'Süleyman Soylu’nun telefonlarını dinleyen cemaat'

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu, "Süleyman Soylu'nun telefonlarını dinleyen cemaat" başlıklı yazısında "TCDD eskiden beri Oktarcıların finans kaynağıymış" dedi. TCDD Genel Müdürlüğü'nden istifa eden Abdülkerim Murat Atik'in genel müdür olmadan sadece beş ay önce, TCDD ile 40 milyon Avro’luk özelleştirme sözleşmesi imzaladığını hatırlatan Terkoğlu, özetle şunları yazdı:

"(...)  Sizi 2004 yılına götüreyim. TCDD, o yıl 15 Temmuz’da, İzmir Limanı’nın yükleme ve boşaltma işini, ihalesiz bir şekilde iki şirkete verdi. Bu iki şirket, Reha Denizcilik ve RADEM Lojistik’ti.

Her yıl on milyonlarca dolarlık iş yapan, Türkiye’nin en kârlı limanlarından biri olan İzmir Limanı, belli ki siyaset aracılığıyla, ballı sözleşmeyle, 15 yıllığına “birilerine” teslim edilmişti. Liman gelirinin yüzde 80’ini şaibeli şirketin aldığı akıl almaz sözleşme, o yıllarda kamuoyunu ayağa kaldırdı. İktidar sıkıştı. TCDD iptal kararı aldığını açıkladı. Rahmi Genç, Reha Denizcilik’in ortaklığından ayrıldığını açıkladı.

Gelgelelim, mahkemeye düşen iptal davası yıllarca sürdü. 22 Ocak 2010 tarihli haberde, yılan hikâyesine dönen olay şöyle anlatılıyordu: “TCDD’nin kararı üzerine mahkemeye giden Reha Denizcilik, beş yıl sonra fesih kararını iptal ettirmeyi başardı.”

Peki, TCDD’nin Rekabet Kurumu’nu ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı bile devre dışı bırakarak ihalesiz liman verdiği Reha Denizcilik’in asıl sahibi kim? Zor değil, o dönemin haberlerinde bu da yazıyor: Hasan Basri Güner.

O kim mi? Daha önce adını bu köşede okudunuz. Abdülkerim Murat Atik’in ortağı. 1999 yılında Oktar Grubu’na yapılan operasyonda tutuklanan mürit. Güner, 2008 yılındaki son yapılan operasyondan kaçarak kurtuldu. Bugün Çin’de firari bir hayat sürüyor.

Güner’in Oktar’ın müridi olduğu gizli bir bilgi de değil. Bir zamanlar onu anlatan haberler medyada yer almıştı. Ancak Güner’in gruptaki görevi yazılıp çizilmedi. Güner, grupta “montaj-dublaj” ya da “kaset-maset” işlerinden sorumluydu.

1999 yılındaki operasyonda, Güner’in işi şöyle anlatılıyordu:

“(Kasetler) hazırlanır. Sanık Hasan Basri Güner’e verilir. Hasan Basri Güner bu kasetleri Adnan Oktar’a teslime eder. Bu kasetler, ileride gruptan çıkmak isteyen veya sağda solda konuşan kızlara tehdit unsuru olarak kullanılmak üzere muhafaza edilir.”

Gerçekten de Hasan Basri Güner’in dinleme kayıtlarında pek çok ünlü isme karşı yapılan montajlı kumpasların izleri çıktı. Grubun hedefindeki gazeteciler ve politikacılar kimi gizli çekim, kimi montajlı görüntülerle kamuoyu önünde küçük düşürülüyordu. İşte bu işlerin sorumlusu Hasan Basri Güner’di.

Bu kadar değil…

Grup bu işlerde, elindeki imkânlarla ya da telefon şirketlerindeki adamlarıyla yaptığı yasadışı dinlemeleri de kullanıyordu. Çok ilginç, 1999 yılında, gruba yapılan operasyonda bir dizi ismin dinleme arşivi çıktı. O listede bugünün ünlü bir siyasetçisi vardı: Süleyman Soylu.

Eski Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan’ın imzaladığı; Mehmet Ağar, Celal Adan, Hayri Kozakçıoğlu gibi isimlerin dinleme kayıtlarının grupta yakalandığının anlatıldığı belgede şu yazıyor: “Süleyman Soylu’ya ait 23 sayfa konuşma detayları.”

1999 yılında Adnan Oktar Grubu’nun telefonlarını dinlediği Süleyman Soylu, bugün içişleri bakanı oldu. Bu tuhaf tablo içinde siyasi iktidar, dinleme, izleme, kaset işleri yapan Hasan Basri Güner’e de TCDD’nin en kârlı ihalelerini sıra dışı şekilde verdi. Yetmedi, TCDD ihalelerinin ardından TCDD’yi de gruba sundu. Bu şekilde Oktarcılara bizzat AKP’li siyasetçiler eliyle finansal kaynak yaratıldı. Ankara Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere, belediye otobüsleri reklamları bile AKP’li başkanlar tarafından gruba maddi destek için aktarıldı. İkinci “ne istediniz de vermedik” tablosunda, Oktarcıları finanse eden ve devletin merkezine taşıyan AKP iktidarı, yıllar sonra yine başkalarını suçladı. Kedicikler hapse doluşurken, kodamanlar işlerini yürütmeye devam etti."


PAYLAŞ