Öğrencilerin barınma hakkı

Üniversitelerde yaklaşık bir buçuk yıl sonra yeniden yüz yüze eğitime geçiliyor. Elbette hiçbir şey eskisi gibi değil. Salgın, sosyal ve ekonomik şartları olduğu kadar, gelenekleşmiş tüm kalıpları da değişmeye zorluyor. Ve yazık ki plansız, kamusuz bir iktidar elinde bu değişim, eşitsizlikleri derinleştiren nitelikte oluyor.

Örnek mi? Milyonlarca öğrenci var. Geçim zorluğu yaşayan, cebindeki para her gün değersizleşen, alım gücü düşen aileler, çocuklarını başka şehirlerdeki üniversitelere bin türlü fedakârlıkla göndermeye çalışıyor. En büyük sorun elbette ulaşım, barınma, temel gıda ihtiyaçları, ısınma ve kitap masraflarında düğümleniyor. Bu alanlarda hiçbir şey, bir buçuk yıl önceki seviyesinde değil. Her şey pahalılıktan payını aldı. Oysa gelirimiz bu erimeyle mücadele edecek kadar artmadı. Öyleyse şimdi üniversitede okumak daha da zor.

Zaten genç işsizliği almış yürümüş; umutsuzluk yayılmış; gençler, iş bulamam korkusuyla kamusal eleştiriden, siyasal meselelere dair fikir belirtmekten geri çekilmiş; bir de üstüne liyakatsiz ve keyfi atamalar, çift maaşlı bürokratlar, şatafatlı harcamalar ekranlarda görünür olmuş. Böyle bir ortamda okumakta ısrar, maddi olanak kadar, manevi güdülenmeyi, çelik gibi iradeyi de zorunlu kılıyor. Öğrencilik böyle devirde zor zanaat.

Şimdi asıl öne çıkan konulardan birisi de barınma sorunu. Dikkatinizi çekmiştir; birkaç gündür, özellikle devlet yurtlarının yetersiz kaldığı (doğrusu, yetersiz bırakıldığı), öğrenci sayısının ise fazlaca arttığı şehirlerde, kiralardaki olağanüstü fahişliği de karşılayamayacak durumda olan gençler, “Barınamıyoruz” diyerek parklarda sabahlıyor, seslerini duyurmaya çalışıyor. Haksız değiller.

Bu sorun şimdi neden daha fazla görünür oldu? Madde madde gidelim.

Her şehre üniversite açıldı. Ancak yurt kapasiteleri aynı oranda geliştirilmedi. Bu durum bir yandan iktidarla gündem birliği içindeki derneklere, vakıflara, özcesi ve çokçası tarikatlara yurt açma, gençleri buralara çekme şansı tanıdı. Bir de inşaat merkezli büyüme stratejisi, her yerde yapılaşmanın önünü açtı. Parası olan, fazladan ev aldı. Kimisi özel yurt yaptı; kimisi de öğrencilere, gerçek değerinin üstünde pay ederek kiraladı. Buradan da bir başka geçim kapısı açıldı. Fakat şimdi alım gücünün düştüğü bu kriz koşullarında ev kiralamak zorlaştı, devlet yurtları da yetmiyor. İşte bu ortamda da üniversite öğrencilerinin cebi üzerinden kurulan yerel iktidar bloku sarsıldıkça iktidar da ne yapacağını şaşırdı.

YURT İHTİYACI

Gelelim ikinci meseleye. Belki geçmişte bu mesele bu denli gündeme gelemiyordu. Ancak sorun yine vardı. Şimdi, halkın alım gücünün düştüğü, yönetenlerinse şatafatlı harcamalarının hız kesmeden sürdüğü tablo daha fazla dikkat çekmeye başladı. Zıtlıklar yüzeye çıktı, görünür oldu. Böyle bir ortamda da doyumsuz inşaat merkezli büyüme modeliyle boş konutlar, konut fazlalıkları konuşulmaya başlandı. Bir yanda milyonluk daireler, boş ve sahipsiz; diğer yandaysa binlerce öğrenci, yurtsuz, evsiz. Bu zıtlık, iktidarın ekonomik tercihleriyle, özel çıkarı öne alan büyüme modeliyle gençliğin, yani geleceğimizin ihtiyaçları arasındaki makasın ne denli açıldığını da göstermeye başladı.

Üçüncü madde de önemli. İktidar, üniversite kontenjanlarını ne denli artırdığını, ne çok bina diktiğini, 2002’den beri de yurt sayısını artırdığını söylüyor, övünüyor. Doğrudur, bunlar yapıldı. Ancak karşılaştırmalar doğru zeminde olmazsa saptırmadan başka işlev görmez. Üniversite sayısıyla öğrenci sayısının artışına uygun bir yurt kapasitesi artışı yapıldı mı? Sonuçta öğrenci sayısı bu denli artıyorsa, barınma sorununun da baş göstereceği açıktı. Bir de asıl sorun şu: Tüm dünya gibi biz de bir buçuk yıldır bu salgınla baş etmeye çalışıyoruz. Yönetenler sürekli ne diyor? “Maske, mesafe ve temizlik.” Dolayısıyla eskisi gibi, kalabalık ortamlarda barınma yerine, seyreltilmiş bir barınma modeline geçilmesi gerektiği gün gibi açık. Bunun için de yeni yurt binaları yapılmalı, gerekirse kiralanmalı. Bir buçuk yıldır bunlar yeterli ölçüde planlandı mı? Kaldı ki yurt deyip geçmeyin; yurt demek, öğrenci için aynı zamanda yemek demek, kışın ısınma demek. Öğrenci ev kiralasa bu masraflar da katlanacak.

Son bir mesele var. Birçok üniversite bu dönem derslerin yüzde 40’ına kadarını yine online olarak vermeyi planlıyor. Bu durumda, okuduğu şehre gelen öğrencilerin yine bilgisayara, internete ihtiyacı olacak. Kalacakları yerlerde, yurtlarda, elbette sosyal mesafe kurallarına uygun olacak şekilde, bu olanaklar sağlandı mı?

Görüldüğü üzere her mesele, kaynakların kullanımı konusunda iktidarın tercihlerine ama en çok da plansızlığın, programsızlığın yarattığı bedellere geliyor.

Bu yazı Cumhuriyet'ten alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR