Panoptikondaki depresif insan

Sağlıklı bedenlerin, performansın ve başarının kutsandığı; her şeyin ve herkesin hızla eskitildiği, kişinin bilgi ve bilgi olmayan bombardımanına maruz kaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Kültür kuramcısı ve felsefeci Byung-Chul Han, kitap ve yazılarında bu ortamı yorumlarken sürekli güncellenen gündemin ve “görünür olma zorunluluğunun” bireylerde yarattığı huzursuzluğu, yorgunluğu ve depresyonu çözümlüyor.

Han’a göre neoliberal kapitalist sistem nedeniyle depresyona giren kişi, bu durumdan kurtulmak için yine sistemi kullanınca bir kısır döngünün içine düşüyor ve kendisinin de onayladığı depresyondan, disiplinden ve başarı beklentisinden oluşan şiddet ortaya çıkıyor. Aşırı performans, aşırı üretim-tüketim ve aşırı iletişimle şekillenen bu şiddet, sistemin sürdürülebilirliğini sağlarken iyi yaşama yerine hayatta kalma histerisi, keyif almak yerine sadece yapmak geçiriliyor. Sistem, gerçeklikten uzaklaştırdığı bireyi kendisiyle rekabete ve çatışmaya sürükleyerek düzenin hem kurbanı hem de ortağı ve faili hâline getiriyor.

Han’a göre bu kurban ve fail olmanın diğer bir boyutu dijital panoptikon: Vitrine çıkmak ve orada kalmak için kendisini saydamlaştırıp mahrem alanlarını daraltan ve şeffaflık totalitarizminin ağına düşen birey, beğenmek ve beğenilmek için görünmeye uğraşıyor. Başka bir deyişle kendisini tüketime açan kişi, özgürlüğünü feda edip kültürden arınma aşamasına geliyor. Dolayısıyla yaşamı (ve kendi yaşamını) bir gösteriye indirgeyip unutamaz ve hatırlayamaz hâle geliyor.

“Başarı”nın ve “performans”ın geçerli olduğu, her şeyin şimdiyle değerlendirildiği bir zamanda yüzeyselliğe hapsolan bireyin, “bir enformasyondan diğerine, bir imgeden öbürüne hızla ilerlediğini” söyleyen Han, derin düşünmenin imkânsızlığından dem vuruyor. Bunun yarattığı bir diğer kriz ise yurttaş özgürlüğünün yerini tüketici edilgenliğinin alması: Performans öznesine dönüştürülen birey; çalışmayı, biliyor ve yaşıyor gibi yapmayı kutsarken karşısındakilerle amaca yönelik ve pragmatik ilişkiler kuruyor.

Neoliberal performans öznesinin bir girişimci olarak kendisini gönüllü ve tutkulu şekilde sömürdüğünü söyleyen Han, bunun hemen ardından sayıların ve verilerin mutlaklaştırılıp fetişleştirilmesinin geldiğini anımsatıyor; “niceliksel benlik”, kendisini sayılar ve yüzdelik dilimler üzerinden bilmeye ve ifade etmeye çalışıyor.

Niceliğin, niteliğin önüne geçirildiği böyle bir dönemde “üretim”, “başarı” ve “performans” için bedeni diri tutma, ihtiyaçları çabucak giderme ve hayatta kalma bir zorunluluğa dönüşüyor. Han’ın 'Zamanın Kokusu'ndaki şu cümleleri tam da buna denk geliyor: “İnsanın kırılgan bedeninin sağlığı, dünyanın ve Tanrı’nın yerini alıyor. Hiçbir şey ölümden uzun ömürlü değil. Dolayısıyla ölmek bugün çok zor.”

Neoliberal kapitalist sistemde bir özne olduğunu sanan fakat nesneleşen insanın ruh hâlini çözümleyen Han’ın bu analizlerinden örneklerin yer aldığı metinler toplamı 'Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü', üretim ve büyüme zorlamasının kişiyi sürüklediği yollarla birlikte bahsi geçen nesneleşme sürecinin anlatımı.

'BÜYÜMENİN HİZMETİNE SUNULAN ÖLÜM DÜRTÜSÜ'
Sağlıklı yaşama hastalığı, başarı ve performans takıntısı, üretme ve büyüme arzusunu tetikleyerek aslında daha hastalıklı bir yaşam ve ortam yaratılmasını kolaylaştırıyor. Ardından, insanın kendisine ve başkasına yönelttiği öfke, şiddeti ve yabancılaşmayı doğuruyor. Han’ın yıllardır anlattığı bu durum, 'Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü'de de karşımızda. Yazar, neoliberal kapitalist sisteme boyun eğenleri, onu yaratanları, açıktan veya gizli olarak destek verenleri eleştirirken her şeyi tarumar eden sistemin insanın yıkıcılığıyla birleştiğini ortaya koyup ölmeyecek kadar yaşama ve iyi yaşama arasındaki makasın nasıl açıldığını, sistemi işletenlerin de bunu istediğini hatırlatıyor. “Büyümenin hizmetine sunulmuş ölüm dürtüsü”, kaygı yaratıp ölmemek (görünmek, beğenilmek, kazanmak ve sahip olmak) için çalışmayı tetiklerken saldırganlık, baskı ve tahakküm hayatın belirleyicisi hâline geliyor: “Tahakkümün dozu arttıkça insan kendini bir o kadar güçlü hissediyor. Biriktirilen öldürme tahakkümü bir büyüme, güç (Kraft), iktidar (Macht), yaralanmazlık ve ölümsüzlük duygusunu üretiyor. İşte sadist tahakkümün beraberinde getirdiği narsistik hazzın kaynağında bu iktidar büyümesi var. Öldürmek insanı ölümden koruyor. Öldürmek suretiyle ölüm zorla ele geçiriliyor. Öldürme tahakkümü ne denli çok olursa ölümün anlamı da o denli azalıyor. Silahlanma yarışı da kapitalist tahakküm ekonomisinin izinden gidiyor. Öldürmek için biriktirilen servet, hayatta kalmak için biriktirilen servetmiş gibi tahayyül ediliyor (...) Kapitalizm kendini ölüme kaptırmıştır. Onu sürükleyen şey, ölüm karşısında duyulan bilinçdışı korkudur. Sermaye birikimi ve büyüme zorgusu, tehditkâr ölüm yüzünden uyanış içindedir. Bu zorgular sadece ekolojik değil, aynı zamanda zihinsel felaketlere de yol açıyor. Yıkıcı performans zorgusu, kendini kabul ettirme ve öz-yıkım hâlini bir ve aynı şey kılıyor. İnsan, kendini ölümüne optimize ediyor. Düşüncesiz bir öz-sömürü insanı zihinsel bir çöküşe sürüklüyor. Acımasız rekabetin etkisi yıkıcıdır. Kendine karşı olduğu kadar başkalarına karşı da duygusal bir soğukluk ve kayıtsızlık üretir.”

DİJİTAL ŞEFFAFLIK TUZAĞI
Yaşam uğruna yaşamı katletmek, Han’a göre kapitalist sistemin önemli bir düsturu. Sermayenin biyopolitikleştirilmesi de bununla bağlantılı; mekanikleştirilen, “ölülerin hatırladığı”, sunucu çiftliklerinin egemen olduğu ve ölümün ötelendiği bir yaşam çıkıyor ortaya. Böylece “özne”, kendisinden ve kültürden uzaklaşıp sistemin nesnesine dönüşüyor, üretim ve tüketim çemberine hapsolarak hazza odaklanıyor, tutkudan ve yoğun duygulardan kopuyor. Ölüm ve “sağlıksız” beden olumsuzlanırken sistemin çarkında bir dişliye dönüştürülen aşk cinselliğe indirgeniyor, narsisist “özne” karşısındakini (ve kendisini) tüketim nesnesi olarak görmeye başladığında “zombi yaşam” yükselen değer hâline geliyor.

Bir sistem ve yaşam sorunundan bahseden Han, bu ortamda mülkiyetin yerini erişimin aldığını, imkânı olmayanın pek çok şeye erişemediğini ve dışlandığını hatırlatıyor. Dijitalleşmeyle beraber yaşamın ticari sömürüsünün kolaylaştığını ve veri totalitarizmiyle kişilerin, baskı altına alınarak manipüle edildiğini, kuklalaştırıldığını ve nasıl bir hayat yaşamak istediğini sormayı unuttuğunu belirtiyor. Bunlarla birlikte, bilgi edinme (ya da bilgiye erişme özgürlüğü) ve demokrasi için dijital şeffaflık tuzağına düşürüldüğümüzü anımsatıyor Han; kişi, kendi isteğiyle bildirimlerde bulunup özel alanından vazgeçerek denetime tabi olurken sistem, “özgürlüğümüzü sömürerek” eski yaşamımızı elimizden alıyor: “Dijital panoptikonun özelliği/tikelliği, onun sakinlerinin kendisini teşhir ederek ve soyunup ifşaya girişerek panoptikonun inşası ve bakımında aktif çalışmasıdır. Bu nedenle günümüzde gözetim, özgürlüğe saldırı olarak gerçekleşiyor. Özgürlük ve denetim, tıpkı şeffaf kullanıcının aynı anda hem kurban hem de fail olması gibi örtüşüyor daha ziyade. Herkes gayretle çalışarak ağların panoptikonunu inşa etmeye katkıda bulunuyor.”

PERFORMANS ODAKLI 'ÖZNE'NİN KISIR DÖNGÜSÜ
Han’ın yoğunlaştığı bir diğer konu, insanların içinde debelendiği boşluk duygusu ve bunun yarattığı depresyon. Narsisist “özne”, kendisine ve başkasına yabancılaştığının farkına varınca büyük bir boşluğa düşüyor ve bu durum, boğulmasına neden olan yeni bir kendine dönme hâli yaratıyor. Oradan da başarısızlık, hata yapma, geri kalma ve arzuları karşılayamama korkusu doğuyor. Bu depresif hâlin sonunda türlü yollarla kendisini cezalandıran kişinin düştüğü durumu tarif ediyor Han: “Performansa odaklı özne, hep daha fazlasının üstesinden gelme zorlaması altındadır. Dolayısıyla da en uçta sabit duran bir tatmin noktasına asla ulaşamaz. Sürekli bir eksiklik ve suçluluk duygusu içinde yaşar. Sadece başkalarıyla değil, öncelikle kendisiyle rekabet hâlinde olduğu için kendini aşmaya çalışır.”

Bireyin, hem kendisiyle hem de başkalarıyla (toplumla) kurduğu veya kuramadığı ilişkilere odaklanan Han, kişinin kendini yaralamasını, selfie tutkusunu ve fotoğraflarda mutlu görünme arzusunu, mülteci krizini, aşırı sağın ve popülizmin yükselişini, “Ben” ve “Öteki” ayrımını, “Biz” ve “Onlar” ayrıştırmasını, akıldan uzaklaşıp mitolojiye sığınma eğilimini bu bağlamda çözümlüyor.

'Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü'nde yer alan yazılar, Han’ın bugüne kadar yayımlanmış kitaplarında işlediği konulardan bir seçki âdeta: Yaşamaya çalışan veya yaşadığını sanan, çalışmayı her şeyin merkezine koyup yorulan ve depresyona giren, yaşlanırken ölümü ötelemek için kendisine türlü makyajlar yapan, yabancılaştırma tuzaklarına düşen, neoliberal kapitalist sistemin ağında debelenirken mutluluk sanrısına kapılan, içindeki boşluğu tüketimle doldurmaya uğraşan, düşmanlar yaratan, ihtiyaçlar uydurup sahip olma dürtüsüyle sermayenin büyümesinde etkin rol oynayan insanın eylemlerini çözümleyip eleştiriyor yazar.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR