Ketebe Yayınları'ndan 'Aytmatov Kitaplığı'

Cengiz Aytmatov, yalnızca Kırgız edebiyatının değil, dünya edebiyatının da önde gelen/bugün hâlâ çok okunan yazarlarından biri. Bununla birlikte, Türkiye’de ne kadar okunduğu ve benimsendiği aşikâr. Neredeyse her ilgili okur-yazar, Aytmatov’un metinleriyle küçük yaşta karşılaşıyor. Özellikle sinemaya uyarlanan "Selvi Boylum Al Yazmalım" romanıyla onu tanımayan yok desem abartılı olmaz.

Aytmatov’un kalemi, insandan, sevgiden, doğadan, bozkırdan besleniyor. Başarısı ise ele aldığı meseleleri öyküye dönüştürürken evrenseli yakalamasından geliyor. Onun metinleriyle en az bir defa karşılaşan okurun aklında doğaya verilen ehemmiyetin kalacağına kuşkum yok. Aytmatov, doğayı insanı anlatmanın bir aracı olarak kullanmıyor; onu kendisi olduğu için önemsiyor, “dolaysız” anlatıyor – insanı da “doğal” haliyle. Her şeyden bağımsız olarak, yalnızca böyle bir doğa sevgisi ve hassasiyetiyle sıkça karşılaşmadığımız için bile, Aytmatov’un metinleri ayrıca değerli. Okurdaki Aytmatov sevgisi ise, mutlaka, yazdıklarının “genel okur”a hitap eden yapısıyla ve kalplere hitap eden muhtevasıyla ilişkili.

Muhteva demişken edebiyatımız ile Kırgız edebiyatı arasında “hikâye anlatma geleneği” konusunda ve hikâyeye verilen değerde bir ortaklık, birlik olduğundan da söz etmek gerekir. Tıpkı edebiyatımız gibi Kırgız edebiyatı da şifahi yönü kuvvetli bir edebiyattır ve kökü sözlü kültüre uzanmaktadır. Destanlar, halk hikâyeleri, özellikle kahramanlık konulu hikâyeler, masallar, atasözleri vb. türlerde “söylenenler”, Kırgız edebiyatının temelini oluşturur. 20. yüzyıldan sonra şifahi karakterinden sıyrılan Kırgız edebiyatı, Ekim Devrimi etrafında yazılanlar ve Lenin yanlısı şiirler üzerinden ilerler. II. Dünya Savaşı döneminde, ordu ve cepheler dahil olur Kırgız nesrine; savaş farklı yönleriyle kurmacanın malzemesi haline gelir. Bu seyir, Aytmatov külliyatına da tesir eder elbette. Aytmatov da birçok yazar gibi ilk eserlerini siyasi çerçevede kaleme alır. Daha sonra, şimdi dünyaca tanınmasını sağlayan üslubuna ve evrensel olana kavuşur onun nesri. Anlatılageldiği üzere, A. Dimitrieva tarafından Rusçaya çevrilen ‘Cemile’yle Louis Aragon’un dikkatini çekip, yapıtı Fransızcaya çevrildikten sonraysa adını dünyaya duyurur.

“Böyle zamanlarda konuşmanın gereği var mıdır? Çünkü insan her şeyi sözle anlatamaz…”(1)

Aytmatov’un, yaşadığı döneme dair tespitlerini, şahitlik ettiği hadiseleri ve Sovyetler dönemini malzeme olarak kullanması, özellikle II. Dünya Savaşı’nın tesirlerini anlatması, onun edebi metinlerini tarih sahası için de dikkate değer kılıyor. Yapıtlarındaki tematik seyri idrak hususunda, yazarın politikacı yönü ve yaşam öyküsü mühim bir role sahip. Biyografik bilgilerden uzun uzadıya bahsetmeye lüzum görmüyorum; fakat birkaç noktayı hatırlatmakta fayda var. Yazarın babası Törekul Aytmatov, bir devlet adamıydı. Görev için gittiği Moskova’da tutuklandı, “kayıplara karıştı”. Kurşuna dizilmişti, ailesi bunu çok sonra öğrenebildi. ‘Gün Olur Asra Bedel’de, “Baştan öyle sanmazdım ama bir insanın ayrılıktan ölebileceğine şimdi inanıyorum”(2) diye yazdı Aytmatov. Babasının “halk düşmanı”, kendisininse “halk düşmanının oğlu” olarak bilinmesi, omuzlarındaki en büyük yüktü. (Törekul Aytmatov’un yaşadıklarının, Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Bedel’ ve ‘Cengiz Han’a Küsen Bulut’ romanlarındaki kahramanı Abutalip Kuttubayev’e tesir ettiğini söylemek mümkün.) Amcası Rıskulbek Aytmatov da rejim tarafından suçlanarak öldürüldü. Cengiz Aytmatov, annesi ve kardeşlerinden oluşan ailesinin sorumluluğunu tek başına üstlenmek durumda kaldı fakat bu sorumluluktan ağır olan, toplumda maruz kaldığı dışlanmaları görmezden gelebilmekti. Nitekim yaşananlar Stalin diktasının sonucuydu ve Aytmatov’un Stalin’i açıkça eleştirmesinin sebebi, yaşanan sıkıntıları bizzat deneyimlemiş olmasıydı. Yine ‘Gün Olur Asra Bedel’de şöyle yazdı Aytmatov:

“İnsanın elinden malını mülkünü alsalar çalışır, geçimini yine sağlar. Ama onurunu ayaklar altına alsalar artık ondan bir daha hayır gelmez.”(3)

Aytmatov’un annesi Nagima Hanım’ın eğitimli ve bilinçli bir kadın olması ve babaannesi Ayıkman Hanım’ın tesirli ninnileri, masalları, efsaneleri, Cengiz Aytmatov’un edebiyata yönelmesinde rol oynadı. Cambul Veterinerlik Teknik Okulu’ndaki eğitimi sırasındaysa edebiyata –resmen– yöneldi. ‘Toprak Ana’yı anne ve babasına ithaf ederken şunları söyledi: “Babam, Törekul Aytmatov, bilmiyorum nerede gömülüsün, bunu sana sunuyorum. Annem, Nahime Aytmatova, biz dört kardeşi sen yetiştirdin, bunu sana sunuyorum.”(4) Yazdıklarında folklorik unsurların ve geleneğin başköşede yer alması, yazarın ata mirasının bir getirisi olarak yorumlanmalı. Öte yandan, Aytmatov edebiyatının doğayı ne kadar önemsediğinden söz etmiştim. Bu sevgi de yine kolektif bilinçle ilişkilendirilerek okunabilir. Onun kitaplarında insanlar kadar hayvan kahramanlar da titizlikle çizilmiştir; ‘Elveda Gülsarı’nın Gülsarı’sı mesela, bu durumun en iyi örneklerindendir. Doğa sevgisine paralel bir şekilde, kitaplarında çevre sorunlarına da temas eder Aytmatov.

Çocukluk döneminden itibaren farklı işlerle meşgul olan, sonrasında hayatını gazeteci, yazar, çevirmen ve diplomat olarak idame ettiren Aytmatov’un 80 senelik yaşamına birçok başarı sığdırdığını biliyoruz. Bunlar arasında en meşhurları Lenin Ödülü ve Devlet Ödülü. Ülkemizde Çağdaş Kırgız edebiyatına ait ilk yayınların, Cengiz Aytmatov’un metinleri olduğunu da eklemeliyim. Fakat 90’larda dilimize kazandırılan bu metinlerin birçoğu Rusçadan ve Fransızcadan çevrilmiştir. Bunda Aytmatov’un çift dilli yazarlardan biri olması etkili elbette. Metinlerini Kırgızca yazıp Rusçaya çeviren Aytmatov, zamanla Rusça yazıp Kırgızcaya çevirmeye başlar. Biz onu doğrudan “Kırgız yazar” olarak ansak da o aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin de yazarıdır. Bunlarla birlikte, Türkiye’de Cengiz Aytmatov edebiyatı üzerine yapılan akademik düzeydeki çalışmaların sayısının hatırı sayılır derecede olduğunu görüyoruz. Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’ın “Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri”, Prof. Dr. Ali İhsan Kolcu’nun “Bozkırdaki Bilge”, Prof. Dr. Orhan Söylemez’in “Cengiz Aytmatov – Hayatı ve Eserleri Üzerine İncelemeler” ve “Cengiz Aytmatov – Tematik İncelemeler” başlıklı çalışmalarını, nitelikli örnekler arasında sayabilirim.

ÖLÜMÜNÜN 13. SENESİNDE ‘EKSİKSİZ’ BİR AYTMATOV KÜLLİYATI
“Bence benim kitaplarımın en büyük özelliği gerçekleri yazmasıdır. Hayatın kendisini ve karşılaştığım acı, tatlı her şeyi olduğu gibi kitaplarıma aktardım” diyordu Aytmatov.(5) Tam 13 sene oldu onu yitireli (10 Haziran 2008). Ketebe Yayınları, haziran ayında, yazarın ölüm yıldönümüne de farklı bir anlam katarak, bir “Aytmatov Kitaplığı” hazırlamaya başladı. Yazarın külliyatını eksiksiz bir şekilde Türkçeye kazandırmayı hedefleyen –dolayısıyla tüm metinleri tek bir çatı altında toplayan– bu çalışmanın ilk basamağı olarak Aytmatov’un 13 kitabı yayımlandı. (Temmuz ayında ‘Cengiz Han’a Küsen Bulut’un da yayımlanmasıyla bu sayı 14’e çıktı.) İlerleyen zamanlarda, yazarın daha önce Türkçede yayımlanmamış metinleri de okurla buluşturulacak. Ki en mühim adım da bu. Roman ve öykü türünde yayımlanan kitaplara, Aytmatov’un deneme, çocuk edebiyatı gibi farklı türlerdeki metinlerinin de ekleneceği konuşuluyor. “Külliyat” sözcüğünün doğasına uygun şekilde, “eksiksiz” bir Aytmatov külliyatı vaadi heyecan verici.

‘Cengiz Han’a Küsen Bulut’, Fatma & Serdar Arıkan tarafından; ‘Deve Gözü – Baydamtal Irmağında’, ‘Kızıl Elma – Oğulla Görüşme’ ve ‘Yıldırım Saçlı Manasçı – Askerin Oğlu & Beyaz Yağmur’, Mehmet Özgül & Fatma ve Serdar Arıkan tarafından özgün dilinden Türkçeleştirilmiş durumda. Dizide yer alan diğer kitapların çevirisi Mehmet Özgül’e ait. Bunlar arasında ‘Beyaz Gemi’, ‘Gün Olur Asra Bedel’, ‘Toprak Ana’ ve Louis Aragon’un “dünyanın en güzel aşk hikâyesi” olarak tanımladığı ‘Cemile’ gibi herkesin aşina olduğu yapıtlar var.

Aytmatov Kitaplığı’nın proje editörlüğünü Ahmet Öz üstlenirken kitapları yayıma Murat K. Murat hazırlıyor. Son okuma Asaf Taneri’ye (‘Gün Olur Asra Bedel’de Meltem Ortakcı’ya), kapak görseli Volkan Akmeşe’ye, kapak uygulaması Harun Tan’a ve mizanpaj Nilgün Sönmez’e ait. Dizi editörüyse Aykut Ertuğrul. Yayımlanmış kitapları şu şekilde sıralayabilirim: Beyaz Gemi, Cemile, Cengiz Han’a Küsen Bulut, Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Deve Gözü – Baydamtal Irmağında, Elveda Gülsarı, Erken Gelen Turnalar – Sultanmurat, Gün Olur Asra Bedel, İlk Öğretmenim, Kızıl Elma – Oğulla Görüşme, Selvi Boylum Al Yazmalım, Toprak Ana, Yıldırım Sesli Manasçı – Askerin Oğlu & Beyaz Yağmur, Yüz Yüze.

Ağustosta ise ‘Dişi Kurdun Rüyaları’ raflardaki yerini alacak.

Ketebe Yayınları yayın yönetmeni Furkan Çalışkan’ın belirttiği gibi, “Cengiz Aytmatov, yıllar boyunca insanlığa ait olanı esas alarak, zaman ve mekân üstü bir anlatım kudretiyle ortak hafızamızın bir parçası oldu.” Şimdi, kitaplarının yeni çevirileriyle buluşmak, Aytmatov’u hem ilk kez hem de yeniden okuyacaklar için bir fırsat. ‘Beyaz Gemi’nin çok sevdiğim final cümleleriyle noktalayalım bu yazıyı:

“Avunduğum başka bir şey daha var: İnsanın çocuksu, temiz vicdanı tohumun içindeki öz gibidir. Bu öz olmadan hiçbir tohum gelişemez ve bizleri ileride ne beklerse beklesin, insanlar yaşadıkça hak, doğruluk denen şey de orada var olacaktır.

Senden ayrılırken senin sözlerini yineliyorum, küçük çocuk: ‘Merhaba beyaz gemi, ben geldim!’”(6)

Cengiz Aytmatov, Cemile, çev. Mehmet Özgül, Ketebe Yayınları, İstanbul, Haziran 2021, s. 46.
Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel, çev. Mehmet Özgül, Ketebe Yayınları, İstanbul, Haziran 2021, s. 273.
Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel, çev. Mehmet Özgül, Ketebe Yayınları, İstanbul, Haziran 2021, s. 102.
Cengiz Aytmatov, Toprak Ana, çev. Mehmet Özgül, Ketebe Yayınları, İstanbul, Haziran 2021, s. 7.
Süleyman Taygar, “Cengiz Aytmatov: Türk dünyası Nobel’e alternatif üretmeli”, Aksiyon, S: 160, s. 14-15.
Cengiz Aytmatov, Beyaz Gemi, çev. Mehmet Özgül, Ketebe Yayınları, İstanbul, Haziran 2021, s. 179.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR