Yalancılar 'sanık' olacak mı?

Oldukça uzun bir zamandır sürdüğü düşünülen ama özellikle son on yıldır (özellikle Weinstein meselesiyle) herkesin dile getirdiği, hatta zaman zaman haykırdığı cinsel saldırı olayları, kuşkusuz özellikle sinema dünyasına çok değişik bir bakış açısı ve artan şüpheler getirdi. Özellikle bu suçu işleyen kişilerden birinin Hollywood’un söz sahibi yapımcılarından olması durumu daha da ağırlaştırıyordu. Sonrasında ortaya çıkan ‘Me too’ hareketi sadece basın açıklamalarıyla sınırlı kalmadı, bu skandalın dalgalanmalarını taşıyan filmlere de kapı açmış oldu.

Aslında kadınlara karşı işlenen cinsel saldırı suçları sinemaya yabancı kalmış bir konu değildi ve birçok değişik örneğini hem beyazperdede hem de dizilerde gördük. Aklımıza gelen (Hollywood yapımlarında) ilk örnekler olarak "North Country/Tek başına" (2005), nispeten yakın tarihli "Bombshell/Skandal" (2019) ve belki de bu konuyu işleyen en etkileyici filmlerden biri olan "The Accused/Sanık" (1988) yapımlarını sayabiliriz.

"Sanık" filmini benzerlerinden ayrı bir yere koymamız sadece etkileyiciliğinden değil, hikâyenin aynı zamanda işlenen suç sonrasında mahkeme sürecine ve ‘sistemdeki’ anlayış bozukluğuna eğilmesinden kaynaklanıyor. Hatırlanacağı üzere "Sanık"ta Sarah Tobias (Jodie Foster) adında bir genç kadın geceleyin gittiği bir barda, barın arka odasında üç erkek tarafından cinsel saldırıya uğruyor. Odada bulunan bir grup erkek de olayı destekliyor, hatta cinsel saldırının devam etmesi için alkış ve tezahüratta bulunuyordu. Davayı üstlenen bölge savcısı Kathryn Murphy (Kelly Mc Gillis) olay gecesinde mağdurun sarhoş ve uyuşturucu almış durumda olması, suç anına kadar 'flört eder gibi' davranması ve 'üstündeki elbiselerin erkekleri cinsel açıdan tahrik etmesi gibi' koşulları göz önüne alarak hızlı bir anlaşmayla suçluları minimum bir süreliğine hapishaneye gönderiyordu. Onuru kırılmış ve vicdanen yaralanmış Sarah, bu duruma isyan ediyor ve hatasından dönen Murphy ile beraber davayı tekrar açıyor ve bu sefer cinsel saldırıyı destekleyen erkekleri ‘suça teşvikten’ itham ediyordu. Aslında film, kısaca bir kadının bir erkeği (veya erkekleri) cezbetmek hatta tahrik etmek için ne yaparsa yapsın, ‘Dur!’ dediğinde bunun ne kadar kritik bir eşik olduğuna ve bir suça seyirci olmakla bir şeklide ortak olmanın arasındaki ince çizgiye dikkat çekiyordu.

Yakın bir zamanda Show Tv’de yayınlanmaya başlayan "Yalancı" adlı dizide de benzer bir durum söz konusu… Tabii ki birçok Türk dizisi gibi bir ‘remake’ olan "Yalancı"nın "Sanık" filmiyle ayrıştığı noktalar var: Öncelikle filmde cinsel saldırıya uğradığını iddia eden kadın, Sarah karakteri gibi alt sosyal tabakaya ait biri değil. Aynı şekilde cinsel saldırıyla suçladığı kişi de "Sanık" filminde olduğu gibi ‘serseri kılıklı’ barda tanışılmış erkek değil; aksine nazik, eğitimli ve herkesin takdir ettiği genç bir cerrah… Ancak bizce bu iki yapımın ayrıldığı asıl nokta yaşanan olayın somutluğu ve nereye evrileceğinde göze çarpıyor. İki yapımda da gece, mağdur kadın için iyi başlıyor: Sarah, bir kız arkadaşının çalıştığı ve ara sıra uğradığı bir bara gidiyor ve uzunca bir süre eğleniyor, Deniz (Burçin Terzioğlu) ise tanışıklığı olan doktor Mehmet Emir Gürsoy (Salih Bademci) ile romantik bir akşam yemeğine çıkıyor. "Sanık"ta adeta ‘uluorta’ bir yerde işlenen cinsel saldırı, "Yalancı" dizisinde ‘gri’ bir bölgeye çekiliyor. Bu ‘gri’ bölgeden kastımız kesinlikle "Yalancı"da iddia edilen cinsel saldırıyı daha hafif göstermek değil. Buna karşılık herkesin gözü önünde, birçok insanın seyirci kaldığı ağır bir suç, burada daha kısıtlı ve tekil bir olaya dönüşünce ana hikâye daha çok esrarlı ve gerilimli bir yöne sapıyor.

"Sanık"ta Sarah Tobias yaşadığı saldırıyı bütün çıplaklığıyla ve detayıyla anlatırken ne kadar kendinden eminse, cinsel saldırıya uğradığına emin Deniz’in ‘bölük pörçük’ bazı anılar ve görüntülerden oluşan anlatımı o derece 'tereddütlü'. Bu ‘tereddütlü’ anlatım, diziyi başka bir bölgeye sürüklüyor. Sürekli şimdiki zamanla o geceye dair ‘flash-back’ler arasında gidip gelen dizi, sanki Deniz’in yakınlaşmaya hangi noktaya kadar izin verdiğinden ziyade ‘bir cinsel saldırı oldu mu?’ sorusunun kolaycılığına kaçıyor. Henüz sadece ilk bölümü yayınlandığı için olayların nereye gideceği bilinmez ama umarız bu dizide de "Ufak Tefek Cinayetler" dizisinde olduğu gibi orijinal dizinin (Big Little Lies) ana olayına bel bağlayıp, dizinin kendi tutarlığının dışına çıkan eklemeler hatta orijinal mesajdan sapmalar (Kadınlar arasındaki dayanışmayı rekabete çevirmesi gibi) yapılmaz. Çünkü diziden beklediğimiz basit bir ‘acaba’ duygusundan daha fazlası…

Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR