Avrupa Konseyi ile yol ayrımına doğru mu?

Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği birçok kritik kararı uygulamamasının yol açtığı sorunlar bu köşede zaman zaman gündeme geldi.

Bu çerçevede geçen yıl sonunda kaleme aldığımız bir yazıda, Azerbaycan’ın AİHM’nin verdiği ünlü Ilgar Mammadov kararını yerine getirmemekte ısrar etmesinin, bu ülke açısından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde ne gibi sıkıntılar yaratabildiğine özellikle dikkat çekmiştik (25 Aralık 2020).

Bakanlar Komitesi’nin, AİHM’nin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmaları yolundaki kararlarının uygulanmaması üzerine geçen hafta Türkiye hakkında verdiği yeni kararlara bakıldığında, Mammadov dosyasını kısaca hatırlamakta yarar var.

AİHS 18’İNCİ MADDEDEN İHLAL NE ANLAMA GELİYOR?

Azerbaycan’daki muhalif bir partinin kurucuları arasında yer alan Mammadov, kamu düzenini bozduğu gerekçesiyle 2013 yılında tutuklanarak yedi yıl hapse mahkûm ediliyor. AİHM, yapılan bireysel başvuru üzerine, Azerbaycan’ın Mammadov’un tutuklanmasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) iki maddesini ihlal ettiğine ve kendisinin tahliye edilmesi gerektiğine hükmediyor 2014 yılında.

AİHM, ihlallerden birini AİHS’nin tutuklamaları ilgilendiren “özgürlük ve güvenlik hakkı”na ilişkin 5’inci maddesinden veriyor. İkinci ihlal ise Sözleşme’nin 18’inci maddesinden çıkıyor.

AİHS’nin 18’inci maddesi önemli, çünkü “Hak ve özgürlüklere bu Sözleşme hükümleri ile izin verilen kısıtlamalar öngörüldükleri amaç dışında uygulanamaz” hükmünü taşıyor. Bu maddeden ihlal çıkması, ilgili ülkenin hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında Sözleşme’nin amaçları dışına çıktığı anlamına geliyor.

AİHM’nin bu maddeden ihlal vermeye başlaması özellikle son 15 yıl içinde gözlenen yeni bir yöneliş. Türkiye’nin Avrupa Konseyi’ndeki bir önceki Daimi Temsilcisi Büyükelçi Erdoğan İşcan’ın dün T-24’te bu konuda kaleme aldığı “Hukuk ile siyaset ilişkisi ve AİHM kararlarının uygulanması” başlıklı önemli yazısındaki tespite göre, AİHM, bugüne dek söz konusu maddeden yalnızca 18 kez ihlal kararı almış. Türkiye’ye bu maddeden ihlal iki kez verilmiş. Bunlar Kavala ve Demirtaş kararları.

BAKANLAR KOMİTESİ TARİHİNDE İLK KEZ

Azerbaycan, AİHM’den çıkan Mammadov kararını uygulamıyor. AİHM kararlarının uygulanmasının denetiminden sorumlu olan organ, Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin temsilcilerinin Strasbourg’da bir araya geldikleri Bakanlar Komitesi. Bunun üzerine Komite, Azerbaycan’a kararı uygulayıp Mammadov’u serbest bırakması çağrısında bulunduğu bir dizi karar alıyor ısrarlı bir tutum içinde.

Bir gelişme olmayınca, Bakanlar Komitesi kritik bir adım atarak, AİHS’nin AİHM kararlarının bağlayıcılığına ilişkin 46’ıncı maddesini devreye sokuyor. Bu madde ilk fıkrasında, “Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler” hükmünü içeriyor. Maddenin dördüncü fıkrasında ise ihlal kararları uygulanmazsa Bakanlar Komitesi’nin bu durumu -üçte iki oy çokluğuyla- AİHM’ye götürebileceğini belirtiliyor. Bu süreç “ihlal prosedürü” (infringement procedure) olarak adlandırılıyor.

Bakanlar Komitesi, 2017 yılında Azerbaycan hakkında bu prosedürü devreye sokarak, AİHM’den Mammadov dosyasında Azerbaycan’ın AİHS 46’ıncı madde çerçevesinde ihlal kararını uygulama yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine bakmasını istiyor. Büyükelçi İşcan’ın dikkat çektiği kritik bir nokta, bu maddenin Bakanlar Komitesi’nin tarihinde ilk kez işletilmiş olmasıdır.

İhlal prosedürü işlemeye başlayınca, bir süre sonra Azerbaycan’daki istinaf mahkemesi, 2018 yılında Mammadov’un cezasını onaylayıp, şartlı tahliye hükümleri çerçevesinde kendisini serbest bırakıyor. Gelgelelim Mammadov serbest kaldı diye Bakanlar Komitesi şikâyeti geri almıyor. AİHM de 29 Mayıs 2019 tarihinde AİHS 46’ıncı maddesini uygulamadığı gerekçesiyle Azerbaycan’a ihlal veriyor. Bu, AİHM tarihinde Sözleşme’nin 46/4 maddesinden verilen ilk ihlal kararıdır.

DOSYA, BAKÜ’DEKİ YÜKSEK MAHKEME’NİN İPTAL KARARINDAN SONRA KAPANDI

Peki dosya burada kapanıyor mu? Hayır kapanmıyor. AİHM, aldığı ihlal kararını gerekli önlemlerin alınması için Bakanlar Komitesi’ne gönderiyor. Komite, bunun üzerine 5 Mart 2020 tarihinde aldığı kararda, AİHM hükümleri uygulanarak “Önceki duruma dönülmesi, bu çerçevede Mammadov’a yönelik suçlamaların geri çekilerek davaların düşürülmesi ve adli kayıtların silinmesi gerektiğini” belirtiyor.

Bunun ardından yaşanan ilginç bir gelişme, Azerbaycan Yüksek Mahkemesi’nin kısa bir süre sonra 23 Nisan 2020 tarihinde Mammadov dosyasını yeniden inceleyip, AİHM kararı ışığında birinci derece mahkemenin Mammadov hakkında verdiği mahkumiyet kararını iptal etmesidir. Azerbaycan hükümeti, bu durumu Bakanlar Komitesi’ne bildirir. Ancak Mammadov hakkındaki ilk mahkumiyet kararı iptal edildikten, yani başa dönüldükten sonradır ki, Strasbourg’daki Bakanlar Komitesi Mammadov dosyasını kapatmaya karar vermiştir.

Komite ihlal prosedürünü kapatma kararını 4 Eylül 2020 tarihinde almıştır. Son tahlilde Mammadov dosyası AİHM’den çıkan kararların doğrultusunda sonuçlanmıştır. Dosya Bakanlar Komitesi’nin beklediği gibi kapanmasaydı, bu kez Azerbaycan’la ilgili bir dizi yaptırımlar uygulanması süreci devreye girecekti.

BAKANLAR KOMİTESİ’NDE 47 DEVLETTEN ÜÇTE İKİSİ ‘EVET’ DEMELİ

Mammadov dosyasından aktardığımız bu süreç, Bakanlar Komitesi’nin AİHS 18’inci maddeden hükmedilen bir ihlal kararı uygulanmadığında nasıl bir yol izleyebildiğini göstermesi bakımından fikir vericidir.

Bakanlar Komitesi, geçen bir yıl içinde Kavala’nın serbest bırakılması yönünde bir dizi karar almıştı. Komite’nin geçen hafta Strasbourg’da Türkiye hakkında aldığı son kararın önemi, Kavala serbest bırakılmadığı takdirde bundan sonra Mammadov dosyasında uygulanan  mekanizmanın aynen tekrarlanması için ilk kez düğmeye basılmış olmasıdır. Bu doğrultuda önce komitenin 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında yapılacak toplantısına kadar bir bekleme süresi konmuştur.

Buna göre, bu tarihe kadar Kavala’nın tahliyesi yönünde bir gelişme olmazsa, Bakanlar Komitesi AİHS 46/4’üncü madde çerçevesindeki prosedürleri işletmeye başlayacağı hususunda Türkiye’ye resmi bildirimin yapılmasını kararlaştıracaktır. Bir başka anlatımla, bu prosedürler işletilerek, Türkiye’nin bu dosyada AİHM kararını uygulamadığı hususunun tespiti için AİHM’ye başvurulacaktır.

Kararın alınabilmesi için, 47 ülkenin temsil edildiği Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde yapılacak oylamada üçte iki çoğunluk aranıyor. Yani Konsey’e üye 47 ülkeden 32’sinin Türkiye’nin mahkemeye götürülmesi yönünde karar alması gerekiyor.

Bu, son tahlilde üye devletlerin vereceği bir karar olacağı için Avrupa ile ilişkilerde siyasi açıdan büyük bir hassasiyet yaratması kaçınılmazdır.

KRİTİK BİR ZAMAN MENZİLİNE GİRİLİYOR

Buna karşılık Demirtaş ile ilgili sürecin takvimi biraz daha geriden geldiğinden dolayı, Bakanlar Komitesi onun durumunda 30 Eylül tarihine kadar AİHM kararının nasıl uygulanacağı hususunda Türk makamlarından “eylem planı” istemiştir. Karardan, daha önce bu planın 22 Haziran’a kadar istendiği, ancak Ankara’dan bir yanıt gelmediği anlaşılıyor.

Aynı zamanda kendisi 30 Kasım tarihine kadar serbest bırakılmadığı takdirde bu tarihte açılacak Bakanlar Komitesi toplantısında “ara karar” alınması için hazırlıkların  başlatılması kararlaştırılmıştır. “Ara karar”, komitenin hareket tarzında “ihlal prosedürü-AİHS 46/4” öncesindeki aşamayı gösteriyor.

Her halükârda 30 Kasım tarihinin yaklaşmasıyla birlikte, Bakanlar Komitesi’nde ilk aşamada Kavala dosyası ile ilgili ihlal prosedürünün başlatması süreci açısından kritik bir menzile girileceğini söylemek mümkündür.

Bu yazı Hürriyet'ten alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR