ABD ve Birleşik Krallık, Afgan savaş tarzını anlayamadı

Kaybedilen bir savaşla başa çıkmanın Amerikan yolu, güçleri geri çekmektir. Afganların bununla başa çıkma yoluysa, mümkün olduğu kadar çabuk taraf değiştirmektir.

Afgan savaş tarzı son 20 yıl boyunca yabancı siyasi ve askeri liderlerde kafa karışıklığı yaratıyordu ama bu karışıklık hiçbir zaman Taliban'ın ciddi bir direnişle karşılaşmadan şehirleri birbiri ardına ele geçirerek ülkeyi kasıp kavurduğu son birkaç haftadaki kadar fazla olmamıştı.

İstihbarat teşkilatları Batılı liderlere genellikle Afgan hükümetinin savaşacak yeterli asker ve silaha sahip olduğu güvencesi vermişti. Bunu, 14 Nisan'da ABD Başkanı Joe Biden'ın 11 Eylül'ün 20. yıldönümünde tüm Amerikan birliklerinin Afganistan'dan çekileceğini açıklamasından sonra bile söylemeyi sürdürdüler. Biden, Taliban zaferinin "kaçınılmaz" olmadığını söylemiş, Boris Johnson da Taliban'ın "zafere giden askeri bir yolu olmadığını" eklemişti. Tecrübeli siyasetçiler, istihbarat şefleri onlara birebir aynı şeyi söylemedikçe bu kadar emin tahminlerde bulunmaz.

Bu kadar çok bilgili insanın işleri bu kadar yanlış anlamasının nedeni, iki tarafın askeri gücünü karşılaştırmalarında yatıyor. Fakat Taliban'ın zaferi askeriden çok siyasi bir zaferdi. Şimdi üzüntüyle ellerini ovuşturan analistler, Afgan askerlerine sıklıkla ücret ödenmediğini, yiyecek ve mühimmattan yoksun olduklarını açıklıyor. Afgan ordusunun yakın Amerikan hava desteği çağırmaya alıştığı ve onsuz kendini yoksun hissettiği de doğru.

Taliban'ın siyasi zaferi, gücü elinde tutan Afganların (askeri komutanlar, sivil yetkililer, aşiret liderleri, yerel savaş ağaları) ABD'nin Taliban'la anlaştığına inanması ve kendilerinin de mümkün olan en kısa sürede aynı şeyi yapmasının akıllıca olacağına karar vermesiyle gerçekleşti. Katar'daki müzakerelerde Başkan Donald Trump'ın, Taliban'dan Afgan hükümeti için hiçbir şey almaksızın taviz üstüne taviz verdiğini gördüler. Biden bu yaklaşımı, iç politika sebebiyle ABD'nin tamamen çekileceğini duyurarak tribünlere oynamaya karar verdiğinde teyit etmiş oldu.

Taliban'ın iktidarı ele geçirişindeki en çarpıcı özellik, bunun çok az çatışmayla gerçekleşmesi. Bu, Taliban'ın 2001'de ABD destekli Kuzey İttifakı tarafından devrilmesinden de önce Taliban karşıtı direnişin kalbi olan yerlerde bile böyle gerçekleşti. Hindukuş'taki kolayca savunulabilir dağ mevkileriyle Herat ve Mezar-ı Şerif gibi Taliban karşıtı büyük şehirler, birkaç gün süren çatışmalardan sonra veya hiç kurşun atılmadan düştü.

Afganlar, Taliban'ın galip geleceğine ikna olurken, Taliban'ın hızlı ve kolay ilerleyişi kendi kehanetini gerçekleştiriyordu. Direnmesi beklenen güçlü savaş ağaları ya da onların astlarıyla anlaşmalar yapıldı. Taliban, 1990'larda ülkede iktidara ilk kez geldiğinde de aynı yolu izlemişti. O zamanlar, Taliban'ın düşmanlarına eve dönmesi için para ödemesi sayesinde şehir ve kasabalar sıklıkla el değiştiriyordu. Bunun tekrar yaşanmaması şaşırtıcı olurdu.

Bu bağlılık değişiklikleri Taliban'ı Kabil'e giden yolda hızlandırdı ancak yeni iyi gün dostu Taliban taraftarlarının sadakati veya tarafsızlığı derin değil. Merkezi Taliban hükümetinin gevşek otoritesi altında eski kontrollerini sürdürmeyi bekleyecekler. Ayrıca, büyük ölçüde Peştun olan Taliban'ın Tacik, Özbek ve Hazara bölgelerini onlara yüksek derecede özerklik vermeden yönetmesi de zor olabilir. Taliban için risk yüklü alternatif, Afganistan'daki azınlıklara karşı aşırı şiddet kullanmak olacak. Ancak Tacik, Özbek, Hazara ve diğer küçük grupların tamamı nüfusun neredeyse yüzde 60'ını teşkil ediyor.

Taliban'ın iktidarı elinde tutabilmesi için önemli bir avantajı var. Şu an için, hiçbir yabancı güç veya komşu devlet, Taliban karşıtı direniş hareketini silah ve parayla destekleyecek gibi görünmüyor. 1990'larda Pakistan'ın desteğiyle iktidarı kazandılar ve 2001'de ABD'nin Kuzey İttifakı'nı desteklemesi nedeniyle kaybettiler.

ABD, Britanya ve diğer devletler, Usame bin Ladin ve El Kaide'nin ülkede üslendiği zamanlarda olduğu gibi Afganistan'ın yeniden terörist sığınağı haline gelmesine müsamaha göstermeyeceği konusunda uyarıyor.

Fakat bu kez Taliban, Afganistan'ın meşru hükümeti olarak uluslararası tanınırlık kazanmaya hevesli. El Kaide'ye veya IŞİD'e ev sahipliği yaparlarsa uluslararası tecrit şeklinde ağır bir bedel ödeyecekler.

Afganistan'da diğer cihatçı örgütlerin yeniden toplanacağına karşı bir başka argüman da, 20 yıl önce Usame bin Ladin'in karargahı ve kampları ülkedeyken, onunla ittifakın iki yönlü bir yol olduğuydu. Taliban, El Kaide liderine sığınak vermiş, o da Taliban'a para ve fanatik savaşçılardan oluşan bir çekirdek sunmuştu. Ne de olsa 11 Eylül'den hemen önce Kuzey İttifakı lideri Ahmed Şah Mesud'a suikast düzenleyenler iki El Kaide intihar bombacısıydı.

Fakat Taliban'ın artık El Kaide'nin yardımına ihtiyacı yok ve ittifakın yenilenmesini reddetmeleri için her türlü sebep mevcut. Diğer taraftan, ideolojik bakımdan El Kaide ve klonlarına kendini yakın hisseden ve onlara gizli yardım sağlayacak Taliban komutanları olabilir.

Taliban, zaferinin eksiksizliği karşısında gözle görülür bir şaşkınlık içinde, bunu sindirip pekiştirmesi zaman alacak. Dış dünya, yeni Afgan rejimi hakkında ne yapacağını ve rejimin başarısının kendileri ve bölge için ne gibi etkileri olacağını merak edecek.

Ilımlı yüzünü göstermek şu an için Taliban'ın çıkarına fakat 20 yıldır ağır kayıplar vererek şiddetli bir savaş yürüttüler. Aralarında siyasi uygunluk uğruna sosyal ve dini inançlarını törpülemek istemeyen pek çok kişi olacaktır. Taliban liderlerinin henüz ilan ettiği affa rağmen, birçoğu uzun zamandır hain olmakla suçladıkları eski hükümet destekçilerinden intikam almaya çalışacak.

Patrick Cockburn'ın makalesinin tasarımdan kaynaklanan nedenlerle kısalttığımız başlığının tamamı şöyledir: ABD ve Birleşik Krallık, Afganistan’da işleri çok yanlış anladı çünkü Afgan savaş tarzını kavrayamadılar

Independent Türkçe için çeviren: Kerim Çelik

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR