Konut sorunu; bollukta yokluk

Yurt ve barınma sorunu yaşayan öğrencilerin, aşırı artış altında ezilen kiracıların, kendilerine uygun ev bulamayanların şikayetleri giderek yoğunlaşıyor. Her yeri şantiye, inşaat olan memlekette konut krizi var.

Yirmi yıldır en hızlı gelişen, bu sayede ortaya çıkan yan sektörleriyle birlikte devasa bir kâr kaynağı ve hem de eş dost besleme alanı olan inşaat sektörü en doğal sonucunu konut kıtlığıyla verdi. Kentlerin mutena bölgelerinde belirsiz bir piyasaya, plansızca yapılan lüks konutlardaki güncel doygunluk ya da bolluğa koşut, halk tipi kiralık konutlarda darlık yaşanıyor.

Defalarca vergi indiriminden yararlanan inşaat tekellerinin; yerli türedi zenginlere, olmazsa Katarlı, Suudi petrodolar zenginlerine, havadan para kazananlara satarız diye kentlerin gözde bölgelerine yaptıkları lüks konutlar kentsel arazinin fiyatlarını ateş pahasına yükselttiğinden maaşlarını dolarla almayanlar ne bir konut sahibi olabiliyor ne kiralık ev bulabiliyor. İnşaat sektörü malını satamamaktan şikayetçi, halk barınma sorununu çözememekten.

Kira sorunu ne emlakçıların açgözlülüğünden ne ev sahiplerinin insafsızlığından ne de göç yoğunluğuna bağlı nüfus artışından. Doğrudan doğruya çökme, talan, yağma ekonomisinin bir sonucu. Kamu-özel iş birliği ile yapılmış ‘teminatlı’ yollar-köprüler-hastaneler ve havaalanlarında yaşadığı çakılma halinden, faturayı dolaylı vergilendirme sistemi ile halka keserek çıkarrmaya çalışan inşaat sektörünün büyüme hırsıyla ilgili daha çok. Ancak bu hırs, Merkez Bankasında rezerv sıkıntısı, doların hızlı yükselişi, yüksek enflasyon ve reel ücretlerde düşüşle seyreden krizli ortamın gelgitleriyle sınırlandıkça yeni çıkış yolları aramaya devam ediyor. Kanal İstanbul inşaatından ormanlık arazilere ilçe büyüklüğünde tatil köyleri kurmaya, kamu arazilerine şu veya bu şekilde çökmeye kadar yolu var. Tabii iktidarın hamiliğinde. Bulunan her çözümün bedeli ise fatura olarak yine halkın cebinde.

Aileler çoluk çocuk sokakta, öğrenciler devlet barınma sorunundan elini çektiği için yurtsuz kaldılar. Böylece cemaatlere ve dini vakıflara muhtaç bırakıldılar.  Herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışıyor.

Geçen hafta benzer sorunlar yaşanan Amsterdam ve Berlin’de aşırı yüksek kiralar protesto edildi. Halk sokağa çıktı. Muhtemelen oralarda yöneticiler kendi ülkelerindeki konut sıkıntısının nedenini büyük ölçüde göçmenlere bağlıyorlar. Burada da durum çok farklı değil. Önce Suriyeliler ve şimdi de Afgan göçü nedeniyle kiralık ve satılık konuta artan talebe arzın yetmediği iddiasını ileri süren çok yorumcu var. Asgari ücret 3 bin lira iken orta halli bir semtte ortalama kiranın 1500 liradan 3 bine fırlamasının suçlusunun göçmenler olduğunu ileri sürmek konforlu olmalı. Oysa Geri Kabul Anlaşması’na imza atıp üçüncü ülkelerle göçmen pazarlığı yapan bir iktidarın, ‘Misafir ettiği’ göçmenlerin barınma sorununu niçin şimdiye kadar çözmediği sorusunun yanıtı çok daha önemli.

Başlarını sokacak yer bulamayan öğrenciler ve güç yettiremeyen kiracılar ise kapı çalmaya devam ediyor. Bir evden bir eve taşınmanın maliyeti elbette kiradan ibaret değil. Bugün depozit, peşin kira, emlakçı haracı, nakliye bedeli, boya badana vs. derken… Konut orta kademe bir emekçinin boyunu çok aşan bir talep haline geldi.

Market fiyatlarının artışından şikayetler artınca devlet, zabıtaları veya özel denetçileri göreve salarak “Dostlar, düşmanlar iş yapıyor görsünler” havasına girdi. Denetçiler tezgah fiyatlarıyla fatura fiyatlarını karşılaştırmak gibi ‘sonuç alıcı’ bir işgüzarlıkla market market dolaşıyorlar.

Bu, “ekonomide uçtuk, kanatlandık, maaşlar şu kadar yılda şu kadar arttı” diyerek hikaye anlattığı zamanlar da sorunlara yaklaşım tarzının son örneği. O yüzden aynı işgüzarlık konut sorununun çözümü için de sergilenebilir. Örneğin birkaç denetçiyle emlakçılara musallat olabilir!

Çünkü iktidarın halkın konut ihtiyacına bulabileceği veya bulmaya niyetli olduğu hiçbir çözüm yok. Barınmanın bir insan hakkı, devletlerin yurttaşlarına insanca yaşanabilir nitelikte konut sağlamakla yükümlü olduğunu unutmayı ve unutturmayı tercih ediyor. Ama hayat, konut darlığının, mesela emekçilerin cebinden alınanın inşaatın beşli çetesine sunulmasıyla, onlar için yaratılan imkan bolluğuyla alakalı olduğunu da, hakları ve hesapları da hatırlatıyor. Yokluğun ve yoksulluğun bolluğun komşusu olduğu görülüyor.

Bu yazı Evrensel'den alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR