Hem hikâyeci hem de ressam Zehra’nın Geyikli Dağ’ı

Büyümeye direnen çocukluk, akran zorbalığı, resim çizer gibi düşünen bir kadın, ikizinin ölümünden sorumlu tutulan bir erkek çocuk, şimdinin neresi olduğunu soran bir anlatıcı, oğlunu sevemeyen bir baba… Sıralasam, anlatsam böyle devam eder gider. “Anlatsam” diyorum çünkü okuduğum kitabı anlatmak, anlatırken hikâyelere katılmak ve büsbütün zaman/mekân gelgitlerini yazmak öyle kolay değil… Belki anlatırsam yazmam da kolaylaşır.

Geyikli Dağ için çocuk romanı, ergenlik romanı ve yetişkinler için bir roman demek mümkün, hepsini içeriyor. Ama ilk cümleme başlarken de söyledim ya sanki büyüyemiyor çocuklar, Zehra hep çocuk gibiyken bilgeliğin içinden geçiyor. Hem masalı anlatıyor gibi hem masaldan roman yapıyor ama yine de anlatıcı Zehra değil… Bana kalırsa metne dikkat kesilecek herkes Zehra’nın etrafında toparlanan diğer karakterleri açıkça görebilecek. Kastım şu; sanki Zehra’nın doğurduğu çocuklar gibi kitabın diğer kahramanları…

Bir mahalle, mahallede eski bir mahalle, bir mahzen, bir tekne… Mekân yaratımı masalsı bir anlatımla, “oyuncaklı ses” gibi metaforlarla birleşince hakikaten kendinizi bir İskandinav ülkesinin ormanında ya da yunuslarla yüzen Zehra’nın yüzgeçlerinde hissediyorsunuz.  Yazar zamana ve mekâna takıntılı… Takıntısının ardında ciddi bir felsefi düşünüş biçimi var. Görmek, bakmak ve bilmek üzerine geliştirilmiş onlarca pasaj var metinde… Zehra’nın tefekkür ettiği pek çok olay, olgu, mahalledeki çocuklar ve büyükler tarafından görüleni, bilineni sorgulamanın önemli bir yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Zehra’nın kuklası Refika ile sohbetlerinden birini buraya alayım:

“Bence de orası kesin… Biri bile Zühre Yıldızı’nı görmedi, güneşi hâlâ batıyor çıkıyor sanıyorlar, ayın yamuk aynasında saçlarını taramadı hiçbiri. Fakat tek bir işaretle Zühre Yıldızı’nı görürler, güneşi kavrar, ayı pergelle kusursuz bir daire olarak çizerler. Kendimi bildim bileli penceremin önünden geçip duruyorlar. En az Yavuz kadar korkak, aptal, gaddar olduklarını görüyorum.

Ben de zaman zaman kendim için öyle düşünüyorum dedi Refika. Ne garip. Başını eğdi, iki yana salladı, varlığı başkasının varlığına bağlı olunca herkes biraz korkak, aptal ve de canım ciğerim, herkes biraz gaddar oluyor. Herkes bir işaretle görüyor Zühre Yıldızı’nı, herkes güneşi batıyor çıkıyor sanıyor, herkes ayı mükemmel yuvarlak olarak görüyor.” (1)

Zehra; varlığı, nesneyi, mekânı, düşünceyi hayatının merkezine alan, deliliği gayet bilinçli yaşayan bir karakter olarak kurgulanmış. Romanda önde duran tartışmalardan biri deliliğin ve en genel anlamda yaşamın, uygarlığın eleştirisi üzerine gelişiyor. Deliyi aklı başında olan insandan ayıran sınırların, çeperlerin ve insanı normalliğe (düzene, dengeye) kapatmanın ve asıl perişanlığın delilikte mi akıllıkta mı yaşadığını düşünmeye iten, öngörülmez yollara çıkmaya niyetlenen bir ana kahraman ve onun etrafında iğne oyası gibi işlenmiş, baba, anne, çocuk, arkadaşlar, komşular hep bir ağızdan esrik ve delimsirek bir hikâyede oynuyorlar. Bu sayede delilik tek başına çekilen bir dert olmaktan çıkıyor.

 Geyikli Dağ’ın yazarı Cüneyt Uzunlar oyunculuk ve kolektif üretim üzerine düşünen, eyleyen bir zihin işçisi. Daha önce yayımlanan kitapları ve bloğundaki çevrimiçi metinlerine bakmak isteyenler olabilir. (2) Ben ilk kez Katiller Komitası adlı metniyle yazarı tanımıştım. Daha sonra Oyunculuk Atlası adlı metnini bloğundan okudum. Sokak Davası (2006), Karınca Kapanı (2012) ve Merdâne (2021) Uzunlar’ın yazdığı oyunlar… Düşünmeyi ve eylemeyi seven ama özellikle “müşterekler” oluşturmaya niyetli ve meyilli bir aktör ve öğretmen Cüneyt Uzunlar. Geyikli Dağ’ın girişinde şöyle teşekkür ediyordu kendisine katkıda bulunanlara:

“Bu roman yazılırken, yayın sürecinin öncesinde, kendiliğinden bir ‘Geyikli Dağ’ müştereği oluştu. İştirakçilerin kimi okudu, kimi yazma alanı sağladı… Sağ olsunlar, var olsunlar. Bu dünyada kimse yalnız başına nefes alıp vermiyor.” (3)

İNSAN OLAN VE OLMAYAN BAĞLAMINDA GEYİKLİ DAĞ
Geyikli Dağ bir roman adı olarak daha en başından insan olmayana da kuvvetle gönderme yapan, varlıkların farklılıklarıyla birlikte ilişkisellikleri üzerine odaklanan bir metin. Hemen her varlığın aklı, ruhu ve bedeni varmışçasına kabul eden, insan merkezci izleği, Avrupa felsefesinin akılla donatılmış insan inşasını reddeden ve edebiyatta insan sonrası gündemin anahtar unsurlarından en temel olanını iddia eden (Bu işte hepimiz beraberiz) (4) önemli bir metin. Zehra’nın rüyaları, geyikleri, ormanı, dağı hem bir özne olarak kendilik hallerini hem de metinde fark edilebilen “biz” mefhumunu anlatabilmek için kurgulanmış.

Kurgu demişken, Cüneyt Uzunlar’ın kullandığı bir yazım yönteminden de söz etmeliyim. Roman 18 bölümden oluşuyor. 6. bölümün sonunda bir final var aslında, Musa’nın Muvaz’a dönüştüğü… Geyikli Dağ gibi hacimli metinlerde final üstüne final yapmak, okurun eşikte türbülansa kapılmadan durabilmesini sağlamak kolay iş değildir. Metinde başkaca finaller de var ama anlatmayayım, okura kalsın uçak piste indiğinde üzerine düşünmek…

Romanın masalsı başlayan ilk bölümlerinde yukarıda söz ettiğim “biz” mefhumu, kız çocuğunun bir kadına, sincabın yakışıklı bir şehzadeye dönüşmesi gibi örneklerde cisimleşiyor. Dönüşmek ve dönüşürken düşünmek; kız çocuğu karakterlerin büyüdüklerinde nasıl birer kadın olacakları bağlamında feminist edebiyat eleştirisinin ve insan sonrası bilginin ilgisine mahzar olacak nitelikte işlenmiş. Metinde vurulan martılar, erkeklik ve avcılık, silahları bilmek, mahalledeki erkekliğe özgü körlük, gülsuyuyla saçı taranan kız çocuğu, ağaçların, otların, rüzgârın, güneşin, tüm canlı ve cansızların bir resmigeçidi gibi aynı zamanda…

Bazen antagonistik çelişkiyle kitlenen bazen diyalektiğin edebiyattaki kendiliğindenliğiyle yürüyen Geyikli Dağ, “At Maskeli Geyikler”, “Geldiler: KurtlarDomuzlarAyılarCinlerEjderler” (Soyut ve somut varlıkların ortak adı gibi düşünülmüş ve o nedenle birleşik yazılmış bir ad), “Ben Kendimi Gülün Dibinde Buldum”, “Karadan Denize Dönüş”, “Bir Duvar Halısının İçinden Geçerek” ve “Geyiksiz Dağ” gibi bölüm adlarıyla birbirinin içinden geçen, birbirini içerip aşan özel bir ritüele sahip. Romanı okurken mum yakabilirsiniz, gece gördüğü rüyasını ev halkına anlatırken “Çeşmeyi açın, su akıtın!” diyen masalcı ve bilge kadınların gösterdiği yolu takip edebilirsiniz. Herkesin bir ritüeli vardır olmadı yaratılır.

Dipnotlar

1. Geyikli Dağ, Cüneyt Uzunlar, Yitik Ülke Yayınları, s. 143

2. https://siyahmecmua.wordpress.com/

3. A.g.e., s: 6

4. İnsan Sonrası Bilgi, Rosi Braidotti, Kolektif Kitap, s: 21

 
Bu yazı Duvar'dan alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR