Osmanlı'daki sosyalist Ermenilerin 'Saklı Tarihi'

Osmanlı toplumundaki Ermenilerin hikâyesi gayet ilginçtir. 

Mesela Fatih Sultan Mehmet'tin özel fermanıyla İstanbul'da bir Ermeni Patrikhanesi kurulmuştur.

Osmanlı yönetiminin son dönemlerinde Ermenilerden toplam 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos ve 41 yüksek rütbeli memur devlet hizmetinde çalışmıştır.

1915 Ermeni tehciri sürecinde Nüfus İdaresi Genel Müdürlüğü'nde Ermeni uyruklu bir kişi de memurluk yapmıştır.

2013 tarihinde Polis Akademisi kurumunca iki cilt halinde yayımlanan verilere göre; Osmanlı Emniyetinde polislik yapan 370 dolayındaki gayrimüslimden 167'si, Ermeni kökenlidir.

Benzer bir bilgiye Emniyet Genel Müdürlüğü'nün özlük dosyalarında da rastlıyoruz:

18'nci yüzyılda belli devlet dairelerinde, bilhassa maliye bölümünde gayrimüslimler çalıştırılmasına rağmen bunlar silah taşıyamazlardı.

1896 yılında Van Vilayetinde teftiş görevinde bulunan Saadettin Paşa, "Ermeni köylerindeki jandarma erlerinin o yöredeki Ermeni topluluklarına kolayca uyduklarını tespit ederek, bunların istihdam edilmesine" itiraz ediyordu. 

Zabıta görevlileri arasında, Müslümanların yanı sıra bazı Ermeniler de görevlendirilmiştir.

Ancak taşrada çalışan Ermeni zabıtalar, mensup oldukları topluluk tarafından "işbirlikçi" veya "uşak" diye damgalanıyorlardı.

Zira güçlü bir zabıta teşkilatı, Ermeni milliyetçilerinin bölgedeki faaliyetlerini kısıtlayıp engellemiş olacaktı. 1


Bu arada İstanbul'un onlarca ünlü binası (Cibali Tekel Fabrikası gibi) Ermeni mimarları tarafından inşa edilmiştir. 2

Bu bilgilerden sonra, sosyalist kimliğiyle tanınan yazar Kadir Akın ile Osmanlı'daki Ermeni sosyalistlerin az bilinen tarihi hakkında yaptığımız röportajı paylaşalım. 

- Kitabınızın başlığı, "Saklı Tarih". Sizce, ne anlama geliyor bu başlık? 

Bu başlıkla, yok sayılan, unutulan bir geçmişi anlatmak istedim. Saklı, kelime anlamı olarak, saklanmış, gizlenmiş manasına geliyor.

Anlatmaya çalıştığım geçmiş tarih aslında yerin yedi kat dibine falan gizlenmiş değildi. Birçok araştırmacının gözüne değmemiş ve önüne gelmemiş olmasını kabul edemeyiz.

Ne var ki yok sayıldı ve gizlendi. Bunun birkaç nedeni var:

İlki, konunun "netameli" olması -ki bu bir noktaya kadar anlaşılabilir- dolayısıyla da ırkçı Türk şovenizminin ve Türk ceza yasalarının bu konudaki yaptırımlarının can yakması.

Bir başka neden de yıllarca kurnaz biçimde anlatılan, tersyüz edilmiş, yalanla beslenip büyütülmüş resmi ideolojinin sosyalistler üzerindeki etkisinin uzun yıllar kırılamaması.

En son sayılabilecek ve belki de en masum neden ise baskı altında tutulan, ayrımcılığa uğrayarak "kılıç artığı" diye tanımlanan Türkiye'deki Ermeni toplumunun bu "sosyalist" geçmişi görmezden gelmesi.

- Kitabınızı yazarken, kime veya kimlere hitap etmek istediniz? Maksat izah mı, ikna mı yoksa hakikat arayışı mı? Kısacası, bu kitabınızdan ne anlayalım?

Bu kitapla sosyalist hareketin gerçek tarihinin yeniden yazılmasına katkı sunmak istedim.

Aslında bu çaba, Ermeni Devrimci Paramaz kitabımla başlamıştı ama o çalışma Paramaz simgesi üzerinde yoğunlaşıyor ve şekilleniyordu.

O kitap bile ses getirdi. Geçmiş hiç de öyle sosyalistlerin ezberlediği ve bildiği gibi değildi.

Saklı Tarihin İzinde kitabıyla bunu biraz daha derinlikli ele aldım. Marksist bir perspektifle konuya yaklaştım.

Eğer her şeye bilimsel kuşkuculukla yaklaşması gereken sosyalistler değişmez ise, dürüst akademisyenler ve demokrat tarihçiler değişmez ise, sokaktaki insan nasıl değişecek?

Onları; resmi tarihi her gün yeniden üreten ve papağan gibi tekrarlayanların etki alanından kurtarmanın en önemli yanı budur. Sorun sadece bir hak teslimi değil.

Hafızanın eksik yanının tamamlanması ve bunun kural haline getirilmesi. 

Deneyim ve tecrübe yoksunluğu, zaman kaybı, can kaybı ve enerji kaybına neden oluyor. Deneme yanılma yöntemi yerine sağlam bir tarih bilincine ve hafızaya sahip olmak önemli. Teori dediğimiz şeye buradan varmıyor muyuz?

Unutulan ve yok sayılan Ermeni devrimcilerinin kendi dönemlerinde karşılaştığı sorunlar, örgütlenme meselesi ve ulusal taleplerle, sosyalizm mücadelesini birleştirme çabalarında yaşadıkları sorunlar kesinlikle bu güne de ışık tutuyor. 

Bu kitapta anlatılan bizim hikâyemiz, sosyalistlerin tarihi aslında. Bunu yaparken de kronolojik bir sırayla daha önce yayınlanmış değerli çalışmaları yeniden bir kalıba dökerek işçi sınıfı mücadelesinin tarihini de aktarmaya çalıştım.


- Anlaşılan, Ermeni ilericileri ve sosyalist aydınlarının bir kısmı dönemine kıyasla devrim ve veya radikal toplumsal-siyasal değişim istemekle kalmamışlar, böyle bir dönüşümün gerçekleşmesi için silah alıp dağlara çıkmışlar. Bunlardan biri Muş/Sasun'da, diğeri ise Van'da dağda imiş. Sonra Milletvekili olmuşlar. Hikâyelerinin ilginç olan yanı neydi? Kısaca anlatır mısınız?

Hem SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi-Hınçak) hem de EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu-Taşnaktsutyun) örgütleri, kendilerini sol/sosyalist bir temelde kuruyorlar.

Rus devrimci hareketinden derinden etkileniyorlar. Nasıl etkilenmesinler ki? Kafkasya'da gelişen bir devrimci hareket var zaten.

Kafkasya'dan okumak için Avrupa'ya giden genç Ermeniler Marksizm'in de etki alanındalar. Özellikle Cenevre, o dönem onların yoğun yaşadığı kentlerden birisi. 

Rusyalı Marksistlerden Plehanov ve Vera Zazuliç ile ilişki halindeler. 1887'de Hınçaklar partilerini Marksist temelde kuruyorlar. Onlardan 3 yıl sonra 1890'da EDF Tiflis'te kuruluyor.

Bu dönem aynı zamanda ulusalcı akımların da geliştiği bir süreç... Mesela Bulgar devrimcilerinden ve onların gerilla faaliyetlerinden de etkileniyorlar. Plehanov ile bunları konuştuklarına tanık oluyoruz.

Plehanov onlara, Rusya'daki hareketle ilişki kurmalarını söylüyor. Sınıf mücadelesinin ulusal taleplerle birleştirilmesi gereğinden bahsediyor. 

Hınçaklar kuruluşlarından iki yıl sonra Osmanlı topraklarında örgütlenmeye başlıyorlar.

Öncelikle İstanbul'da üniversiteli bir grubu kendi bünyelerine katıyorlar. İlk eylemlerini de 1890'da İstanbul'da gerçekleştiriyorlar. Bu eylem sonrası bir kısmı tutuklanıyor, bir kısmı kaçak duruma düşüyor. 

İşte Hampartsum Boyacıyan (Murad) bu eylemi örgütleyenlerden birisi. Önce Avrupa'ya kaçıyor sonra yine İstanbul'dan üniversiteli bir arkadaşı ile parti görevi olarak Sasun dağlarında gerilla faaliyetleri örgütlüyor.

Zaten dağlarda farklı nedenlerle dolaşan Fedailer var. Birkaç yıl içinde tarihe Sasun İsyanı-Direnişi diye geçen olaylar yaşanıyor.

Birkaç bin yoksul Ermeni köylünün katılımıyla büyüyen bu hareket, Abdülhamid döneminde Osmanlı ordusunun müdahalesiyle bastırılabiliyor. Boyacıyan da yakalanıp ağır işkencelerden geçiriliyor.

Tıp fakültesi son sınıfta okuduğu için işkence yaralarını kısa sürede kendisinin iyileştirdiği söylenir. 

Avrupa kamuoyunun da baskısıyla idam cezası müebbede çevriliyor. 13 yıl sonra da sürgünde olduğu Trablus'ta partinin dünya merkez komitesine seçiliyor ve parti tarafından Avrupa'ya kaçırılıyor.

Onu, Paris'te İttihatçılarla bağlantı halinde görüyoruz. 1908 devrimi ve Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul'a dönüyor. 

İttihatçılarla Hınçak Partisi adına Sabah Gülyan'la birlikte görüşme gerçekleştirirken, İttihatçılar onu Talat Paşa'ya Sasun kahramanı diye tanıtıyorlar.

Daha sonra oluşan meclise de Adana milletvekili olarak giriyor. O mecliste Talat da var. 

Daha sonra üç Ermeni, bir Bulgar (Dımitar Vlahof) vekil ile fiili bir sosyalist vekiller grubu kurup; işçi hakları, sendikalar ve grev yasası, adaletli vergi alınması, çalışanların taleplerinin karşılanması, kadın hakları gibi birçok konuda kürsüden konuşma yaparak sosyalizmi savunuyorlar. 

Bu grupta bulunan Van milletvekili Vahan Papazyan (Goms) da 1908 devrimi sırasında dağlarda. Epey geç ikna oluyor dağdan inmek konusunda.

Bunu Abdülhamid'in bir oyunu sanıyor. Ama dağdan indiğinde yanındaki fedailerle birlikte onu Van valisi ve Van alay komutanı resmi bir törenle karşılıyor.

O da yeniden açılan Osmanlı Meclisinde Van milletvekili olarak yerini alıyor.

Osmanlı Meclis tutanaklarında Vahan Papazyan'ın eğitim konusuyla ilgili yaptığı konuşma o güne değin Meclis-i Mebusan toplantısında yapılmış en bilgilendirici ve aydınlatıcı konuşmalardan birisi.

Osmanlı'da okuryazar oranını, farklı ülkelerin oranlarıyla kıyasladığı konuşması, süresi dolduğu halde tüm vekillerin ısrarları ve "istifade ediyoruz" bağırışlarıyla bir süre daha devam ediyor. 

Tebriz doğumlu ve St. Petersburg Üniversitesinde okumuş olan Vahan Papazyan, belli ki dağdaki sığınaklarda vaktini boş geçirmemiş ve entelektüel yanını geliştirmiş.

Meclis tutanaklarındaki o veriler, bugüne bile ışık tutacak nitelikte. Köy Enstitüleri benzeri bir eğitimi öneren Papazyan'ın bu önerisi, 1940'lı yıllarda Türkiye'de gerçekleşebilmiştir.

- Meclis'teki genel tutum ve politikaları için bir çerçeve çizebilir misiniz? Sadece Ermenilere yönelik değil, Osmanlı hükmünde yaşayan emekçilere, köylü ve işçilere, bu arada kadınlara dair fikirleri nelerdi?

Bu dört sosyalist vekil sadece Ermenilerin değil, Osmanlı topraklarında yaşayan bütün halkların hakları için mücadele ediyorlar.

Meclis tutanaklarında açıkça görüleceği üzere, yabancı sermaye ve kapitülasyon boyunduruğuna karşı çıktıkları gibi, sermaye tarafından düşük ücretlerle çalıştırılan işçilerin yanında yer alıyorlar.

Onların sendika kurma haklarını savunuyorlar. Aslında sosyalist fikirlerin yanı sıra Osmanlıcı bir programın hayata geçmesi için de mücadele ediyorlar.

Eğitimin modernleştirilmesinden tutun da bedelli askerlik yasasının zenginlerin lehine olduğundan, askere yoksul ailelerin çocukların gittiğine kadar, bugün bile aktüel olan konular üzerinde tartışma sürdürüyorlar.

Vergilendirmenin adaletli olmadığına ilişkin tartışma sürdürürlerken tartaklanıyorlar. 

Boyacıyan, sendikaların rahatça kurulup örgütlenmesinin, işçiler arasında milliyetçiliği köreltip sınıf kardeşliğini büyüteceğini söylüyor.

Bunun karşısında bazı Türk vekillerden "sermayenin işçileri ezmediği" yanıtını alıyor. Mecliste bir tane bile kadın yok. Çünkü seçme seçilme hakları bulunmuyor!

Ama kadınların bedenleri üzerine ileri geri süren tartışmalar esnasında sosyalist vekiller evlenme yaşının 9'dan, hiç olmazsa 13-14'e çıkarılmasını savunuyorlar.


- Bu bahsettiğiniz şahsiyetler ile koyu bir Ermeni milliyetçisi (ki adını taşıyan kitabında bu milliyetçiliği çok açıktır; Kürt köylerinde etnik temizlik yaptığını da açıkça söyler) olarak görülen Antranik Paşa arasındaki temel fark nedir?

Antranik ya da Serop, Ermeni ulusal mücadelesinde simge isimler ama sosyalist bir yapıya sahip değiller.

Antranik, doğduğu Şebinkarahisar'da gençliğinde Hınçak sempatizanı fakat daha sonra EDF ile birlikte çalışıyor. Gel-git yaşıyor ve sonuçta onlardan da ayrılıyor.

Sosyalizmle arasında mesafe var. Dolayısıyla eğer Papazyan ve Boyacıyan (Murad) ile kıyaslayacaksak aralarındaki temel farkın sosyalizme yaklaşım olduğunu söyleyebilirim. 

Bu etnik temizlik meselesini bilmiyorum. Kastedilen Sünni Kürtlere dönük öç almaya dönük katliamlar ise; 1890'da kurulan Hamidiye Alaylarının gerçekleştirdiği katliamlar ve 1915 soykırımı sonrasında da, Ermeni fedailerin nefret cinayetlerinden bahsedebiliriz.

1915'te soykırımdan kurtulmuş ve Çarlık ordusu içinde askeri birlikler oluşturmuş Ermenilerin, Rus ordusunun işgali altında bulunan başta Erzurum, Kars (Ardahan, Göle ve Doğubayazıt'ın sınıra yakın köyleri-FB) olmak üzere o bölgelerde Müslümanlara dönük katliam yaptıkları ve binlerce nefret cinayeti işledikleri biliniyor.


- Osmanlı Bankası baskınının arka planında sizce ne vardı?

Osmanlı Bankası baskını, bu topraklardaki şehir gerillacılığının ilk örneklerinden birisi olarak görülebilir.

Narodnizmden (Çarlık devrinde Rus serdengeçtiler-FB) beslenen Ermeni devrimcileri için böyle bir eylem planlamaları şaşırtıcı olmamalı. Çoğu yurtdışında üniversite okumuş gençlerden oluşuyor.

Dolayısıyla banka soygun amaçlı değil, propaganda maksadıyla basılıyor. Baskını 75 kişiyle planlarlar ama eyleme 26 kişi katılır.

EDF'nin organize ettiği bu eylemin talepleri arasında kimlik taleplerinin yanı sıra, adli reform, ibadet, eğitim ve basın özgürlüğünün sağlanması, siyasi mahkûmlar için af ilan edilmesi ve Ermenilerin yaşadığı bölge gelirlerinin dörtte üçünün yerel ihtiyaçlara harcanması gibi talepler de var.

Baskıncıların bir talebi de, Ermenistan olarak tanımladıkları bölgeye, 6 büyük devletin seçeceği bir Yüksek Komiser'in atanması, oradaki yöneticilerin bu Komiser ve Sultan'ın da onayından geçerek seçilmesidir. 

Önce Abdülhamid bankanın topa tutulmasını ister ama Fransız ve İngiliz sermaye gruplarının kontrolünde bulunan banka, Avrupa çapında önemli bir finans merkezidir.

Banka baskıncılarının talepleri Avrupa basınında yer bulur ama Osmanlı'da Ermenilere dönük katliamlar hızlanır. Birkaç gün içinde İstanbul'da binlerce Ermeni katledilir.

Baskıncıların önderlerinden olan ve baskının ilk anlarında ölen Ağınlı Papken Süni'nin memleketinde de 1500 kişinin katledildiği kayıtlara geçer. 

Banka baskını Paris'te Jöntürk ve Ermeni partilerinin arasında da tartışma yaratır. Aslında bu baskın, bir eylem dizisi olarak planlanır.

İstanbul Samatya'da içinde genç kadınların da olduğu fedai grupların karakol basmaları, Sadrazam'ın geçiş güzergâhına suikast timleri yerleştirilmesi gibi. Ama bunların çoğu gerçekleşmez.

Varılan anlaşma gereği, baskıncıların bir kısmı Rus elçisinin gemisiyle Marsilya'ya (Fransa) götürülür. Samatya'daki fedailer ise öldürülürler.

- EDF (Ermeni Devrimci Federasyonu) sorumluları, ne oldu da önce uzlaşıp ittifak yaptıkları İttihat ve Terakki yönetimiyle, sonradan kanlı bıçaklı hale geldiler? Bir kısmı katledildi, diğerleri ölümden kıl payı kurtuldular?

Paris'te 1902 ve 1907'de gerçekleşen Osmanlı Aydınlar Kongresi'nin en önemli iki gücü, daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan Jöntürkler ile siyaset sahnesinde öne çıkmış iki Ermeni partisinden birisi olan EDF (Taşnaktsutyun) idi.

1908 devrimi sonrası İttihatçılar EDF ile temas halindeler. EDF hem yaygın bir örgütlenmeye sahip hem de hitap alanları SDHP'ye göre daha büyük.

İttihatçılar, bu iki parti arasındaki rekabetin farkındalar ve EDF'yi bütün Ermenilerin tek temsilcisi gibi görüyorlar. Önceleri Osmanlıcı bir programı birlikte hayata geçirmek konusunda uzlaşı içindeler.

Giderek İttihatçıların Türkçü bir rotaya girmeleri ve Anadolu'nun gayrimüslimlerden arındırılması politikasını benimsemesiyle durum farklılaşıyor.

EDF, el konulan toprakların iadesi ve Ermenilerin koşullarının düzeltilmesi konusunda başından beri İttihatçılardan beklenti içinde.

"Aralarının bozulması" tanımından ziyade, İttihatçıların Osmanlıcı programı terk ederek büyük bir insanlık suçu olan soykırıma yönelmelerini vurgulamak daha doğru olur.

- SDHP (Sosyal Demokrat Hınçak Partisi), kendisiyle İttihat Terakki arasına ne zaman mesafe koydu?

Hınçaklar, Jöntürklere ve onun bakiyesi İttihatçılara başından beri mesafeliler. Onların Türkçü olduklarını ve sosyalizm bahsinde de fikirleri olmadığını düşünüyorlar.

Ama Meşrutiyetin geri getirilmesi, parlamentonun yeniden açılması, reformların hayata geçirilmesi konularında bu tereddütlerine rağmen bir temas kuruyorlar.

Tabii, Taşnaklarla sahip oldukları rekabet, Taşnakların 1908 sonrası hızla örgütlenmeleri ve Ermeniler arasında hitap alanlarını büyütmeleri, onların da başta İstanbul olmak üzere ülkeye dönüp örgütlenmelerini sağlıyor.

Sonuç olarak Hınçaklar, teorik önderleri Sabah Gülyan'ın vurguladığı gibi başından beri İttihatçılara mesafeliler.


- Birinci Dünya Savaşı'nın öncesinde ve sonrasında Hınçak ve Taşnak isimli iki örgütün Rusya ve Batılı devletlerle ittifakını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hınçakların ve Taşnakların Rusya ve Batılı devletlerle bir ittifak ilişkisine ben tanık olmadım. Avrupa kamuoyundan destek bekliyor ve orada sosyalist kimi önderle ilişki içindeler.

Fransa'da Sosyalist grubun önderlerinden Jean Jaures'le kurdukları ilişki sayesinde seslerini Fransız Parlamentosu'nda duyurma imkânını yakalıyorlar. 

Ayrıca her iki partide II. Sosyalist Enternasyonal'in üyesi durumundalar. Yüz yüze oldukları sorunları Enternasyonal vasıtasıyla yayma ve dayanışma talep etme şansına sahipler.

Milliyetler hapishanesi durumunda olan Çarlık Rusya'sı da Ermeniler için hiç de rahat sayılmaz.

Rusya'da bile Çarlığa karşı mücadele ediyorlar. Hatta Van'da yakalanıp yargılanan ve enternasyonalist bir tutumla Anadolu halklarının ortak vatanda bir arada yaşaması gerektiğini savunan Paramaz, Rusya'daki faaliyetlerinden dolayı cezası olduğu için oraya iade ediliyor.

Osmanlı yönetiminde baskı altındalar, topraklarına el konuyor hem merkezi idarenin hem de özellikle Hamidiye Alaylarının kurulmasıyla Kürt beylerinin kıskacı altında yaşıyorlar.

Kimliklerini, inançlarını özgürce ifade edebilmek arayışı içindeler ve bunun için de seslerini duyurmak istiyorlar. 

Hınçak teorik önderi Sabah Gülyan'ın şu sözleri bence her şeyi anlatıyor:

Tüm Türkiye'de merkezi bir hükümet oluşturulur ve devlet o ülkede yaşayan tüm halkları temsil eder, kanunlar tüm halkların iradesinin ifadesi olabilir ise, bölünme, ayrılma, yabancı devletlerin oyuncağı olma gibi olgular kendiliğinden ortadan kalkar.

Katliama uğrayan, hakları verilmeyen, topraklarına, sürülerine, kadınları kaçırılan, alıkonulan bir halkın seslerini uluslararası alanda duyurma çabası son derece doğal değil mi?


- Bu bağlamda Türkiye'deki sol çevrelerin hem genelde Ermeni sorunu, özelde ise Hınçak ve Taşnak gibi sol çizgideki örgütlere yaklaşımını doğru buluyor musunuz?

Sol-sosyalist hareket kendi tarihini 1920 ve Mustafa Suphilerden başlatıp daha önceki mücadeleyi yok saydığı için, enternasyonalizm sınavında başarısızdır.

Sadece Ermeniler konusunda değil, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu gibi bir tür enternasyonalizm konusunda turnusol kâğıdı görevi gören konulardaki tutumu da iyi değil. 

Kürt meselesi konusunda son 15-20 yıldır daha bir zihin açıklığından söz edebiliriz ama Ermeni soykırımı konusunda resmi ideolojinin tesiri altından bir türlü çıkamadı sol hareket. Emperyalizme takla attırıp, belli ezberlerle soruna bakmakta ısrar ediyor.

Paramaz kitabı çıkalı altı yıl oldu ama bir kesim ısrarla susuyor. Dr. Kıvılcımlı'nın çok kullandığı bir deyim vardır, "susuş kumkuması" diye.

Susarak konuyu geçiştirme ve önemsizleştirme tutumuna sahipler bu arkadaşlar. Hâlbuki anlatılan hikâye bizim hikâyemiz. Sosyalist hareketin yok sayılan, unutulan tarihi. 


- Sizce geçmişte sol/sosyalist söylemleriyle dikkat çeken Hınçak ve Taşnak örgütlerinin bugünkü vaziyetleri nedir?

Her iki parti de bir tür isimlerini yaşatıyor ve varlıklarını sürdürüyorlar. Gelenek takipçiliği yapabiliyorlar mı? Emin değilim.

Osmanlı'da yasal olarak kurulmuş, parlamentoda milletvekilleri bulunan bu partiler tam ne zaman kapanmış ya da kapatılmış incelemek lazım.

Ermenilerin nar tanesi gibi dağıldıkları dünyanın değişik yerlerinde örgütlülüklerine devam ediyorlar.

Ermenistan'da siyaset sahnesinde pek görülmüyorlar. Çağ dönüşümünden etkilenerek bunu programlarına yansıttıkları söylenemez.

Ermenistan'da aktüel politikada farklı tutumlar sergiledikleri görülüyor. Taşnaktsutyun, Paşinyan karşıtlığı yaparken Hınçakların tutumu böyle değil. 


- Gerek Hamidiye Alayları meselesinde ve gerekse Meşrutiyet sonrasında bazı Kürt aydınları (Dr. Abdullah Cevdet ve benzerleri), Ermenilere yönelik zulüm ve baskıya karşı çıkıp yazılar da yazmışlardı. Yukarıda bahsettiğiniz Ermeni sosyalistlerinin Kürt meselesi hakkında da fikir ve önermeleri var mıydı?

1908 yılında kuruluşunu gerçekleştiren ve aralarında Dr. Abdullah Cevdet'in de bulunduğu Osmanlı Demokrat Fırkası programı ile Hınçakların 1909 yılında içişleri bakanlığı tarafından kabul edilerek kuruluşu gerçekleşen Hınçak Sosyal Demokrat Partisi programını kıyaslamak bu tartışma için yararlı olabilir. 

Osmanlı Demokrat Fırkası, Meşrutiyet savunusu içinde olan ve esasen Osmanlıcı bir programa sahip bir partidir. Sosyalizmle hiçbir alakası yoktur. Milletlerin kendi kaderlerini tayin ilkesini de benimsemez.

Demokrasi düşüncesi çerçevesinde Osmanlıyı oluşturan bütün milletlerin birliğini savunur. Evet, bu anlamda Türkçü değildir.

Kısa yaşamını da Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katılarak sonlandırmıştır. Hınçakların programı ise ikinci Enternasyonal partilerinin programlarının bir benzeridir (Taşnaktsutyun da böyledir).

Programın ilk bölümünde, Osmanlı topraklarında yaşayan Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Rum, Bulgar ve diğerleri diye başlayan bir bölüm vardır.

İkinci bölümde ise ana dilde eğitim hakkını savunan birden fazla bölüm bulunmaktadır. 

Paramaz'ın 1897 yılında Van'da yargılandığı mahkemedeki sözleriyle bu söyleyişi bitirmek güzel olur:

Bizler milliyetçi değiliz, bizim talebimiz Ermeni'nin, Kürd'ün, Türk'ün, Arab'ın, Çerkez'in, Laz'ın, Yezidi'nin, Süryani'nin kendi oyuyla kendi yöneticilerini seçmesidir. Biz, bu geleceği, bütün Osmanlı Halkları için talep ediyoruz…


Bir not: Yazar K. Akın'ın "Ermeni soykırımı" tanımı, dünyanın çeşitli yerlerinde genelde kabul görmekle birlikte Türkiye'de hala tartışmalı ve ihtilaflıdır. 


Kadir Akın kimdir: 

1957 yılında Kocaeli'nde doğdu. 1982 yılında devrimci faaliyetleri nedeniyle tutuklandı ve Kurtuluş örgütü davasından yargılanarak hüküm giydi. 1988 yılına kadar cezaevinde kaldı. Sosyalizmin Krizi: Birlik ve Yeniden Kuruluş: Ermeni Devrimci Paramaz; Abdülhamid'den İttihat Terakki'ye Ermeni Sosyalistleri ve Soykırım; Saklı Tarihin İzinde isimli üç kitabı yayınlandı. Kendisi ayrıca Utanç ve Onur, Türkiye Solundan Portreler kitaplarında bölüm yazarıdır. Sevdaların Yangınından Geçti Kadın başlıklı anı kitabında geniş bir söyleşisi bulunan Akın'ın, Paramaz kitabından esinlenerek yaptığı RED belgeselinin yanı sıra, değişik haber portallarında yayımlanan yazı ve makaleleri bulunmaktadır. 

 

 

Kaynakça: 

1. Doç. Dr. Ali Dikici, "Son Dönem Osmanlı Polis Teşkilatı'nda Görev Yapan Ermeni Polisler"; Arşiv Görevlisi Fatih Kaleci, " XIX. Yüzyılda Ermenilerin Osmanlı Mali Sistemindeki Yükselişleri ve Etkileri". Türk-Ermeni İlişkilerinin Bölgesel Politikalara Etkisi (19. Yüzyıldan Günümüze" başlıklı sempozyum tebliğleri. 12-14 Mayıs 2016. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları.

2. Hrant Dink ve HAYCAR Mimarlar ve Mühendisler Dayanışma Derneği işbirliğiyle hazırlanan "Batılılaşan İstanbul'un Ermeni Mimarları" sergisi, 2010-İstanbul.

Bu yazı Independent Türkçe'den alınmıştır


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR