Barışın egemen olduğu bağımsız bir Afrika için: Öze Dönüş

Ngũgĩ wa Thiong'o, Kenya’dan hareketle Afrika’nın ortak sorunlarını, doğa-insan uyumunu, “Beyaz Adam”ın kıtaya ayak basması ve coğrafyada kalıcı hâle gelmesiyle yaşanan kültürel ve ekonomik problemleri, buradan doğan çatışmaları ve direnişi anlatan bir yazar.

1963’te bağımsızlığını kazanmasıyla Kenya’da tarihin ikiye bölünüşünü Afrika’ya uyarlayan Thiong'o, metinlerinde özgürlük uğraşı ve başkaldırı gibi temaları öne çıkarıyor. Kıtanın ve Kenya’nın sömürgecilik ve savaş gerçeği, yazarın romanlarında ve denemelerinde sürekli karşımıza çıkıyor. Dahası, tüm bunların günlük yaşamı nasıl etkilediğini ortaya koyan Thiong'o, sömürgecilik ve kölelik sonrası dönemde, kapitalizmin tüm gücüyle kıtada varlığını hissettirmesinin yarattığı yeni sorunları da işliyor metinlerinde. 1965’te yayımlanan 'Aradaki Nehir'de (Çeviren: Bora Korkmaz, Ayrıntı Yayınları, 2015) buna dair bir cümle okumuştuk: “Bu toprakların dertlerinden Beyaz Adam mı sorumluydu? Hayır! Halkın körlüğüydü sorumlu olan. İnsanlar aydınlıkta yürümek istemiyordu.” Bu cümleler, hem Kenya’ya hem de Afrika’nın tamamına ilişkin bir başka sorunla yüzleştiriyor bizi: Beyaz Adam’ın dostu, halk düşmanı diktatörler.

Thiong'o’nun romanlarında, tiyatro oyunlarında ve denemelerinde diktatörlük eleştirileri de öne çıkıyor. Halkın diline, yaşamına ve dertlerine uzak, yalnızca kendi çıkar ve iktidarlarının bekasını düşünüp bu yönde eylemlerde bulunan diktatörler, yazarın yurdundan kopup sürgünde yaşamasının, formel sömürgecilik dönemi sonrasında da devam eden köle-efendi geriliminin en önemli nedeniydi. Bununla birlikte diktatörler, yeni dünya düzeninin ve şirketokrasinin, hem Kenya’da hem de kıta genelinde yılmaz savunucusu ve âdeta birer neferi hâline gelmişti. Thiong'o da ülkesindeki ve Afrika’daki ataerkil yapıyla beraber en çok bunu eleştirmiş; evrenselmiş gibi sunulan küreselleşmenin Afrika’da açtığı kültürel ve sosyal gediği ortaya koymuştu.

'Öze Dönüş' başlıklı deneme kitabında Thiong'o, hem bahsi geçen bu eleştiriler hem de Kenya özelinde Afrika’nın Beyaz Adam’a ve kapitalizme karşı verdiği mücadeleye dair çözümlemeler yaparken halkla beraber ve halk için iktidar vurgusuyla karşımıza çıkıp memleketinin ve diğer Afrika ülkelerinin sorunlarının giderilmesi için fikirler öne sürüyor.

'KARA KITALILAR', 'İLKELLER' VE 'KABİLE SAVAŞLARI'
Thiong'o, Afrika’nın geçmişteki ve bugünkü sorunlarının kaynağına (sıradan ve orta sınıf Afrikalıların istilacılarla gerçekleştirdiği işbirliğine) dair belirlemelerle konuya girerken kıtanın dünyadaki yerini ortaya koymaya çabalıyor. Bu konumu belirlemek ve anlamak için halkından uzaklaşmış orta sınıfın eylemlerini kavramak gerekiyor. Yazarın bu bağlamda dikkat çektiği bir başka konu ABD, İngiltere ve Fransa tarafından silahlandırılıp kullanılan gruplar.

Thiong'o’nun derdi, bir Afrika milliyetçiliğinin fikri altyapısını kurmak değil, aksine demokrasi mücadelesi veren ve kıtanın geleceğini güvence altına alacak, sorumluluk ve vicdan sahibi liderlere ya da lider adaylarına seslenmek: Afrika’yı Afrikalıların cenneti hâline getirecek bir gelecek kurmanın yollarını aramak. Yaşama ve bedenine saygı duyacak bir bilinç oluşturmak.

Avrupa ve Amerika’da, küçük görme ve aşağılama ifadesi olarak kullanılan “kabile” sözcüğünün siyasi bapta eleştirisine yönelen Thiong'o, bunu dikkate almayan Afrikalıları yermeyi ihmal etmiyor.

Ekonomik, siyasi, kültürel ve psikolojik iktidar ile değerler meselesine kafa yoran yazar; “halk”, “öteki”, “barbar” gibi ifadelerin içini tarihsel bağlamda doldurmayanların ya da kanaatlerine göre dolduranların, kavram kargaşasından faydalandığını, tarihsel ve toplumsal toprak kaymaları yarattığını, sonuçta Afrika’da düşmanlıkları ve sınır ihlallerini körüklediğini belirtiyor: “Afrika’daki çatışmaları açıklamada sıklıkla kullanılan ‘kabile’, ‘kabilecilik’, ‘kabile savaşları’ gibi sözcük ve ifadelerin, sömürgecilerin icadı olduğunu söylemek gerek. Çoğu Afrika dilinde ‘kabile’ sözcüğünün bir karşılığı yoktur. Tüm o aşağılayıcı çağrışımlarıyla birlikte, ‘kabile’ kelimesi on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda, antropolojik kelime dağarcığının Avrupalıların Afrika maceraperestliği sırasındaki gelişiminin bir ürünüdür. Bu tarz sözcüklerin, ‘ilkel’, ‘Kara Kıta’, ‘geri kalmış ırklar’, ‘savaşçı topluluklar’ gibi öteki kolonyal kavramlarla da yakınlığı vardır.”

'BATILI ŞİRKETLER KABİLESİ' VE 'SEFALET İÇİNDE SALTANAT'
Fethedilip sömürgeleştirilecek ve kaynakları sınırsız şekilde kullanılacak bir coğrafya olarak görülen Afrika’nın “kaderine” başkaldıran Thiong'o, kıtanın kapitalizmin uygulama ve deneme sahasına dönüştürülmesine karşı çıkıyor, toplulukların bir araya gelmesine engel olan sistemi değiştirme çağrısında bulunuyor. Tam da bu nedenle “kabilecilik” diye adlandırılan “biyolojik sistem”in sakatlayıcı yönüne vurgu yapıp senelerdir geçerli olanı çöpe atmayı önerirken “Afrika çatışmalarının yaşandığı odaya girerken akıl ve mantıkla ilgili olan her şeyi kapıda bırak” diyenleri eleştiriyor. Kapı dışarı edilen mantık ve akıl, Afrika’daki sorunların kaynağında biyolojinin değil, ekonomik eşitsizliklerin olduğunu gösteriyor. Thiong'o’ya göre Afrika’daki çatışma ve savaşlardan, yaptığı gizli iktidar anlaşmalarıyla “Batılı Şirketler Kabilesi” kârlı çıktığı için çözüm mistisizmde değil, akılcılıkta aranmalı. Aksi hâlde “sefalet içinde saltanat” sürüp gidecek gibi görünüyor: Piyasa tanrısı ya da tanrılaştırılan piyasa, sanki başka seçenek yokmuş gibi neoliberal kapitalist sistemin ve küreselleşmenin tüm gücünü kıtaya yığmaya ve post-kolonyal sömürgeciliğe devam edecek Thiong'o’nun akılcılık ve mantık seçeneği dikkate alınmazsa. Kapitalist piyasa köktenciliğinin yarattığı istikrarsızlık ve çatışmalar da sürecek. Hâliyle bu gömlek Afrika’nın sırtından çıkmayacak ve kıta, uzun bir zaman daha kapitalist dünyayı besleyecek.

Thiong'o, bunu değiştirmek için Afrika’nın ve kıtadaki orta sınıfın iki yönlü bir uyanış gerçekleştirmesi gerektiğini söylüyor: “Öncelikle ahlaki açıdan Batı’nın bu işten yakasını sıyırmasına izin verilmemeli, sosyal adaletin sağlanması ve tarihsel açıdan inkâr edilemez adaletsizliklerin düzeltilmesi yönündeki taleplerini artırmalıdır (...) Başlangıç noktası, kendisini etraflıca inceleme olmalıdır. Tarihsel kâbusundan uyanırken büyük yapısal engellerin ayağına dolanıp canını sıkacağını baştan kabul etmeli, küresel kapitalist sistemdeki marjinal konumunda bile proaktif olmalıdır. Kendi seçimi olmayan koşullar altında bulunsa da -kapitalist köktenciliğin mevcut amansız koşulları gibi- Afrika, eylem gücünü geri kazanmaya ve kendi tarihini yazmaya gayret etmelidir.”

'BARIŞ İÇİN YAZMAK...'
'Öze Dönüş', Thiong'o’nun Afrika üzerine düşünüp yazdığı; kıtadaki ekonomik koşullara, kültüre, dillere, siyasi hareketlere ve sosyal hayata dair fikirlerini paylaştığı metinler toplamı olarak duruyor karşımızda. Bu bağlamda yazar, edebiyatçı kimliğinin yanında bir sistem eleştirmeni olarak da sesleniyor okura. Bu eleştirinin temelinde, küreselleşme (finans sermayesi için özgürlük) ve küreselcilik (halkın gelişimi ve ilerlemesi için özgürlük) ayrımı bulunuyor. Thiong'o, ikincisinin esas alınması durumunda Afrikalıların, kıtayı sömürenleri taklit etmekten ve onları kurtarıcı gibi nitelemekten vazgeçerek tünelin ucundaki ışığı görebileceğini belirtiyor.

Thiong'o, bu noktada bilgi üreten ve kıtayla bağ kurma görevi bulunan aydınlara büyük sorumluluk düştüğünü söylüyor. Söz konusu sorumluluğun merkezinde ise sömürge ve emeğin mutlak esareti kölelik mirasını yeniden gözden geçirme ödevi bulunuyor: “Kendi topraklarımızda entelektüel yabancılar olma lüksüne sahip değiliz. Afrika belleğinin gömülü alüvyonu ile yeniden bağ kurmak zorundayız. Afrika belleğini kıtaya ve dünyaya yeniden yerleştirmek için bir dayanak olmalıdır bu. Bunun neticesi, Afrika dilleri ve kültürlerinin güçlenmesi olacaktır. Bu dayanaklar sayesinde kendine daha fazla güvenen bir Afrika, belleğinden gelen güçle ve eşit alıp eşit vererek dünya ile kenetlenmeye hazır hâle gelecektir.”

Soğuk ve sıcak savaşların, hem çatışma hem de vekâlet alanı olan Afrika; sömürgeciliğin, köleliğin ve diktatörlüklerin kıtası diye anıldı çok uzun süre. Bu algı hâlâ bir ölçüde devam ederken Thiong'o, kalıcı barış ve kendisini bulacak bir Afrika için kalem oynatıyor, toplumsal denetimsizlikten ve özelleştirmelerden dem vuruyor. “Barış için yazmak”tan ve barış mücadelesinden söz ediyor: “Barış için yazmak, hiç olmazsa insan farkındalığını uluslar arasındaki ya da her ulusun kendi halkları arasındaki sömürücü, asalakça ilişkilere karşı tavizsiz bir nefrete dönüştürme anlamına gelmeli. Mücadele, birinin temizliğinin başkasının kirine, birinin sağlığının başkasının zafiyetine, birinin refahının başkasının sefaletine dayalı olmadığı bir dünya için gerçekleştirilmeli. Barış ancak herhangi bir ulusun gelişiminin herkesin gelişimi anlamına geldiği bir dünyada mümkündür. Açgözlülüğün ve insanı yok etme araçlarının küreselleşmesinin karşısına sağduyu ile insan yaratıcılığının küreselliği dikilmelidir (...) Barış için yazmak, insanlara, aynı yeryüzünde yaşadığımız ister büyük ister küçük olsun herhangi bir ulusun kitle imha silahları yığmasının, insanlığın geleceğine açılmış savaş demek olduğu konusunda sürekli bir hatırlatma anlamına gelir.”

Genellikle sömürenlerin, sömürdüğü noktalara tepeden bakarak değerlendirişi şeklinde gerçekleşen Afrika yorumlarını, kıtanın orta yerinden analizleriyle aşan Thiong'o’nun 'Öze Dönüş'teki makaleleri; Afrikalı olma bilincine, kıtanın kültürü ve değerlerine sahip çıkma düsturuna, ekonomik bağımsızlık şiarına ve sorunların köklere yönelerek çözülebileceğine atıf yapıyor.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR