Çocuk okutmak...

Eskiden emekli işçiler, yaşadıkları şehirden başka bir şehirde çocuk okutabilirdi. Evet, biraz zor koşullarda üniversiteye devam ederdi emeklilerin çocukları ama bir biçimde okuyup mezun olurlardı.

Şimdi böyle bir şey hayal edilemez.

Çünkü bir emekli işçinin maaşı büyük bir kentte ev kiralamaya dahi yetmiyor.

Ortalama bir üniversite öğrencisinin yurt ya da evde barınması, beslenmesi, ulaşım giderleri, kitap ve kırtasiye masrafları üst üste konduğunda asgari ücreti geçiyor.

Genç bir insanın kültürel gelişimi ya da kendisi gibi gençlerle sosyalleşip eğlenmesi gibi "fantastik" olaylardan bahsetmiyorum bile.

Barınma ciddi bir sorun haline gelmeye başladı. Yurtlar yetersiz, pahalı ve kalitesiz, evler ateş pahası.

İstanbul’da sayısı tam olarak kestirilemeyen ama en az 700 bin olarak tahmin edilen konut fazlası bir kenarda dururken kiraların nasıl akıl almaz biçimde yükseldiğini izah etmek güç.

Ankara’daki konut fazlasının ise 1 milyon 400 bin civarında olduğu söyleniyor.

Her iki şehirde beton dökülmeye devam ediliyor. Öğrenciler ise sıkış tepiş sağlıksız koşullarda yaşamaya çalışıyor.

Öte yandan, öğrenim hayatını çalışmadan sürdürebilen şanslı azınlık dışında tüm üniversite öğrencileri çalışarak okumak zorunda...

Üstelik çalışma koşulları son derece kötü. Güvencesiz ve aşırı sömürüye maruz kalarak çalışıyorlar.

Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) kredileri ise okulunu uzatan ya da mezun olup iş bulamayan gençlerin üzerine kabus gibi çöküyor. Büyük sermaye gruplarının, özellikle de iktidar müteahhitlerinin milyarlık vergi borçlarını bir kalemde silebilen AKP yönetimi, gariban gençlerin borçlarına faiz üstüne faiz bindiriyor.

Bu gerçeklik, pek dillendirilmeyen ama herkesin farkında olduğu berbat bir duruma da yol açıyor üniversiteliler arasında: Lümpenleşme...

Evet, fuhuş ve uyuşturucu ticareti üniversite öğrencileri ya da iş bulamayan mezunlar arasında da yayılıyor. "Geçimlik" gibi görülüyor.
"Aykırılık" ya da bir çeşit "muhaliflik" görünümüyle meşrulaştırılıyor bile.

Oysa fuhuş da uyuşturucu da kişiyi gerek bedenen gerekse moral bakımdan çökertiyor.

Toplum olarak insani bir yaşam sağlayamadığımız üniversiteli gençlere, aslında bir bütün olarak gençliğe, gelecek de vadedemiyoruz.

Genç işsizlik korkunç boyutta... Derme çatma, liseden bozma üniversitelerden mezun olan milyonlarca genç işsiz. Ebeveynlerinin yanına sığınmış, kendilerine müstakil bir yaşam kuramayan bir gençlikten söz ediyoruz.

Evlenemiyor gençler. Evet, parasızlıktan, işsizlikten ya da çoğunlukla asgari ücret bandında çalışmaktan dolayı evlenemiyorlar. Evlenseler de geçim derdi evlilikleri cehenneme çeviriyor.

Kadınlar kanlı bedeller ödüyor. Kadına şiddet inanılmaz boyutlara ulaşıyor. Toplumdaki dejenerasyonun en ağır yükü genç kadınların omuzlarına yıkılıyor.

Yapılan tüm araştırmalar, yüz yüze görüşmeler gençlerin derin bir umutsuzluk ve haliyle mutsuzluk sarmalında sıkışıp kaldığını ortaya koyuyor.

Gençlerinin kaçmak için can attığı bir ülke olma utancını yaşıyoruz.

Malum, seçimler yaklaşıyor. Bu manzarada hangi siyasi parti gençlere nasıl bir gelecek vaadinde bulunacak ve bunu nasıl gerçekçi bir temele oturtacak, insan hakikaten merak ediyor.

Zira reformlar yoluyla mevcut gidişatın tersine çevrilmesi hiç de mümkün görünmüyor. Kendi adıma, bir çeşit "devrim" dışında bir alternatif olduğunu düşünmüyorum. Ve bunun ideolojik gerekçelerden çok çürümenin ulaştığı boyutla ilgisi var.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR