Erenköy Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde 13 gün

Kendi rızasıyla Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatış kararı alan Ebru Esen, 13 gün boyunca yaşadıklarını anlattı. Esen, depresyon hastası olarak girdiği hastaneden artan krizler ve nöbetlerle çıktı.

Gazete Duvar’dan Nuray Pehlivan’a konuşan Esen, bir kapatılma mekanı olarak Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeki koşulları ve gündelik yaşamı anlattı. Ebru Esen, “Orada yaşadığım 13 gün, bana 13 ay gibi geldi. Çünkü orada zaman kavramı yok” dedi.

Söyleşinin bir bölümü şöyle;

Giderken nasıl bir kurum hayal ettin? Gittiğinde bulduğun yerle kafanda düşlediğin yer arasında ne gibi farklar vardı?

Kafamda en kötü koşulları kurmuştum aslında. “Neyle karşılaşırsam karşılaşayım, ne kadar kötü olabilir ki?” dedim kendime. Biraz “Girl Interrupted”a yakın şeyler hayal ettim. Beklediğim, istediğim şey zihnimi düzenleyebilmek, dinlenmek, yüreğimdeki dinmeyen acıyı azaltma hayaliydi. Hiçbir şey olmasa bile deneyim olur bana diye düşündüm.

Kaldığım bu binanın 1. katında yeni gelenler ve ağır hastalar vardı. Ben bu katı “cehennemin dibi” olarak tanımlıyorum.  2. katta ise alt kattan “terfi eden” hastalar kalıyor. Dolayısıyla yatışın ilk haftası dış dünyayla iletişimim tamamen kesildi ve kendimi çok kötü bir ortamda buldum.

Personel ile hastalar arasındaki ilişki nasıldı peki?

Çalışma koşulları nedeniyle hemşirelerin çoğunun zaten kendi durumları da kötüydü. İnsanları sürekli birinci kata indirmekle tehdit edenler vardı. Ya da birisi altına kaçırdığında hemşireler ilgilenmiyordu. Yani orada birbirimiz için “biz” vardık. Biri altına da işese de sinir krizi de geçirse “biz” vardık. Sırf aşağı indirmesinler diye birbirimizi sakinleştirmeye çalışıyorduk. Çünkü sürekli aşağıdan gelen sesleri duyup tedirgin oluyorduk.

Ayrıca çalışanlar bazen 48 saat nöbet tutuyordu. Ağır hastalar da olduğu için personel hiçbir şekilde yetişemiyordu. Ama sakin ya da itaatkar kalamazsanız, özel olarak hazırlanmış odalara girmeye hak kazanıyordunuz!

Bize bu odalardan bahsedebilir misin?

İnsanların kemerli yatağa bağlandığı bağlanma odaları var. Hasta kontrolü kaybeder ve hastane personeliyle girdiği tartışma sonucunda sakinleşmezse; hemşire ve güvenlik yardımıyla o odaya sokuluyordu. Bağırış çağırış, zorla yatağa bağlanıyor. İğne, serum, artık ne verirlerse... Ama o odaya sokulup da sakinleşeni pek az gördüm. Düşünün, size yardımcı olmak için burada olduğunu söyleyen personel, sizi yaka paça bağlıyor. Bu sesler üst kata da gidiyor tabii. Ve biz hastalar için bunlar tetikleyici olabiliyor.

Ben ikinci kattayken bir kadını her gün oraya alıyorlardı. O kadın hastanın dört gün boyunca çığlıklarını duyduk. Bir eyleme ya da maça gittiğinizde kısılan ses, o dört gün boyunca hiç kısılmadı… O seste acıyı duyuyorsunuz, çaresizliği, öfkeyi…

Az önce bir de yastıklı odadan bahsettin…

Kendine zarar verme noktasındaki bazı ağır hastalar için her yeri yastıkla kaplı bir oda var. Bir gün tesadüfen kapı açıktı ve içeriyi gördüm; içerde yine beyaz florasan ışık vardı. Düşünün sinir krizi geçiriyorsunuz, kontrolü kaybetmişsiniz, sizi bembeyaz ışıklı küçücük bir odaya kilitliyorlar…

 

‘İNANILMAZ HAFIZA KAYIPLARI VARDI’

Kaldığın süre içinde tanık olduğun EKT (elektroşok) uygulaması oldu mu?

Evet, hastanede kaldığım süre içinde EKT yapılan arkadaşlarım oldu. Hafızaya nasıl bir etkisi olduğunu merak ettiğim için onlarla konuştum. O güne ait, birlikte yaşadığımız akılda kalıcı anlar belirledik. EKT’den sonra bunlar üzerine konuşacaktık. Odada beklerken aklım onlardaydı. Döndüklerinde arkadaşlarım beni tanıyamadıklarında kendi aralarında anlaştılar, bana şaka yapıyorlar sandım. Ama bir yandan da karşımda gözünün feri gitmiş üç tane beden görüyordum. Beni kandırmadıklarını anlamam uzun sürmedi.

Anıları hatırlamayı bırakın, sanki o anda ruhları yokmuş gibiydi. Zamanla bazı şeyleri birbirimize hatırlatarak ilerlemeye çalıştık. Ama inanılmaz hafıza kayıpları vardı. Aradan 9 hafta geçti ve iletişimde olduğumuz için unutulan şeylerin hala geri gelmediğini biliyorum. Bir arkadaşım evine döndüğünde çok yakın olduğu kuzenini bir süre tanıyamamış. Ben EKT almadığım halde hafıza sıkıntıları yaşıyorum; yatıştan önceki süreçte bile boşluklar oluştu.

Kaldığınız süre zarfında sadece ilaç tedavisi mi gördünüz? Yoksa kurumun psikiyatristi ile bire bir görüşme yaptınız mı?

Asistan olan psikiyatr beni sürekli takip etti, yanıma gidip geldi. Bana verilen ilaçlardan tutun benim orada geçirdiğim süreçte yaşadığım huzursuz bacak sendromundan, ilaçların bunu tetiklemesine kadar hepsini raporladılar.

‘ORADA YAŞADIĞIM 13 GÜN, BANA 13 AY GİBİ GELDİ’

Son olarak; ailelere ve yetkililere neler söylemek istersin?

Bana Erenköy’ü sorarsanız, tek cümleyle “Prodüksiyonu çok iyi olan bir korku filmi yaşadım” diye cevaplandırırım. Aileler, hastalığın seyrine göre yakınlarını yatırmak mecburiyetinde kalabilirler. “Yatmayın, yatırmayın” diyemem elbette. Çünkü bu sistem biz hastalara fazla seçenek sunmuyor. Ama hastanedeki durum anlattığım gibi…

Bir de “Döner Kapı Sendromu” diye bir şey var; hastalar sürekli dönüp yatış yapıyor ve aynı şeylere tekrar tekrar maruz kalıyorlar. Orada insani olmayan koşullar var. Bu yüzden uzun süredir içeride kalmak zorunda olanlarımız için çok üzülüyorum. Orada yaşadığım 13 gün, bana 13 ay gibi geldi. Çünkü bu hastanede zaman kavramı yok.

İnsanlar sevdiklerini, ailelerini oraya yatırıyor ve içeride ne yaşadığımıza dair hiçbir fikirleri yok. İçerideyken de kendinize sorduğunuz soru: Buradan ne zaman ve ne durumda çıkacağım? Buradan hiçbir zaman çıkamayacağını düşünen hastalar da vardı. Çıktığında gidecek yeri olmayan bir hasta bile gitmek istiyordu. Biraz olsun iyiye gidebileceğine dair motive edecek hiçbir şey yok çünkü.


PAYLAŞ