'Yok hükmünde, unutulan' kuşağımızın yasakları kalkarken (1)

Bu yazıyı kaleme aldıktan sonra TBMM'de, bir zamanlar darağaçlarına mahkûm eden kararların alındığı mekânda, sevgili Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın asılmasına parmak kaldırıldığı yerde, Erdal Eren'in, Hıdır Aslan'ın, Necdet Adalı'nın hakkında ölüm kararı verilen o binada kuşağımızın yasaklarının kaldırıldığı oturumu izledim.  

Demirel'lerin yerini almış olan milletvekillerini dinledim.

Bir sözcü yasakların kaldırılması için konuşma yaparken benim de adımı anınca, on dokuz yıllık zindan yaşamımı düşündüm içim acıdı…

Kavga bir yerde kesilmiş, bir yerde başlayacaktı elbette. TBMM'den çıkarken yazdığım yazıyı değiştirsem mi diye düşündüm. Değiştirmedim! 1

Ne oluyor?                                                                   

Evet… Ne oluyor?

Daha düne kadar bırakalım kamuoyunu, üstünde ağır yasakları taşıyan 78'li nice bedel ödemiş arkadaşımızın bile, biraz da "devrimci bir küçümsemeyle" omuz silktiği şu yasakların kaldırılması davası nasıl oldu da Türkiye gündeminin de Meclis gündeminin de ön sıralarına oturdu.

Kuşağımızın devrimci mücadelede inatçı olduğunu kimse inkâr edemez. Ama devrim hedefi dışında ortaya koyulan şu ya da bu sınırlı hedeflere gelince yazık ki hareketimizin en büyük hastalığı "maymun iştahı" dediğimiz sebatsızlık olsa gerek.

Hepimiz İstanbul-Ankara yolundaki birinci kilometreyi aşmadan beş yüzüncü kilometreye gelinemeyeceğini biliriz; ama devrim yolunda yürürken nedense hayalimiz geniştir.

Bir küçük siperi elde etmeden kaleleri fethetmek, Paris komünarlarından beri içimize sinmiştir. Marks onları "gökyüzünü fethe çıkanlar" diye tanımlamıştı.

Keçi boynuzu gibi kilolarca yemedikçe bir lokma şeker alamadığımız nice can sıkıcı hedefleri elde etmeden, o küçük hedeflere yürümeye yetenekli olan bütün güçleri yan yana getirmeden daha öte hedeflere ulaşmayı nasıl umabiliriz?

Elbette bir vakfın kendi önüne koyacağı gerçekçi hedeflerle, bir politik partinin kendi önüne koyacağı gerçekçi hedefler birbirinden farklıdır. Bunları biz birbirine karıştırmamalıyız.

Biz, 78'liler Vakfı Girişimi olarak önümüze 78'lilerin omuzuna yüklenmiş 12 Eylül'cü yasakları kaldırma hedefini koyduk.  

Bir hedef belirlemek bir iştir. Ama o hedefi elde etmek için inatla, kararlılıkla yürümek, onu elde etmek asıl iştir.

Burada bu çalışmanın öyküsüne değinmek istiyorum…

2000 yılının ortalarında az sayıdaki arkadaşla birlikte Vakıf yolunda adım attığımız zaman, kafalardaki ilk izlenim, bir tür nostaljik dayanışma örgütüne benzer bir hareket hedefine yöneldiğimiz biçiminde oluştu.

Vakfımızı bir tür "sosyal çevre" gibi gören pek çok insan hareketimize ilgi duydu. Nostaljik yemeklerde bir araya gelmek, anıları tazelemek, yitirdiklerimizi bir kere daha anmak, neşeli söyleşilerle yemeğe son vermek gibi insani beklentiler söz konusuydu.

Bu ilk aşamanın Vakıf çevresi esas olarak metropollerdeki eski 78 kuşağının, nispeten "başarılı" temsilcilerinden oluşuyordu.

Onların beklentilerini küçümseyecek değilim. Marks, Engels her zaman "insani olan hiçbir şey bize yabancı değildir" dememişler miydi?  

Ama bugün de Vakıf Girişimi'nin "temel taşı" olmaya devam eden az sayıdaki 78'li için, 78 kuşağı elbette nostalji konusu değildi, olamazdı, zaten olmadı da…


Onların; 78'linin adı yoktu

Türkiye'nin en etkili politik kuşağı haksızlığa uğramıştı. 12 Eylül'cülerin yapıp ettikleri "haksızlık" sayılmaz.

Onlar devrimci mücadeleden öç aldılar. Bizim kuşağımıza karşı suç işlediler.

Türkiye işçilerine, gençlerine, kadınlarına karşı bugün hala politik hesap defterimizde duran, tarihimizde görülmemiş bir barbarlığın "hayasız akını"nı gerçekleştirdiler.

Biz toplumsal, tarihsel, kültürel bir haksızlığa uğramıştık.

Kırımlarla küçültülen dar politik örgütlerin törenlerinde 78 kuşağının adı geçse de geniş kamuoyunda bizim kuşağımız suçlanmış ve unutturulmaya terk edilmişti. 2

Kuşağımızın bedel ödemiş ezici çoğunluğu on, yirmi yıl yatıp çıktıktan sonra düş kırıklığına uğramıştı.

Onların; 78'linin adı yoktu.

Kaşarlanmış itirafçılar, kendi kuşağını yerden yere vuran vicdansızlar ya da kendi geçmiş eyleminden dehşetli bir korkuya kapılmış yufka yürekliler adları ve sanlarıyla ünlenmiş, ama cezaevi kapısından adımını attıktan sonra, haklı ya da haksız gerekçelerle örgütsüz kalan ezici çoğunluk yüreğinde kendi tarihini saklayarak bir kenara çekilmişti.

Onlar unutulmuştu.

 
Ama unutulan bir başka şey daha vardı

78 kuşağının on binlerce üyesi, kendi yasaklarını unutmuştu.

Yasaklı olduklarından adeta habersizdiler.

Onların büyük çoğunluğu zaten bankalarda paraları olmadığı için, bu paraları çekme hakkından yoksun olduklarını nasıl bilebilirlerdi?

Onların birçoğu ağır yıllardan sonra, erkekse bir kadının, kadınsa bir erkeğin nikah masasına oturdukları zaman kendi özgür iradeleriyle evlenemeyeceklerini şaşkınlık içinde anlamış olmalıydılar…

Bu yoksul, bedel ödemiş, dürüst insanlar, ömür boyu vesayet altında olduklarının bilincine ancak o zaman vardılar.

Bizim 78'liler büyük olasılıkla, bu uydurma yasakları küçümsedi. "Dert mi bana" diyerek işin içinden çıktı.

Parası varsa bir yolunu bulup nasıl olsa bankadan parasını çekti. Şirket kuracaksa, yine öyle bir çözüme yöneldi.

Kimisi siyasal yasakları delmenin bir yolunu buldu. Osmanlı'nın "hileyi şeriye" dediği bir yoldan, tüzüklerde bürokrasiye "çalım" attı.

Yasaklıyken yasal örgütlerde, partilerde olabildiğince yer almayı, çalışmayı, dahası yönetmeyi bile başardı.

 

(Devamı yarın: Şimdi sıra 12 Eylül'le hesaplaşmada)

 

1. Bu makale 12 Eylül yasaklısı 78'lilerin Yurttaşlık Haklarının iadesine ilişkin kanunun 5 Mart 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu'ndan görüşülmesinden, oybirliği ile kabul edilmesinden önce kaleme alındı. Söz konusu kanunun çıktığı gözetilerek yeniden yazılmadı. İlk şekli korunmuş olarak YETMİŞSEKİZLİLER Tükenmez Dergisi'nin ilk sayısında yayınlandı.

2. 78'liler kavramı ve çerçeve programı Ekim/Kasım   1999'da iç ilişkilerde ortaya atıldı, Temmuz 2000'de Radikal'de Celal Başlangıç'la ve Milliyet'te Ahmet Tulgar ile yapılan kapsamlı röportajlarla büyük medya üzerinden duyuruldu. Sayısını rakam olarak tam anımsayamıyorum ama şüphesiz 100'ün üzerinde 78'inin katılımıyla, 20 Ağustos 2000'de İstanbul Beyoğlu'nda yapılan 1. 78'liler Vakfı Girişimi Kuruluş Kongresi ile yasallaşma sürecine girdi. 78'liler Vakfı Girişimi 12 Eylül darbesinin 20. yıldönümümde Bir bildirgeyle kuruluşunu bütün yazılı görsel bir medya ile ülkeye ve dünyaya duyurdu. Yukarıda ifade edildiği gibi 78'liler ismiyle tarihi yürüyüşünü başlatana kadar kuşağımız yok hükmündeydi.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Tükenmez Haber'in editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 


PAYLAŞ

DİĞER YAZARLAR