Sosyalizm için son çıkış

Fotoğraf: AA

Slavoj Zizek, Jacobin için kaleme aldığı yazıda günümüzün patlayan ekolojik krizlerinin insanlığın son çıkışına dair gerçekçi ihtimaller ortaya koyduğunu söylüyor: Sosyalizm çıkış noktamız olabilir mi, yoksa artık çok mu geç?

Doğru, ısı kubbesi yerel bir fenomendir fakat doğal döngüler üzerindeki insan müdahalelerine açıkça bağlı olan küresel örüntünün zarar görmesi sonucunda oluşur. Bu ısı dalgasının okyanustaki yaşam için yıkıcı sonuçları şimdiden somut olarak elle tutulur hale geldi: Uzmanlar, “Isı kubbesi' Kanada kıyılarında muhtemelen 1 milyar deniz hayvanının ölümüne yol açtı” diyor. Britanya Kolumbiyası’nda (Kanada’nın bir eyaleti -ed.n.) bir bilim insanı, sıcakların midyeleri basbayağı pişirdiğini söylüyor: "Yürüdüğünüz kıyılar genellikle çatırdamaz.”

Hava genel olarak ısınırken bu süreç yerel uç noktalarda doruğa ulaşır ve bu yerel uç noktalar er ya da geç bir dizi küresel kırılma noktasında bütünleşecektir. Temmuz 2021'de Almanya ve Belçika'da meydana gelen feci sel felaketleri de bu kırılma noktalarından biri ve kim bilir daha sonrasında neler olacak. Felaket yakın gelecekte başlayacak bir şey değil, şu anda sürüyor, ayrıca uzak bir Afrika veya Asya ülkesinde değil, tam burada, gelişmiş Batı'nın kalbinde. Açıkça söylemek gerekirse, aynı anda birden fazla krizle yaşamaya alışmamız gerekecek.

Bir sıcak hava dalgası en azından kısmen doğanın endüstriyel bir şekilde ve pervasızca sömürülmesiyle oluşur fakat etkileri toplumsal organizasyona da bağlıdır. Irak'ın güneyinde Temmuz 2021'in başında sıcaklıklar 50 santigrat derecenin üzerine çıkmış, aynı anda elektrik arzı da tamamen çökmüştü (klima yok, buzdolabı yok, ışık yok), bu da bölgeyi dünyadaki cehennem haline getirmişti. Bu yıkıcı etki açıkça, milyarlarca petrol parasının özel ceplerde kaybolduğu Irak'taki muazzam devlet yolsuzluğundan kaynaklanmıştı. 

Bu ve sayısız diğer veriye açık bir kafayla erişirsek, çıkarılacak yalnızca basit bir sonuç var. Kolektif ya da bireysel, her canlı varlık için nihai çıkış ölümdür (bu yüzden Derek Humphry, 1992'de yazdığı ötenaziyi savunan kitabına Final Exit [Nihai Çıkış] adını vermekte haklıydı). Son zamanlarda patlayan ekolojik krizler ortaya insanlığın ta kendisinin nihai çıkışına (toplu intihar) ilişkin gerçekçi bir olasılık koyuyor. Mahvımıza giden yolda son bir çıkış var mı yoksa halihazırda geç kaldığımız için yapabileceğimiz tek şey acısız bir intihar yolu mu bulmak?

Dünyadaki yerimiz

Öyleyse, böyle bir durumda ne yapmalıyız? Her şeyden önce, ekolojik krizlerden çıkarılacak dersin; "doğanın merkezi değil, onun bir parçasıyız, dolayısıyla yaşam tarzımızı değiştirmeli, bireyciliğimizi sınırlamalı, yeni dayanışmalar geliştirmeli ve gezegenimizdeki hayatta mütevazı yerimizi kabullenmeliyiz" şeklindeki sağduyu olduğu düşüncesinden kaçınmalıyız. Judith Butler bu görüşün bir örneğini şöyle veriyor; 

İnsanlar için yaşanabilir bir gezegenin koşulu, merkezinde insanlar olmadan serpilen bir dünyadır. Çevresel toksinlere sadece biz insanlar zehirlenmekten korkmadan yaşayabilelim ve nefes alabilelim diye değil, aynı zamanda su ve havanın merkezinde bizlerin olmadığı bir hayata sahip olması gerektiği için karşı çıkıyoruz.

Ama küresel ısınma ve diğer ekolojik tehditler bizden yaşam biçimlerinin kırılgan dengesine inanılmaz derecede güçlü ve doğrudan kolektif müdahalelerde bulunmamızı talep etmiyor mu? Ortalama sıcaklık artışının iki santigrat derecenin altında tutulması gerektiğini söylediğimizde mütevazı bir tür olarak değil, Dünya'daki yaşamın genel yöneticileri olarak konuşuyoruz (ve harekete geçmeye çalışıyoruz). Dünyanın yenilenmesi bariz bir şekilde bizim "daha küçük ve daha dikkatli rolümüze" değil, sonluluğumuz ve ölümlülüğümüzle ilgili tüm konuşmaların altında yatan gerçeğe, devasa rolümüze bağlıdır. 

Su ve havanın yaşamını da önemsemek zorundaysak bu tam da Marx'ın "evrensel varlıklar" dediği şey olduğumuz anlamına gelir; kendimizin ötesine çıkabilir, birbirimizin omuzları üzerinde yükselebilir ve kendimizi doğal bütün içindeki küçük bir an olarak algılayabiliriz. Sonluluğumuzun ve faniliğimizin rahatlatıcı mütevazılığına çekilmek bir seçenek değildir, felakete giden yanlış bir çıkıştır. Evrensel varlıklar olarak çevremizi çok büyük veya çok küçük olduğu için doğrudan algılayamadığımız şeylerin (Timothy Morton'un “hiperobjeleri”) yanı sıra çöp veya kirlilik olarak algıladığımız şeyleri de içeren karmaşık bir bileşim olarak bütünüyle kabul etmeyi öğrenmeliyiz. Morton'a göre ekolojik olmak;

...bozulmamış bir doğa koruma alanında zaman geçirmekle ilgili değil, betondaki bir çatlaktan kendine yol açan otu, ardından da betonu takdir etmekle ilgilidir. Aynı anda hem dünyanın bir parçası ve hem de bizim bir parçamızdır...

. . . Morton, gerçekliğin "tuhaf yabancılarla" yani "bilinebilir fakat esrarengiz" şeylerle dolu olduğunu yazar. Morton, bu tuhaf yabancılığın karşılaşılabilecek her kaya, ağaç, teraryum, plastik Özgürlük Anıtı, kuasar, kara delik veya marmosetin indirgenemez bir parçası olduğunu yazar; bunu kabul ederek nesnelerde ustalaşmaya çalışmaktan uzaklaşır ve anlaşılmalarının ne kadar zor olduğuna saygı duymayı öğreniriz. Romantik şairler doğanın güzelliği ve yüceliği hakkında methiyeler düzerken Morton doğanın her yanı saran tuhaflığıyla ilgileniyor; korkutucu, çirkin, yapay, zararlı ve rahatsız edici olan her şey doğal kategorisine dahildir.
 

zizek2.jpeg

Slavoj Žižek çevre krizinden çıkarılacak dersin doğanın merkezi değil, bir parçası olduğumuz şeklindeki ortak fikir olduğundan kaçınmamız gerektiğini savunuyor. 

Bu, tıpkı pandemi sırasında Manhattan'daki farelerin kaderi gibi, söz konusu karışımın mükemmel bir örneği değil mi? Manhattan insanlardan, hamamböceklerinden... ve milyonlarca fareden oluşan yaşayan bir sistemdir. Pandeminin doruk noktasında uygulanan tecrit önlemleri tüm restoranlar kapatıldığı için restoranların çöpleriyle geçinen farelerin yiyecek kaynağından mahrum kalması anlamına geliyordu. Bu kitlesel açlığa neden oldu: Birçok farenin yavrularını yediği görüldü. İnsanların yeme alışkanlıklarını değiştiren ama onlar için hiçbir tehdit oluşturmayan restoran kapanmaları fareler için, yoldaş fareler için bir felaketti.

Yakın tarihte gerçekleşen benzer bir başka kaza da “yoldaş serçeler” olarak adlandırılabilir. 1958'de, Büyük İleri Atılım'ın başlangıcında Çin hükümeti “kuşların kapitalizmin kamusal hayvanları olduğunu” ilan etmiş ve yılda yaklaşık 2 kilo tahıl tükettiğinden şüphelenilen serçeleri ortadan kaldırmak için büyük bir kampanya başlatmıştı. Serçe yuvaları yok edilmiş, yumurtalar kırılmış ve civcivler öldürülmüştü; milyonlarca insan gruplar halinde toplanarak tencere tava gürültüsüyle serçelerin yuvalarında dinlenmesine engel olmuş, yorgunluktan ölmelerini amaçlamıştı.

Bu kitlesel saldırılar serçe popülasyonunu tüketmiş ve neredeyse yok olmaya itmişti. Ne var ki, 1960 Nisan'ı itibariyle Çinli liderler serçelerin tarlalarda çok sayıda böcek yediğini, dolayısıyla kampanyanın sonucunda pirinç veriminin artmak yerine önemli ölçüde azaldığını fark etmek zorunda kalmıştı: Serçelerin yok edilmesi ekolojik dengeyi bozmuş ve böcekler, doğal avcılarının yokluğu nedeniyle ekinleri yok etmişti. Fakat artık çok geçti: Onları yiyecek serçeler olmadığı için çekirge popülasyonları patlayarak tüm ülkeyi sarmış, geniş çaplı ormansızlaştırma ve zehir ve tarım ilaçlarının yanlış kullanımı da dahil olmak üzere Büyük İleri Atılım'ın halihazırda neden olduğu ekolojik sorunları pekiştirmişti.Ekolojik dengesizlik milyonlarca insanın açlıktan öldüğü Büyük Çin Kıtlığı'yla ilişkilendirilmişti.Çin hükümeti nihayetinde serçe nüfusunu yenilemek için Sovyetler Birliği'nden 250 bin serçe ithal etmeye başvurmuştu.

Öyleyse, bir kez daha, bu tahammül edilemez durumda ne yapabiliriz ve yapmalıyız? Tahammül edilemez çünkü Dünya'daki türlerden biri olduğumuzu kabul etmek zorundayız ama aynı zamanda dünyanın evrensel yöneticileri olarak hareket etmemizi gerektiren imkansız vazifenin yükünü taşıyoruz. Diğer ve belki de daha kolay çıkışlara dönemediğimiz için (küresel sıcaklıklar yükseliyor, okyanuslar giderek daha fazla kirleniyor...) nihai çıkıştan önceki son çıkışın bir zamanlar "savaş komünizmi" diye adlandırılan şeyin bir türü olacağı giderek daha net görünüyor. 

Ne gerekiyorsa

Bu noktada aklımdaki şey Çin modelinin küresel olarak benimsenmesi ya da 20. yüzyılın “gerçekten var olan sosyalizminin” herhangi bir şekilde rehabilite edilmesi veya sürdürülmesi değil, bizzat söz konusu durumun dayattığı bir dizi önlemdir. (Sadece bir ülke değil) herkes varoluşsal bir tehditle karşı karşıya kaldığında en azından onlarca yıl sürecek savaş benzeri bir acil duruma gireriz. Basitçe, hayatta kalmamızın asgari koşullarını güvence altına almak için tüm kaynaklarımızı daha önce duyulmamış zorluklarla başa çıkmak üzere seferber etmemiz kaçınılmazdır, buna küresel ısınma nedeniyle onlarca, belki de yüzlerce milyon insanın yerinden olması dahil.

Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'daki ısı kubbesine verilecek yanıt yalnızca etkilenen bölgelere yardım etmek değil, aynı zamanda küresel nedenlerine saldırmaktır. Ve Irak'ın güneyinde devam eden felaketin açıkça gösterdiği üzere, toplumsal patlamaları önlemek için felaket koşullarında insanların asgari refahını sağlayabilecek bir devlet aygıtı gerekecektir.

Bütün bunlar (umarım) ancak güçlü ve zorunlu hale gelen uluslararası işbirliği, tarım ve sanayinin toplumsal denetimi ve düzenlenmesi, temel beslenme alışkanlıklarımızda değişiklikler (daha az sığır eti), küresel sağlık hizmetleri vb. ile başarılabilir. Daha yakından bakıldığında, temsili siyasal demokrasinin bu görev için tek başına yeterli olmayacağı açıktır. Uzun vadeli taahhütleri yerine getirebilecek çok daha güçlü bir yürütme gücü, insanların yerel öz-örgütlenmelerine ek olarak muhalif ülkelerin iradesini geçersiz kılabilecek güçlü bir uluslararası organla birleştirilmelidir.

Burada yeni bir dünya hükümetinden bahsetmiyorum, böyle bir yapı muazzam bir yozlaşmaya fırsat tanıyacaktır. Ve piyasaların ortadan kaldırılması anlamında komünizmden bahsetmiyorum; devlet ve toplum tarafından düzenlenip kontrol edilecek olsa da piyasa rekabetinin de oynaması gereken bir rol var. O halde neden “komünizm” terimini kullanıyorum? Çünkü yapmamız gerekenler her gerçek radikal rejimin paylaştığı 4 temel yönelimi içermeli.

Birincisi, iradecilik (voluntarizm): İhtiyaç duyulacak değişiklikler herhangi bir tarihsel gerekliliğe dayanmayacak, bunlar tarihin kendiliğinden eğilimine karşı yapılacaktır. Walter Benjamin'in dediği gibi, tarih trenindeki imdat frenini çekmemiz gerekiyor. Ardından eşitlikçilik geliyor: Küresel dayanışma, sağlık ve herkes için asgari düzeyde insanca yaşam. Daha sonrasında, devam eden pandemiyle başa çıkmak için aldığımız önlemlerle tadına baktığımız, katı liberallere kaçınılmaz olarak “terör” gibi görünen unsurlar geliyor: Birçok kişisel özgürlüğün sınırlandırılması ve yeni kontrol ve düzenleme biçimleri. Son olarak, halka güvenmek: Sıradan insanların aktif katılımı olmazsa her şeyi kaybedeceğiz.

İzlenecek yol

Bütün bunlar marazi bir distopik tasavvur değil, içinde bulunduğumuz çıkmazın basit, gerçekçi değerlendirmesinin sonucudur. Bu yolu seçmezsek, elimizde ABD ve Rusya'da halihazırda sürmekte olan tamamen çılgın durum olacak: İktidar seçkinleri binlerce kişinin aylarca hayatta kalabileceği devasa yeraltı sığınaklarında hayatta kalmaya hazırlanırken hükümetin bu koşullarda bile işlemesi gerektiği bahane edilecek. Yani hükümet, yeryüzünde üzerinde otoritesini uygulayacağı hiç kimse yaşamasa bile işlemeye devam etmelidir. 

Hükümetlerimiz ve iş dünyasının seçkinleri şimdiden bu senaryoya hazırlanıyor, yani alarm zilinin çaldığını biliyorlar. Dünyamızın dışında uzayda bir yerde mega-zenginlerin yaşama ihtimali gerçekçi olmasa da, bazı mega-zengin bireylerin (Musk, Bezos, Branson) uzaya özel uçuşlar düzenleme girişimlerinin de dünyadaki varlığımızı tehdit eden felaketten kaçma fantezisinin bir ifadesi olduğu sonucuna varmamak elde değil. Peki kaçacak yeri olmayan bizleri neler bekliyor?

* Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

https://jacobinmag.com/2021/07

Çeviren: Noyan Öztürk


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR