Taliban, IŞİD'in düşmanı gibi görünerek parya statüsünden kurtulacak

Kabil havalimanında en az 79 Afgan sivilin ve 13 Amerikan askerinin (2 Eylül itibarıyla en az 170 Afgan sivil ve 13 Amerikan askeri -ed.n.) katledilmesi, IŞİD'in Afgan kolunu amaçlandığı gibi haber gündeminin en üst sıralarına taşıdı. Oluşum maksimum kamuoyu dikkatini garanti eden bir yer ve zamanda tek bir vahşi saldırıyla yeni Taliban iktidarı altındaki Afganistan'da bir oyuncu olmayı amaçladığını ortaya koydu.

Başkan Joe Biden, Başkan George W. Bush'un 11 Eylül'de söylediklerini tekrarlayarak "Affetmeyeceğiz. Unutmayacağız. Hepinizi bulup size bedel ödeteceğiz" ifadelerini kullandı.

Fakat ABD'nin 11 Eylül'e karşı kendi kendini yok eden tepkisi, yanlış yönlendirilmiş aşırı tepkilerin riskleri hakkında bir uyarı görevi görmeli. Afganistan'daki karmaşık gelişmeleri “terörle savaş”ın başka bir aşamasına indirgemek yanıltıcı, zarar verici ve mevcut karmaşanın temel nedenlerinden biridir.

ABD 20 yıl önce Afganistan'daki her şeye "terörle mücadele" prizmasından bakarak kendisini şiddetlendirdiği ve kısa süre önce kaybeden taraf olarak çıktığı bir iç savaşın içine sokmuştu.

Biden şu anda ABD'nin aşırı aceleci çıkışı için her yönden esen bir eleştiri fırtınasının hedefinde fakat Donald Trump daha da hızlı bir çekilme planlamıştı. Dahası, Şubat 2020'de Taliban'la imzalanan ve Afganları Amerikalıların taraf değiştirdiğine, hayatta kalmak istiyorlarsa aynısını yapmaları gerektiğine ikna eden tek taraflı geri çekilme anlaşmasının mimarıydı.

Biden mevcut fiyaskodan siyasi olarak yaralandı fakat Kabil havalimanındaki katliamın televizyon görüntüleri halkın zihninde solup giderken ve Biden, ABD'yi kazanılamaz bir savaştan çıkardığını vurgularken bu hasar kalıcı olmayabilir. Trump'ın daha 2019 gibi yakın bir tarihte Amerika'nın Suriye'de IŞİD'i yenen Kürt müttefiklerinin birçoğunu topraklarına yönelik bir Türk müdahalesine yeşil ışık yakarak mülteciye dönüştürdüğünü kim hala hatırlıyor?

Hatta tüm dünyanın Kabil havalimanında on binlerce insanı içeren olaylara odaklanarak dikkatini 18 milyon Afgan kadının karşı karşıya olduğu korkunç olasılıklardan ve 4 milyon Şii Müslüman'ın karşı karşıya kalacağı muhtemel zulümden başka yöne çekmesi Amerika için avantajlı bile olabilir. ABD için bir başka fayda da Taliban'ın IŞİD'in düşmanları olarak yeniden adlandırılması, dolayısıyla ABD'nin baş öcüsü olmaktan çıkıp Taliban'a yenilmeyi daha makul hale getirmesi.

Aynı fikir 2015'ten beri IŞİD'in bölgesel kolu olan Horasan İslam Devleti'yle savaşan Taliban'ın da aklına gelmişti. Patlamadan önce konuşan kimliği belirsiz bir Taliban yetkilisi "Bizim muhafızlarımız da Kabil havalimanında hayatlarını tehlikeye atıyor, onlar da İslam Devleti grubundan bir tehditle karşı karşıya" demişti. Bir kaynağa göre patlamada 28 Taliban savaşçısı öldürüldü. Taliban, IŞİD karşıtı bir güç olarak yeniden isimlendirilerek meşruiyet, uluslararası tanınırlık ve umutsuzca ihtiyaç duyduğu ekonomik yardımları elde etmeyi çok daha kolay bulacaktır.

IŞİD, Taliban'ı ABD işbirlikçisi olmakla suçladı ve Taliban'ın ilerleyişi ve Kabil hükümetinin çöküşündeki hızın ancak ikisi arasında bir anlaşmanın varlığıyla açıklanabileceğini söyledi. Bu konuda hükümet tarafındaki bazı mağlup liderlerle aynı fikirdeler. Eski bir savaş ağası olan Atta Muhammed Nur helikopterle alelacele kaçışının ardından Kabil'in düşmesinin "büyük, organize ve korkak bir komplonun sonucu" olduğunu iddia etti.

IŞİD liderleri 2014'te Irak'ın batısında ve Suriye'nin doğusunda kurmaya çalıştıkları ve kendini halife ilan eden fakat 2019'da öldürülen Ebu Bekir el-Bağdadi'yle birlikte ortadan kaldırılan sözde halifeliğin aksine, Taliban'ın bütün bir ülkenin kontrolünü ele geçirmiş olduğu gerçeğinden hoşlanmıyor.

Yakın tarihli bir Birleşmiş Milletler raporuna göre Horasan İslam Devleti büyük bir örgüt değil ve 1,500 ila 2 bin 200 savaşçıya sahip. Havalimanı patlamaları bu yıl Kabil'deki en kanlı katliam eylemleri bile değil, mayısta 85 Şii Hazara kız öğrenci bir araba bombasıyla öldürülmüştü.

IŞİD, Kabil'de, Paris'te veya Manchester'da olsun, bu tür toplu cinayetleri takip eden, profilini yükseltmeye, yeni üyeler ve para kazanmaya hizmet eden kınamalardan besleniyor. Ama IŞİD, Afganistan'ın içinde ve dışında gerçekten ne boyutta bir fiziksel tehdit oluşturuyor? Ülke 2001'den önce Usame bin Ladin'in üslendiği zamanki gibi bir kez daha El Kaide tipi gruplar için bir sığınak olacak mı?

Bugünkü durum 20 yıl öncesinden farklı. O günlerde Taliban'ın kendisine para ve 2001'de Taliban karşıtı güçlerin çok yetenekli lideri Ahmed Şah Mesud'a suikast düzenleyen iki intihar bombacısı gibi fanatik savaşçılar sağlayan El Kaide'yle bir ittifaka ihtiyacı vardı. Bugün Taliban'ın böyle bir yardıma ihtiyacı yok ve tam tersine, kendisini diğer başarısızlıkları göz ardı edilmesi gereken "terörle savaşa" hevesli yeni bir asker olarak sunacak. Bu, suiistimalleri Batı'da rutin olarak görmezden gelinen veya önemsiz görülen Mısır ve Suudi Arabistan gibi otoriter devletlerin çok başvurduğu bir yoldur.

Havalimanı patlamasının ardından Taliban 1996 ve 2001 arasında yaşadığı parya devlet tecridinden kurtulma yolunda ilerliyor.

Kişisel çıkar Taliban'ı Batı'yla bağlantılar kurmak için IŞİD'e karşı savaşmaya itebilir fakat Taliban, El Kaide ve IŞİD arasındaki ilişki, bu tür bir reel politik tarafından dikte edilene nazaran daha karmaşık. Daha önce yurtdışında, Pakistan ve Katar'da rahatlık içinde yaşayan Taliban liderleri dünyaya ılımlı bir yüz göstermenin avantajını görebilir.

Ne var ki Taliban'ın sapkın ve hain olarak gördükleri kişilere karşı muazzam bir zafer kazanmış askeri komutanları ve savaşçıları inançlarını törpülemeye hevesli olmayacak ve bunun yerine ABD ve müttefiklerinin terörist olarak tanımladıkları kişilerin peşine düşecekler. Horasan İslam Devleti'nin üyelerinin çoğu eski Taliban savaşçısı ve köktendinci cihatçı grupların tümü, genel olarak, ortak bir ideoloji ve dünya görüşünü paylaşıyor.

Bu hareketler açıkça birbirleriyle savaşıyor, birbirlerini kıskanıyor ve birbiriyle işbirliği yapıyor, çoğu Taliban zaferini memnuniyetle karşılıyor ve yalnızca birkaçı bunu bir ABD - Taliban anlaşmasının sonucu olarak kınıyor, ki gerçekten de öyle. Ama daha küresel açıdan bakıldığında, en az 100 bin iyi silahlanmış askere sahip ve ABD destekli Afgan hükümetinin daha küçük ve daha az donanımlı Taliban tarafından devrilmesi, köktendinci İslamcı cihatçı dini hareketlerin gücünün bir işareti olarak görülecektir. 2014'te Irak'ta, Musul'un üç Irak tümenine karşı 800 IŞİD savaşçısı tarafından ele geçirilmesinde olduğu gibi, bu tür zaferler sempatizanlara ilahi bir ilham gibi görünecek.

Kabil hükümetinin hızlı çöküşü Batı destekli ya da Batı tarafından kurulmuş rejimlerin nadiren meşruiyet kazandığını ve nadiren tek başına ayakta kalabildiğini gösteriyor. Afganistan örneğinde, bu parçalanma kısmen psikolojikti; en basit haliyle hükümet, süper güç müttefiklerinin onları terk edeceğine inanamamıştı.

Felaket aynı zamanda askeriydi; Pentagon, Amerikan ordusunun yansıması olan bir Afgan ordusu yarattı, dolayısıyla bu ordu, istediği zaman hava saldırıları çağırmadan savaşamadı. Bu köklü başarısızlıklar IŞİD'in Kabil havalimanındaki intihar saldırısından daha önemli.

Bu yazı Independent Türkçe'den alınmıştır

Çeviren: Noyan Öztürk


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR