Bu kitapta aşktan bahsetmek yasak

Rus edebiyatçı Viktor Şklovski, döneminin önemli eleştirmenlerinden biri olarak anılmakla birlikte, Rus fütürizminin de öncüleri arasında yerini alır. Bolşeviklere karşı olan tutumu, 1917 Devrimi’nden sonra ülkeden kaçmasına sebep olur. Bir süre sonra Maksim Gorki’nin arabuluculuğuyla affa uğrar ancak çok değil, yaklaşık beş yıl sonra hakkında yine bir soruşturma hazırlanır. İşlerin kötüye gideceğini düşünen Şklovski yeniden kaçar ve bu kez Berlin’e yerleşir. Berlin o yıllarda oldukça kötü durumdadır; ülke savaşı kaybetmiş ve ekonomik yönden de çökmüş durumdadır ama Şklovski burada kalmayı sürdürür.

Bu zaman zarfında çalışmalarına devam eden Şklovski, bir yandan da Berlin’deki sanat camiasıyla görüşme başlar. Elsa Triolet’yle tanışması ve bu tanışıklığın kısa sürede büyük bir aşka dönüşmesi de bu yıllara rastlar. Tabii bu tek taraflı bir aşktır.

Şklovski, sürekli Triolet’yle vakit geçirmeye çalışır, bunu yapamadığı günlerdeyse ona mektup yazmaya başlar. Hem de sürekli, günde iki üç tane mektup yazar ve hemen hepsinde ona karşı duyduğu aşktan bahseder.

Ve gün gelir, Triolet artık isyan eder. Kısaca; bana aşktan bahsetme artık, der.

RUS EDEBİYATI, HATIRALAR VE TOPLUMSAL TRAVMALAR
“İşte, alın size kitabın planı.

Bir adam bir kadına mektuplar yazar.

Kadın adama aşktan söz etmeyi yasaklar.

Adam yazgısına razı olur ve ona Rus edebiyatından söz etmeye başlar.

Bu onun için kıvırmanın bir yoludur.”

Şklovsi daha sonra karşılıksız aşkından ve aşktan bahsetmeyen mektuplarından bir mektup-roman meydana getirir: 'Hayvanat Bahçesi: Aşkla Hiç İlgisi Olmayan Mektuplar ya da Üçüncü Héloïse' adını taşıyan bu kitap Olcay Kunal’ın çevirisi ve Telemak Kitap etiketiyle raflardaki yerini geçtiğimiz haftalarda aldı. Bu arada çiçeği burnunda bir yayınevi olan Telemak Kitap’a da, nice kitaplara demeden geçmeyelim.

Geleneksel roman biçiminin dışına çıkıp, farklı bir kitabın peşinde olan Şklovski, bu kitapta hem “Rus yazar”ın yazdığı mektuplara hem de ona cevaben gelen Alya’nın mektuplarına yer verir. Kurmacayla gerçeğin iç içe geçtiği bu mektupların aşkla “hiç mi hiç” ilgisi yoktur.

Bunun belirleyeni de pek tabii ki Alya’dır. Onun için her şey son derece nettir: “Seni sevmiyorum ve asla sevmeyeceğim” diye yazar mektubun bir yerinde. “Bana aşkından başka hiçbir şeyden bahsetmeyen mektuplar yazma artık.”

Rus edebiyatçı ise Alya’yla bir şekilde iletişimde olmaya devam etmek için ona yazdığı mektuplarda hep başka şeylerden bahsetmeye başlar. Geçmişten, Rusya’dan, toplumsal travmalardan, arabalardan… bahseder, ama ağırlıklı olarak Rus edebiyatı hakkında yazar.

Rus edebiyatını “aşk başarısızlıklarını” betimlemekle uğraştığı için eleştiren yazarımız, Tolstoy’la Dostoyevski karşılaştırması da yapar bir yerde ancak mektuplarda esas yer verdiği isimler dünyaya açılamamış yazarlar, eleştirmenler, yayıncılardır: El yazmalarını yastık kılıfına doldurduğunu unutup onları kaybettiğini düşünen ve şiltesiz, demir bir karyola üzerinde ölen şair Velimir Hlebnikov; su taşımak için herkesten boş şişe toplayan ve yeni bir estetiğin peşine düşüp “Artık bir romana, ‘İvan İvanoviç sofraya oturmuştu,’ diye başlayamam,” diyen yazar Aleksey Mihayloviç Remizov; ayakkabılarını hiç bağlamayan ve bir akşam Moskova’da dolaşırken, üstünü başını gören bir askerin kendisine verdiği parayı ısrarla kabul etmeyen halkbilimci Piyotr Gergiyeviç Bogatiriyov ilk akla gelenler.

AŞKTAN BAHSETMEMEK MÜMKÜN MÜ?
“‘Aşk’ sözcüğü yine bütün çıplaklığıyla ağzımdan kaçıverirse, bağışla beni Alya. Aşktan başka şeylerden söz etmekten yoruldum.

Mektuplarımda hep yabancılar yer alıyor, seninle buluşmalarımızda olduğu gibi, yine oradalar, üçü, dördü, hatta bazen topu birden alay alay.”

Mektuplara konu olan bu yabancılar her ne kadar ana konuyu oluştursalar da “aşk, özlem, vefa” gibi kelimeler olur olmadık yerlerden fırlayıverir. Aşktan “hiç” bahsetmeden aşk mektubu yazmak kolay iş değildir nihayetinde. Zaten konu bütünlüğü içermeyen bu bölümleri birbirine yaklaştıran tek şey budur. Hiçbiri “aşk mektubu” değildir.

Rus yazarın küçük göndermelerle kaleme aldığı mektupları okurken, arada Alya’dan gelen mektuplarla da karşılaşırız, ancak yazar, Alya’nın çeşitli itirazlarını içeren bu mektuplara dair de görüş bildirmekten çekinmez. “Bunu şimdi okumayın, kitabı bitirdikten sonra okuyun” der mesela. Ya da bu mektuplardan bir kitap çıkaracağı için okurların yaşayacağı tereddüdü düşünerek, gelen mektupları gerçekten de Alya’nın yazdığını söyler. Bununla da yetinmez, beğenmediği halde yayınlamak zorunda hissettiği bir mektubun üzerine, bütün sayfayı kaplayacak şekilde çarpı çeker. Sonra döner dolaşır yine sitem etmeye başlar ve aşktan bahsetmesine izin vermesini ister.

İlk kez 1923’te, Berlin’de yayınlanan 'Hayvanat Bahçesi: Aşkla Hiç İlgisi Olmayan Mektuplar ya da Üçüncü Héloïse'e, daha sonraki basımlarında üç önsöz ve bir giriş yazısı eklenir. Bunlar da, Triolet ve Şklovski’nin fotoğrafları gibi kitabın sonunda yer alır.

Aşktan “hiç” bahsetmeden bir aşk romanının nasıl yazılabileceğini görmek için Şklovski’ye bakmakta fayda var.

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR