meydana geliyor.

Aslında aşırı sulama bir yandan da toprak kalitesini düşürüyor, tuzlanmaya yol açıyor ve bir süre sonra arazi çölleşiyor.

Dünyanın en büyük göllerinden Aral'ın acıklı hikayesi aslında insanlığa çok şey anlatabilirdi. Tabii eğer insanlık anlamaya eğilimli olsaydı!

1980'li yıllarda Aral Gölü'ne dökülen zengin akarsulardan aşırı su çekildi ve bir dönem Sovyetler Birliği sınırlarında olan bu bölge pamuk üretimi şampiyonu oldu.

Ne var ki, ardından bu başarı hızla kabusa döndü.

Bir yandan Aral'ı besleyen sular sulamaya gidince göl hızla küçülmeye başladı.

Gölün çekildiği bölgeler çölleşti. Diğer taraftan, verimli topraklar aşırı sulama nedeniyle tuzlandı. Giderek çoraklaştı.

Aral onda birine kadar küçüldüğü için iklim de değişti, yağmurlar kesildi, tüm bir bölge çöle döndü.

Pamuk üretiminde şampiyon olmak için yapılan aşırı sulama, Kazakistan ve Özbekistan'da koskoca bir bölgeyi mahvetti. Özellikle Özbekistan bundan çok etkilendi. Ekonomi büyük darbe aldı...

Ekonomiyi de bırakın bir yana, canlı hayat yok oldu, toplamsal yaşam sefilleşti.

Türkiye'de yaşanan farklı süreçler de ülkeyi hızla ekolojik bir felakete sürüklüyor.

Müsilaj -deniz salyası- tehdidi Marmara Denizi'ni ölü bir deniz haline getiriyor.

Buna bir de yapılması ekonomik olarak mümkün görünmeyen ama ısrar edilen Kanal İstanbul eklenirse ölüm mutlak bir kesinlikle gerçekleşecek.

Doğayı para için katletme eğilimi o kadar agresif bir hale geldi ki, kısa vadede paraya dönüştürülebilecek her toprak parçasına, suya, kuma, doğa harikalarına saldırılıyor.

İstanbul'da durup durup Validebağ Korusu'yla uğraşıyorlar. Anadolu yakasının az sayıda yeşil alanından belki de en önemlisine beton dökmek için tekrar tekrar girişimde bulunuyorlar.

Validebağ'ın karşısında eskiden askeri lojmanlar vardı. Üzerinde dört katlı altı lojman ve çocuk bahçeleri, ağaçlar, gezinti yerleri bulunan 17,2 dönümlük bu araziyi "dönüşüm" bahanesiyle TSK'dan aldılar.

Peki sonra ne oldu?

Halka ait olan bu lojman arazisi iktidarla arası gayet iyi bir müteahhit firmaya peşkeş çekildi, yemyeşil arazi yok edildi, üzerine sıkış tepiş 17 adet dev blok inşa edildi.

Ve tabi müteahhit firma bu "proje"den milyarlar kazandı.

Böyle böyle ülkeyi ve halkın olanı kemiriyorlar, üstelik doğal bir çöküşün zeminini hazırlıyorlar.

Bir gün beton ve banknotla beslenilemeyeceğini anlayacaklar...

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR