Çağımız

Memleketin dört bir yanı yanıyor ama yalnız toprağı değil bizi de çorak bırakıp sellere kapılıyor insanlığımız. Taliban’dan kaçan Afganistanlılarla iyice belirginleşti. Sosyal medyaya taştı. Suriyeliler zaten sömürüyü derinden yaşayıp üç kuruşa çalıştırılırken, insanları birbirine kırdırmanın aracı kılınmıştı. Söylentilerle sınırlı bilgisizlik, siyasetin nefret dili ile birleşip kâh işsizliğin kâh yoksulluğun müsebbibi, böylece saldırıların da hedefi kılınmıştı her biri. Siyasetin nefret dili sokağa şiddetle her yansıyışında inkarla karşılanıp, nefret dilinden vazgeçmeye çağıranlar suçlanırken tehditle susturma gayretinden ötesi yoktu. Kürtler, Aleviler zaten ezelden beri her kötülüğün sebebiydi. Memleket ahvalini sorgulamak ise Ermeni, Rum veya Yahudi soyundan gelmekle açıklanabilirdi ancak.

Ardı ardına gelen saldırılarla insanlar öldürülürken, bunlardan Dal ailesinin Konya’da uğradığı saldırı için Valilik daha bir soruşturma bile başlamamışken; "Olay hayvanların mera ve tarlalara zarar vermesi üzerine çıkan husumetten kaynaklanmaktadır. Olayla ilgili çok yönlü adli soruşturma devam etmektedir. Konunun mecrasından çıkarılarak etnik saiklerle yapıldığı propagandasına vatandaşlarımızın itibar etmemesi önem arz etmektedir" açıklamasıyla soruşturmanın yönünü tayin edip, bir başka Kürt ailenin uğradığı saldırıda saldırganların salıverilmesinin ardından ailenin vahşice katledilmesinde ırkçılığa işaret edenleri bölücülükle suçlayanlar bir anda çoğalıverdiler. Bu vahşi katliamı protesto etmek isteyenler polis şiddeti ile derdest edilip eli sopalı saldırganlar protesto edenlere saldırırken, sosyal medyada yöneltilen saldırıları gerçekleştirenlerin dili de giderek sertleşti.

Sosyal medyada son zamanlarda görülen bir profil fotoğrafı düzenlemesi var ne yazık ki! Onlar adına utandığım bu düzenlemede “Ülkemde mülteci istemiyorum, sessiz işgale dur de” yazıyor. Irkçılık ve nefret dilini eleştiren, buna yönelik söz kuranlara yönelen saldırgan dilin sahiplerinin büyük çoğunluğu bu yazıyla çevrelemiş profil fotoğraflarını. Kimi bizi İçişleri Bakanlığına, kimi Emniyet Müdürlüğüne ihbar ediyor kendince. Hainliğimizden, bölücülüğümüzden dem vurup hakikat ötesi çağın hakkını veriyorlar. Bu koroya iktidar ortaklarının danışmanları da eklenip basın organları da katılınca inkarın siyaset eliyle gelişip basınla çoğalan desteği bu topraklarda nefret dilini besliyor her seferinde.

Daha üzücü olanı ise bu profil düzenlemelerine sahip hekimlerin de olması ve benzer inkar diliyle nefret dilini harmanladıkları saldırılarla ortalığa dökülmeleri. Bu yıl tıp fakültelerinin mezuniyet törenlerinde bu anlayışın su yüzüne çıkması şaşırtıcı değil. Hekimlik andında ayrımcılık yapmama ilkemizin andın içinden çekilip çıkarıldığı düzenlemeler dayatılıyor genç meslektaşlarımıza, Orta Çağ soslu metinler dolaşıyor ortalıkta.

Örgütlü bir kötülük hali ile karşı karşıyayız. Salgından yangına, sellere uzanan doğa kıyımıyla tetiklenmiş bu kötülük halinin insanı doğadan, insanı insandan ayırıp birbirimizi tüketmemizi istediğini görmek gerekiyor. Bu örgütlü kötülüğün karşısında durmanın yolu o ayrımları yok sayan örgütlü bir mücadeleden geçiyor. Emeğin örgütlenmesi, yeniden politik insan kimliğini kazanma zorunluluğu, insanı insanla buluşturmanın, doğanın uyumlu bir bileşeni olma çabasının inadına güçlenmesi için kapitalizmin sıfatlandırılmış, sınıflandırılmış nesneleri olmaktan çıkmak bizi birleştirecek olan. Nefretin dilini görüp, birbirimizi sınırların ötesine taşımalı! Bu çağın gereği...

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR