Sinemanın akıbetini değiştiren yönetmen: Sergey Ayzenştayn

23 Ocak 1898 tarihinde Letonya’nın başkenti Riga’da dünyaya gelen Sergey Ayzenştayn, Çarlık Rusyası’nda yaşayan varlıklı ve entelektüel ailesi sayesinde iyi bir eğitim alır. Henüz okul yıllarında Fransızca ve İngilizce'yi iyi derecede öğrenir. Çocukluk yıllarında Avrupa’ya gider ve o yıllarda emekleme evresinde olan sinemayla tanışır. Bu yeni sanattan çok etkilenir. 1918 yılında Petrograd Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden mezun olan Ayzenştayn, üniversite yıllarında başlayan tiyatro sevgisinden dolayı öğrenim gördüğü işi yapmaz ve sanata yönelir.

Aynı dönemde yaşanan iç savaşta Kızılordu’ya katılan Ayzenştayn, savaş sonrası İşçi Tiyatrosu’nda çalışmaya başlar. Meyerhold ile ilişki kuran Ayzenştayn, bu isimden çok etkilenir. Ardından Sovyet yönetmen ve teorisyen Kuleşov ile çalışmaya başlayan Ayzenştayn, teorik olarak da sinema üzerine düşünmeye çalışır. Sonraki yıllarda yapacağı filmlerin özünü oluşturan çarpıcı kurgu teorisini 1923 yılında kaleme alır. Bu yazı, Lef dergisinde yayımlanır.

1924 yılında "Grev"i, 1925 yılında "Potemkin Zırhlısı"nı, 1927 yılında da üçüncü önemli filmi "Ekim"i çeker. "Potemkin Zırhlısı" filmi, uzun yıllar boyunca tüm zamanların en iyi filmi olarak anılır. Bu filmden sonra, Lenin’in 1919 yılında “Sinema bizim için sanatların en önemlisidir” diyerek açtığı, dünyanın ilk sinema okulu olan VGIK’te (Devlet Sinema Enstitüsü) hocalığa başlayan Ayzenştayn, sonraki yıllarda da gerek Sovyetler Birliği’nde, gerekse de dünyanın diğer ülkelerinde film üretmeye devam eder. Onun bu maceralı yaşamını, teorisinin belli başlı noktalarını ve filmlerinin hikâyesini geçtiğimiz günlerde Runik Kitap’tan çıkan Mike O’Mahony imzalı Sergey Ayzenştayn kitabından öğreniyoruz.

Bristol Üniversitesi’nde Sanat Tarihi ve Görsel Kültür Profesörü olarak çalışan O’Mahony, aynı zamanda dünyanın sayılı müze ve galerilerinde de dersler veriyor. Bugün, evrensel bir sinemadan bahsedildiğinde, ismi anılan ilk sinemacılardan biri olan Ayzenştayn’ın yaşamını tüm boyutlarıyla anlatmaya, onun eşsiz dehasını irdelemeye çalışan O’Mahony, sanatçının sinemasını merkeze alıyor. 

“İki sahneyi yan yana yerleştirmek, ikisinin arka arkaya görünmesi demek değildir. Bu bir keşiftir” diyerek henüz bakir yıllarında sinemayı bir sanat yapmaya gayret eden Ayzenştayn’ın biçimci yönüne değinen O’Mahony, sanatçının bir sinema fabrikası gibi işleyen okul yıllarını ve bir laboratuvar işlevi gören atölyeleri de anlatıyor. O tarihlerde gerek Kuleşov’u, gerekse de Vertov’u inceleyen Ayzenştayn’ın bu sanatçılarla kurduğu ilişkiyi ve sinemanın sonraki yıllarında sadece görüntüleriyle değil, kelimeleriyle de anlam yaratan teorisyeni dolaysız bir şekilde aktarmaya gayret ediyor.

Tıpkı Vertov gibi, burjuva senaryolarına sırt çeviren, star oyuncu sistemine karşı çıkan Ayzenştayn, O’Mahony’nin çalışmasında da görüldüğü gibi, bunu en iyi "Potemkin Zırhlısı" filminde uygular. Yapay ışığı reddeden, gerçek mekanları kullanan ve birbirinden farklı bağlamlarda üretilen görüntüleri yan yana kullanarak yeni bir anlam yaratan eşsiz kurgu bilgisiyle Ayzenştayn, biçimci sinemanın yüz akı olarak anılır. O’Mahony’nin çalışması sayesinde Ayzenştayn’ın bu çabasının altında yatan motivasyonu görebiliyoruz.

Bir dönem anlatısı şeklinde de okunabilecek olan çalışma, Sovyetler Birliği’nin kuruluş ve İkinci Dünya Savaşı’nın bitiş yıllarına da değiniyor. Bu bağlamda, yeni bir ülke ve rejimin, yeni bir kuşakla nasıl bir ilişki kurduğu ve kurulan ilişkilerden hareketle nasıl bir sanatçı kuşağı da çıktığı gözler önüne seriliyor. Gerek Ayzenştayn, gerekse de diğer sinema teorisyen ve yönetmenleri aracılığıyla bu yeni kuşağın sinema sanatına yaptığı etkileri de inceleyebiliyoruz.

Üretimleriyle Godard ve Fellini gibi sinemanın üstatlarını etkileyen ve “sinemanın akıbetini değiştirdi” cümlesini en çok hak eden isimlerden biri olan Ayzenştayn’ı daha iyi tanımak için O’Mahony’nin kitabı biçilmiş kaftan.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR