Erdoğan'a Siyasi Yollar Açılırken…

Emperyalist Amerika'da oyun çoktu. 'Şer devletlerin' tasfiye edilmesi planı Saddamlı Irak devleti ile başlayacaktı.

Kimyasal silahlara sahip olduğu yalanı üzerinden ABD'nin Irak'ı işgal planı vardı ve bunda Türkiye'ye de bir rol düşüyordu.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit istenen rolü oynamayınca, DSP-ANAP- MHP hükümet koalisyonu için çanlar çalmaya başlayacaktı. Bu noktada ekonominin dümenini elinde tutan Kemal Derviş "vazifeliymiş" gibi yeni bir parti kurma atağıyla DSP'yi parçalamaya oynayacaktı. Başbakan Ecevit'in manevi oğlu Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem de Derviş'e katılacaktı. Bu arada hastalanan Ecevit, Dr. M. Haberal'ın maharetli ellerinde(!) bir türlü iyileşmeyince, Rahşan Hanım (Ecevit) duruma müdahale ederek Ecevit'in tedavisini kendi kontrolüne almak zorunda kalacaktı.

Kemal Derviş, Hüsamettin Özkan, İsmail Cem

Bütün bu gelişmeler içinde MHP Genel Başkanı ve koalisyon hükümeti Bahçeli'nin oynadığı oyunun önemli bir yeri vardı.

Bahçeli, Ecevit'in anılarında da ifade ettiği gibi anlaşılmayan nedenlerle (!) sıkıntılı dönemini aşan ve güç devşirme aşamasına gelen hükümeti düşürme pahasına Erken Seçim çağrısı yapacaktı. Nitekim bunun sonucu hükümet düşecek, Genel Seçime gidilecekti.

Bahçeli'nin MHP'si dahil, koalisyon partileri seçim barajını aşamayacak, AK Parti 2002'de rüyasında dahi görmediği şekilde seçimlerden en güçlü parti olarak çıkacağı gibi iktidar olacaktı.

Böylece 2000'li yılları Türkiye AK Parti ile yaşamaya başlayacaktı. Erdoğan siyasi yasaklı olduğundan, ilk elde Abdullah Gül başbakan olacaktı. Öte yandan siyasi yasaklı olduğu halde Erdoğan Amerika'da yaptığı ziyarette geniş kabul görecek, dönüşte Türkiye'de yaptığı bir iç toplantıda 'yapmayacağını' söylediği, Bush'un bütün isteklerini kabul edecekti.

Çok sürmeyecek, ABD'nin, Genel Kurmayın, Baykallı CHP'nin önünü açtığı Erdoğan Başbakan olacaktı.

Erdoğan'ın siyasi hayatında Baykal'ın yanı sıra Bahçeli'nin oynadığı yardımcı rol 2015 Genel Seçimleri sonrasında da devam edecekti. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi sonrasında Tek Adam rejimi kurgusunda Bahçeli'nin esaslı bir rolü olacaktı.

Elbette ki bu 'kurgu' asli sınıfsal ve siyasal karar vericilerden özerk değildi… 

Erdoğan'ın bir şekilde Ortadoğu'da öne çıkmasının gizi, Afganistan savaşı sonrasında ABD'nin 'ılımlı İslam' tercihinde ve bu bağlamda Müslüman Kardeşler ilişkisinde yatar.

Mehmet Haberal - Rahşan Ecevit

Müslüman Kardeşler'in liderlerinden biri Tunus'tan Hanna lideri Raşid El Gannuşi idi. Bir söyleşisinde Gannusi'nin "Ben Erdoğan, Gül, Bülent Arınç hepsini tanırım. Hepsi benim kitaplarımı okudu, benden etkilendi," dediğini ve bu ifadesinin yalanlanmadığını biliyoruz.

Bu kadronun hemen hepsi Müslüman Kardeşler'in en önemli teorik-ideolojik liderlerinden Seyyid Kutup'u okumuştu.  Tunus'ta Gannuşi'nin, Mısır'da Mursi'nin iktidara gelmesi bu tercihin bir sonucuydu. Gannuşi'de Musri'de Müslüman Kardeşler 'in liderleriydi. Erdoğan'ın bu hareketin neresinde olduğunu ve üyesi olup olmadığını bilemiyoruz. Bildiğimiz Müslüman Kardeşler'le Erbakan'dan itibaren kurulan olumlu ilişkinin ve karşılıklı sempatinin Ortadoğu'da Erdoğan'ın öne çıkmasında, Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eş başkanı olmasında önemli bir rolü olduğuydu.

 Her ne olursa olsun, Türkiye bir NATO ülkesiydi ve Erdoğan da bir NATO ülkesi başbakanıydı. ABD'nin, bir yanıyla bu ilişki üzerinden Erdoğan'ın ve Müslüman Kardeşler 'in olası kabul edilmezliklerini dengelemeyi amaçlamış da olabileceği kuvvetle muhtemeldi.

 

Tunus'tan Hanna lideri Raşid El Gannuşi / Fotoğraf: AA

ABD'nin Irak'ı işgali

 Amerika "kimyasal silahlar" yalanında ısrar ederek Irak'ı işgal edecekti. Irak işgali Ortadoğu'nun kanlı bir batağa sürüklenmesinde milat olacaktı.

 AK Parti, ilk zamanların ruhu içinde 1 Mart Tezkeresine "Hayır" diyecekti. Hatta belki de   Erdoğan'a rağmen 'Hayır!' denecekti. Ne var ki, gelişen süreçte olumlu olan bu tavrın sorumluluğu askere yıkılacaktı. Giderek askerle olan çelişkide desteği alınan ABD ile Ortadoğu siyasetinde de iş birliği yapılacaktı.

 'Ortadoğu'nun kanlı batağı' kendine uygun siyasi dinamikleri de üretecekti. Bunların başta geleni olan El Kaide idi.

 El Kaide, Saddam'ın Tikrit Aşireti'nden BAAS'cı istihbaratçılar, subaylar ve komutanlarla ittifak kuracak, Sünni halk ile aşiretlerin büyük desteğine mazhar olacaktı.

 ABD ve ittifaklarına önemli darbeler vuran El Kaide karşısında zorlanan ABD, Sünni-Şii çelişkisini kaşıyacak, çok geçmeden Şii liderlikle ittifak kuracak, Şii milisler üzerinden El Kaide'yi adeta bitirecek ama bu arada Irak El Kaide Emiri Zerkavi öldürülecekti.

 Başından itibaren Irak'ın kuzeyinde Barzani-Talabani Kürtleri ile ittifak kuran ABD, merkezi Irak devletini Şiiler'e bırakarak Irak'tan büyük ölçüde çekilecekti.

Orta Irak'ta kimi Sünni siyasetçilerin "rol çalma" teşebbüsleri bir yana, Sünni halkın siyasetten tasfiyesi sürecekti.

 Irak'ta güç kaybeden El Kaide'den kopan bir kanadının evrimi Irak-Suriye İslam Devleti (IŞİD) olacaktı. Dönüşen yapılanmaya sonuçta Ebu Bekir El Bağdadi liderlik yapacaktı. Arap Baharı'nın Tunus, Libya, Mısır'dan sonra Suriye'ye sirayet etmesine paralel olarak IŞİD harekete geçecekti.

 Erdoğan ve Müslüman Kardeşler

Erdoğan'ın bir şekilde Ortadoğu'da öne çıkmasının gizi, Afganistan savaşı sonrasında ABD'nin 'ılımlı İslam' tercihinde ve bu bağlamda Müslüman Kardeşler ilişkisinde yatar.

Erdoğan'ın öncesi vardı. Erbakan'ın Müslüman Kardeşlerle ilişkileri derindi. Müslüman Kardeşler'in liderlerinden biri Tunus'tan Hanna lideri Raşid El Gannuşi idi. Bir söyleşisinde Gannusi'nin "Ben, Erdoğan, Gül, Bülent Arınç hepsini tanırım. Hepsi benim kitaplarımı okudu, benden etkilendi," dediğini ve bu ifadesinin yalanlanmadığını biliyoruz. Bu kadronun hemen hepsi Müslüman Kardeşler'in en önemli teorik-ideolojik liderlerinden Seyyid Kutup'u okumuştu.  Tunus'ta Gannuşi'nin, Mısır'da Mursi'nin iktidara gelmesi bu tercihin bir sonucuydu. Gannuşi de Musri de Müslüman Kardeşler 'in liderleriydi. Erdoğan'ın bu hareketin neresinde olduğu ve üyesi olup olmadığını bilemiyoruz. Bildiğimiz Müslüman Kardeşler'le Erbakan'dan itibaren kurulan olumlu ilişkinin ve karşılıklı sempatinin Ortadoğu'da Erdoğan'ın öne çıkmasında, Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eş başkanı olmasında önemli bir rolü olduğuydu.

 Her ne olursa olsun, Türkiye bir NATO ülkesi idi ve Erdoğan da bir NATO ülkesi başbakanıydı. ABD'nin, bir yanıyla bu ilişki üzerinden Erdoğan'ın ve Müslüman Kardeşler'in olası kabul edilmezliklerini dengelemeyi amaçlamış da olabileceği kuvvetle muhtemeldi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR