Her İsa'nın bir Yahuda'sı vardır

1882 yılında, Prag’da doğan Leo Perutz, Yahudi bir aile mensuptu. Yazarlığın yanı sıra matematikle de ilgilenen Perutz, I. Dünya Savaşı’nda Avusturya ordusunda görev yaparken yaralandı ve Viyana’ya dönmek zorunda kaldı. İlk romanı olan 'Üçüncü Kurşun'u da bu süreçte, iyileşme dönemindeyken kaleme aldı.

1938’de Nazilerin Avusturya’yı işgalinden sonra yurdundan olan Perutz, yine Naziler tarafından yasaklansa da yazmaya devam etti. Toplamda yazdığı on bir romanın dördü Türkçeye çevrildi. Bunlar; 'Kıyamet Günü Ustası', 'Dokuzla Dokuz Arasında', 'Şeytan Tozu' ve 'Leonardo’nun Yahuda'sı.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları etiketine sahip olan, 'Leonardo’nun Yahuda’sı', Almanca aslından Zehra Aksu Yılmazer tarafından çevrildi. Okuru 1498’e, büyük üstat Leonardo da Vinci’nin yanına götüren roman, aynı zamanda resme ve insana, sevgiye ve ihanete de farklı bakışı sayesinde öne çıkmayı başarıyor.

BİR SURETİN PEŞİNDE
“… benim aradığım herhangi bir sahtekâr ya da kötü bir insan değil, hayır, ben Milano’daki en kötü insanı bulmak istiyorum, Yahuda’ya yüz hatlarını verebilmek için peşindeyim onun; gece gündüz her yerde onu arıyorum, sokaklarda, meyhanelerde, pazarlarda, hatta sizin şatonuzda yüce efendim; onu bulmadan çalışmaya devam edemem.”

Leonardo, Dominiken Santa Maria delle Grazie Manastırı’na bir resim yapmaya başlamış, ancak “Son Akşam Yemeği” adını verdiği bu resmi bir türlü tamamlayamamıştır. Leonardo’ya kafayı takan ve onu tembellikle, hatta dolandırıcılıkla suçlayan manastır rahibi, onu bulundukları bölgenin düküne, Moro’ya şikayet etmek üzere yola çıkar.

Rahip şatoya varıp derdini anlatınca, Moro, Leonardo’yu da çağırtır ve olayı bir de ondan dinlemek ister. Leonardo duyduklarına inanamaz, çünkü bu resme öyle odaklanmıştır ki bazen yemek yemeyi bile unuttuğunu söyler.

Leonardo resmin karşısına geçip saatlerce düşünerek sadece bakar. Bütün ayrıntıları yerli yerine oturtmak, her şeyden emin olmak ister. Bir diğer önemli konuysa havarilerin yüzleridir; Leonardo havarilerin yüzlerini etrafındaki insanlardan yola çıkarak, onların karakterleriyle bir havariyi ilişkilendirerek resmeder, ancak bu yöntem onun elini kolunu bağlar, çünkü İsa’ya ihanet eden havariyi, Yahuda’yı çizmekte zorlanır. Bunun için Milano’daki en kötü insanın peşine düşer. Peki kötü nedir, ihanet nasıl bir şeydir?

İHANETİN ESAS SEBEBİ SEVGİDİR
“Yahuda’yı izleyiciye arkasını dönmüş vaziyette de tasvir edebilirim tabii, ama bu benim şerefime leke sürer. Bana Yahuda’yı verin yüce efendim, o zaman işe nasıl dört elle sarıldığımı göreceksiniz.”

Ne var ki bu talep “yanlış” anlaşılmaya da açıktır. Vakti zamanında Donato keşişleri için başladığı “Çobanların Tapınması” adlı eseri yarım bırakma sebebi de bu “yanlış” anlaşılmadır. Leonardo’nun “Çobanların Tapınması”nda en önemsediği şey, Mesih’in doğum haberinin insanlardaki yansımasıdır ve Leonardo tasvirdeki insanlardan birinin de sağır olmasına karar verir. Peki sağır bir insan nasıl duyar? Leonardo, sağır birinin bu müjdeyi etrafındaki insanların yüzünde görmesini, bunun yarattığı huzursuzluğu, merakı, korkuyu, heyecanı ve belirsiz mutluluğu, bütün bu ara duyguları hakkıyla resmedebilmek için Milano sokaklarında günlerce bir sağır arar. Bu gecikmeden sıkılan keşişler, yıllar sonra şehre dönmüş bir sürgünü cezalandırarak sağır ederler ve Leonardo’nun karşısına koyarlar. O da çok sinirlenir ve resmi yarım bırakıp gider.

Yahuda’yı, yani şehrin en kötü insanını bulmak için böylesi bir durum yaşanmamış olsa da, daha derinlikli bir tartışmaya kapı aralanır: Yahuda, İsa’ya neden ihanet etmiştir? Onu bulmak için önce bu soruya cevap bulması gerekir.

Bu konuda herkesin bir fikri vardır tabii. Hatta Leonardo bile yanlış bir tahminde bulunur. Milano’daki en kötü insanın Borcetta olduğunu söyler; tefecilikle, kimseye borcunu ödememekle, hatta akşama kadar çalıştırdığı halde öz kızına bile bir kuru ekmeği çok gören Borcetta’nın şehrin en kötüsü olduğunu düşünür ama sonra bu fikirden vazgeçer. “Hayır, Yahuda’nın günahı cimrilik değildi” der. “… Yahuda’nın günahı kendi sevgisine ihanet edecek kadar kibirli olmasıydı.”

Yani ihanetin esas sebebi sevgidir. Ne var ki kibir, bunca sevgiye izin vermez.

YAHUDA’NIN DOĞUMU
Tüm bunlar olurken, bir tüccar olan Joachim Behaim, iki soylu atı düke satıp gerisin geri memleketine dönecekken pazarda güzeller güzeli bir kızla karşılaşır ve görür görmez ona âşık olur. İşine dönmek yerine bir süre daha Milano’da kalmaya karar veren Behaim, buna neden olarak, her ne kadar eskiden kalma bir alacağı öne sürse, kendini kandırmaya çalışsa da, işin aslının bu kız olduğunu bilir ve ona ulaşmak, onunla buluşmak için her şeyi yapar. Onu o kadar çok sevmektedir ki...

Leo Perutz, birbirinden bağımsızmış gibi görünen bu iki hikâyeyi ustaca birleştirmeyi başardığı gibi, sevgi-nefret; hayranlık-ihanet arasında da önemli bağlantılar kurarak yola devam eder. (Hatta eski kadim ihanet hikâyesiyle kendi anlatısı arasında küçük benzerlikler kurmaktan çekinmez; Yahuda’nın gammazcılık karşısında Romalılardan aldığı bir kese dolusu altını sıkıca kavrayıp kaçar gibi uzaklaşmasının bir karşılığını Behaim’de görürüz.) Perutz, romanın Leonardo kısmında resim sanatına, felsefesine, özellikle de dünyaya bakışına dair önemli tespitlerde bulunurken; Behaim’in olduğu kısımda sahip olma hırsının, aşkın, paranın, gösterişin ve ihanetin izini usul usul sürer.

Biz de böylelikle Yahuda’nın doğumunu anbean takip ederiz sanki. Sadece sevgiyi, kibri, ihaneti ve hırsı değil, bir insanı Yahuda’laştıran aşamaları da görürüz ve bu aşamalar sanıldığının aksine o denli şeytani, o denli kötücül ve o denli ibretlik de değildir. Özellikle de günümüzde. Zira İsa’nın Yahuda’sı ihanetin ardından keseyi fırlatıp vicdan azabından kendini paralar ve daha fazla dayanamayıp intihar eder.

Her İsa’nın bir Yahuda’sı olsa bile her Yahuda farklı farklıdır.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR